DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
AHMET KARASLAN
AHMET KARASLAN
Giriş Tarihi : 20-07-2020 12:51

YARALI MAHMUT

(Kaynak Kişi: Ali ÖZBAYIN, Babası H. Mehmet ÖZBAY’IN TEYPE KAYITLI SESİNDEN)

Vahdın birinde Osmanlı padişahlarından birisi Avrupa’ya gitmiş. Gördüğü yüsek binalara hayran galmış. Gendisinin de böyle böyük bir sarayı olmayışına hayıflanmış. Memlekete dönüşünde vezirlerini toplamış. Orada gördüklerini annatarah, böyük bir saray yapılması hususunda onların görüşlerini almış. Bütün vezirler, görkemli bir sarayın yapılmasında fikir birliği etmişler. Bunun üzerine padişah, bu sarayın yapılmasıyla ilgili işleri birinci vezirine havale etmiş. Birinci vezir, sarayı yapma işini aldıhdan sona memlekette ne gadar ünlü usta ve sanatçılar varsa hepsini toplamış. Sarayın yapılacağı yer belirlendikden sona çalışmalara başlanmış. Geceli, gündüzlü çalışmalarla saray gısa bir sürede tamamlanmış.

Vezir, tebdili gıyafetle sarayın çevresinde bekler; gelip-geçenlere sarayla ilgili onların fikirlerini sorarmış. Sarayı gezenlerin beğenileri, veziri çoh mutlu edermiş.

Günlerden bir gün bir adam, saraya dışarıdan hayran hayran bakıyomuş. Vezir bunun yanına giderek bu adama şöyle demiş:

— Güzel bir yapı değil mi arhadaş!

Adam, bir vezire, bir de saraya bakarak:

— Dışına bir diyeceğim yoh. Ama içini görmeden güzel olup olmadığını bilemem, demiş.

Bunun üzerine sarayın içini birlikte gezmeye başlamışlar. Sarayın her tarafını gezdikten sona böyük salona gelmişler. Adam, başını galdırarah tavana bir müddet bahmış. Sona da gendisini gezdiren yaşlı adama dönerek şöyle demiş:

— Çoh böyük, çoh güzel bir saray olmuş. Lâkin Gence şehrindeki sultanın sarayı bundan daha görkemli! O sarayın salonunun tavanında bulunan daş getirilip şuraya yerleştirilirse, o zaman daha görkemli olur...

İşte o zaman vezir, bu adama kimliğini açıhlayarah Gence Şehrindeki sultanın sarayına gendisini de götürmesini istemiş. Adam, vezirden gırk gün müsaade isteyip, gırh birinci gün aynı yerde buluşmaya söz vermiş. Vezir de bu gişinin kim olduğunu, evinin adresini alarak ayrılmışlar.

Mahmut ismindeki serseri ve işsiz, güçsüz bu adam; hayatında o şehirdeki sarayı hiç görmemiş bile. Gence’ye de hiç gitmemiş. Her şeyi sağlığında bezirgân olan babasından işitmişti.  Ayrıldıhtan sona bunları vezire söylediğine de çoh pişman olmuş. Ama artıh “Paltayı daşa vurmuş.” Evine gapanarah günlerce dışarıya çıhmamış. Bu işe çareler aramaya başlamış. Derdini anasına ve Ahmet isimli gardaşına da annatmamış.

Günler böyle geçip, zaman gısalınca olayı anasına annatmaya garar vermiş. Anası, oğlunu zor durumdan gurtarmah için, gocasının bezirgân arhadaşını arayıp bulmuş. Ondan oğluna yardım etmesini istemiş. Yaşlı bezirgân, Mahmut’u yanına çağırarah olayı bir de ondan dinnemiş. Sona Mahmut’a şöyle demiş:

— Oğlum, Gence şehrini bilirim. Ama ben çoh yaşlıyım. At sırtında yolculuh yapacah gadar güçlü değilim. O daşı getirmeyi ahlına goyan vezir, para harcamahdan gaçınmaz. Sen vezirden yüklü para iste. Birini benim için, diğerini de gendin için iki tane de cins at alacahsın. Benim atın üstüne bir sandıh yapdıracahsın. Bu sandıh yatabileceğim gadar böyük olacak. Ayrıca içine yol azığımı da goyduracahsın. Bir hafta yol aldıhdan sona mola vereceksiniz. O zaman yanıma gelip, beni sandıhtan çıhardacahsın. Ben de çevreye baharah sana yolu tarif edeceğim…

Şindi git bunları vezire söyle. En gısa zamanda bunları tamamlasın. Hareket etme gününde gel, beni de al... Demiş.

Mahmut, vezire ihtiyar bezirgânın söylediklerini ahdarmış. Bolca para almış. Bu paranın böyük bir gısmını anasına vermiş.  Tüm hazırlıhlar da gısa bir sürede yapılmış. Nihayet gırh birinci gün gelip çatmış.

Mahmut, gendisine gönderilen atlarlarla yol azığını almış. İhtiyar bezirgânı da sandığına yerleştirip, yanına yiyecek ve içeceğini goymuş. Bezirgân ona şöyle demiş:

— Benim üstünde olduğum atı yedeğinden hiç ayırma. Gündüzleri yol gidecek, ahşam olduğu zaman gonahlayacahsınız. Gonahladığınız her yerde beni sandıhtan çıharacahsın. Çevreye bahar ne yöne gideceğini ve bir gün sona yapacağını sana söyleyeceğim, diyerek sandığın içine yatmış.

Mahmut atına binerek, diğerini de yedeğine alıp gararlaştırılan yere gelmiş. Yolculuhda gendilerine refakat edecek bir bölük esker de hazır bekliyomuş. Mahmut’un geldiği vezire bildirilmiş. Vezir de hazır olunca yola çıhılmış.

Gündüzleri yol alınıyo, ahşam olunca mola veriliyomuş. Mahmut, ihtiyar bezirgânın söylediği gibi hemen sandığı attan indirip; gizlice ihtiyarı çıharıp çevreyi gösteriyomuş. İhtiyaçlarını giderip, talimatları aldıhdan sona onu sandığa goyup sabah yola çıhıyolarmış.

Bir hafta böyle yol aldıhdan sona vezir, gaç günlük yol galdığını Mahmut’a sormuş. Mahmut, bir an durahlamış ve şöyle söylemiş:

—Vezirim, bu iş bizim yürüyüşümüze bağlı olan bir şeydir. Bana az müsaade et de, bir hesap yapıp size bildireyim...

Hemen sandıhdaki yaşlı bezirgâna yavaşça sormuş:

— Emmi, vezir gaç günlük yolumuzun galdığını soruyo. Ben kilidi açacağım. Başını çıgararak gizlice çevreyi incele. İyi bah bahalım, biz nerdeyiz, Gence’ye ne zaman yetişiriz bana bildir, demiş.

Yaşlı bezirgân, gafasını çıkarıp çevreye göz atmış. Bulunduhları yerin adını söyleyerek “yirmi veya yirmi beş günde Gence’ye ulaşabileceklerini” söylemiş.

Mahmut, yaşlı bezirgândan öğrendiklerini vezire ahdarmış. Böylece üç hafta yol alınmış.

Üç haftanın sonunda gonakladıhları zaman gene bezirgânı çıharıp çevreyi inceletmiş. Bezirgân, yolun sona erdiğini anlayınca Mahmut’a şöyle demiş:

— Oğlum, şu görünen depenin arhasındaki şehir Gence’dir. Bundan sona benim yapabileceğim bir iş galmadı. Gerisi size galmıştır, cevabını vermiş.

Mahmut, bezirgânı yerine yerleştirdikden sona, ondan öğrendiklerini de vezire söylemiş. 

Sabah yola düşmüşler. Bezirgânın söylediği gibi, sırt aşılınca Gence şehri görünmüş. Şehre yahlaşan ordu, savaş düzeni alınca, Gence’ye elçiler gönderilerek geliş sebepleri bildirilmiş.

Bunun üzerine Gence sultanı, divanı toplayarah teklifi görüşmüş. Divanda sarayın tavanındaki değerli daşın verilmemesi, gerekirse savaş yapma gararı verilmiş.

İki ordu da savaş düzeni aldıhdan sona, yiğitler meydana çıharah er dilemişler. İki gün böyle savaş yapılmış, hiçbir taraf da üstünlük sağlayamamışlar. Osmanlı eskerlerinden çoh sayıda er ölmüş. Yapılan tüm savaşları Gence eskerleri gazanmış. Bu yüzden de vezir üzgün görünüyomuş. Mahmut’a içinden gızıyo, “Böyle bir daşın varlığını söylemeseydi; ne biz bu zahmete gatlanırdıh, ne de bunca gan dökülürdü!” diye düşünüyormuş.

Üçüncü gün Gence ordusundan bir er meydana at sürerek hasmını istemiş. Osmanlı eskerlerinden bunun garşısına çıhmaya hiçbir kimse cesaret edememiş.

Vezir Mahmut’a bahmış. Mahmut, bu bahışın ne anlama geldiğini anlamış. İstemeyerek atına binmiş. Yürekten öyle bir duâ etmiş ki, gözlerinde yaşlar ahmaya başlamış. İşte bu gözyaşının ardından gendinde böyük bir güç hissetmiş. Atını doludizgin rakibinin üzerine sürerek, gürz ile saldırmış. Rakibinden gelen hamleyi kalganı ile garşılamış. Bir vuruşta rakibini atından düşürerek, o da atından yere atlayıp göğsüne oturmuş. Bıçağını çıharıp vuracağı sırada rakibi, yüzündeki maskeyi sıyırınca dünyalar güzeli bir gızla dövüştüğünü görmüş. Şaşgın bir hâlde gızın yüzüne baharken, gız Mahmut’a şöyle demiş:

— Yiğidim, şindiye gadar hiçbir kimse bileğimi bükemedi. Beni ilk yenen gişiyle evleneceğime ahdetmiştim. İşte Şindi aradığım yiğidi buldum. Beni hatunluğa gabul edersen seninle evlenelim. Eğer gabul etmeyeceksen, öldürmek senin hakkındır...

Şaşgınlığını üzerinden atan Mahmut, gızın golunda dutarah galdırıp goluna girmiş. Mahmut’la gız Osmanlı ordusuna yönelince, padişahlarının gızının esir gittiğini gören Gence eskerleri savaşı gaybettiklerini annayıp dağılmışlar.

Osmanlı veziri çoh sevinmiş. Mahmut’un yendiği rakibini neden sağ olarah yanlarına getirdiğini öğrenmek için atını sürerek yanlarına gitmiş. Yahlaşınca onun bir gız olduğunu görmüş.

Eskerleri yenilen ve gızı esir giden Gence sultanı, elçiler göndererek barış istemiş. Yapılan görüşmede, gendilerine dohunulmaması şartıyla saraydan istenen daşı vereceğini bildirmiş.

Böylece annaşma yapıldıhdan sona tavandaki daş, itina ile ustalar tarafından yerinden sökülüp indirilmiş. İşler tamam olunca vezir, ordusuna “İstanbul’a dön” emrini vermiş. Esker aynı yollardan İstanbul’a geri dönmüş.

Gence’den getirilen daş, sarayın tavanına yerleştirildikten sona vezir, Mahmut’u çağırıp sarayı gezdirmiş. Bundan daha güzel bir saray olup olmadığını sormuş. Mahmut, başına bir sürü belâ açan sözlerini hatırlayarah, bundan sona söyleyeceklerine dikkat etmeye garar vermiş. Bundan daha güzel ve ihtişamlı sarayın olmadığını söylemiş.

Vezir, sarayın tamam olduğunu padişaha haber vermiş. Sarayı gezen padişah, salondaki daşın haberini veren ve getirilmesinde emeği olan Mahmut’u ödüllendirmek istemiş. Ona şöyle söylemiş:

— Yiğit evladım, istersen bu saraydan sana da oturacah bir yer ayrılsın. Ananı ve gardaşını de yanına al. Gence’den getirdiğin güzel ile düğününüzü yapmah boynuma borç oldu...

Mahmut, teklifi gabul etmiş. Anasını ve gardaşını da saraya getirterek gendilerine ayrılan bölüme yerleşince düğün hazırlıhları başlatılmış. Davetler yapılmış, gırh gün ve gırh gece sürecek şenlikler başlatılmış.

O zamanın âdetine göre damat, gerdek gecesine gadar gızı hiç görmezmiş. Bu nedenle Mahmut, gerdek gecesine gadar zaman geçirmek için İstanbul’un dışındaki ormanlarda avlanarah gönül eğlendirmeye gitmiş.

Gızının yesir gitmesi ve sarayındaki gıymetli daşı gaybeden Gence sultanı, onları geri alabilmek için çareler aramaya goyulmuş. Osmanlı ordusu ile savaşamayacağını annayan sultan, gaybettiklerini hile ila almaya garar vermiş. Bulduğu üç ünlü büyücüyü, gızını ve saraydan verdiği daşı getirmesi için İstanbul’a yollamış.

İstanbul’a gelen büyücüler, önce sarayın yahınından bir ev kiralamışlar. Âdetleri öğrenince aralarında iş bölümü yapmışlar.  İkisi ormanda Mahmut’u takibe çıhmışlar. Birisi de gadın gılığına bürünüp, sayardaki gıza ulaşmaya çalışmış.

Mahmut her gün olduğu gibi düğünün son gününde de ava çıhmış. İki büyücü de arhasından onu takip ediyorlarmış. Ahşama doğru büyücülerin yapdıhları büyü ile ortalığı siyah bir sis gaplamış. Kimse önünü ve yönünü göremiyomuş. Sisin geçmesine gadar Mahmut ve arhadaşları bir yere sığınmışlar.

Bu arada vakıt iyice ilerlemiş. Düğün sona ermiş. Gelini götürüp odasına goymuşlar. Mahmut’un dönmediğini gören gardaşı Ahmet, yanına bir gaç gişi alarah onu aramaya çıhmışlar. Gelinin yanında Mahmut’un anası ile bir tek gadın galmış. Zaman ilerledikçe herkesi bir telâş sarmış. Gelinin yanındaki gadın, Mahmut’un anasını odasına göndererek gendisi gelinle baş başa galmışlar.

Gelin, yanındaki gadına bu durumda ne yapması gerektiğini sormuş. Gadın da geline soruyla garşılık vermiş:

— Gızım adın ne, sen nerelisin?

Gelin bir ah çektikden sona annatmaya başlamış:

— Adım Abugüneş. Gence Sultanı’nın gızıyım. Gocam olacah adam, beni gavgada yendi. Önceden beni yenecek ilk adamla evlenmeye yemin etmiştim. O sebepten memleketimi, ana ve babamı terk ederek buralara geldim. Ama görüyosun ya en mutlu günümde gocam olacah adam ortalıhda görünmüyo! Nereye gitti, ne yapıyo?.. Yohsa düğünümüzü mü unuttu!

Zaten fırsat gollayan gadın gılığındaki büyücü, Mahmut’u Abugüneş’e kötülemeye başlamış:

— Aman gızım, çoh yazıh olmuş sana.  Gence Sultanı’nın gızı bu hâllere mi düşecekti!.. Gocan olacah o adamın, dohsan dohuz oynaşı vardır. Sen yüzüncüsün... Şindi kim bilir kiminle gönül eğlendiriyo!..

Bu sözleri işiten Abugüneş, beyninden vurulmuşa dönmüş.

— Demek onun dohsan dohuz oynaşı var ha!

— He ya gızım. Belki daha da çoh... Tek sevdiği sen olaydın, gerdek gecesinde burada olmaz mıydı?

Sinirleri iyice bozulan Abugüneş, bu durumda ne yapması gerektiğini gadına sormuş:

— Bunu önceden bilseydim iş golaydı. Artık iş işten geçti. Ben ne yapayım?

Gadın işlerin istediği gibi geliştiğine sevinmiş. Abugüneş’e şöyle demiş:

— Gızım, zararın neresinden dönersen kârdır. Mademki o, seni sevmiyo. Zorla güzellik olmaz. Çeker memleketine gidersin. Ben de sana yardım ederim...

Abugüneş, gadının sözlerine hah vermiş. Hemen üzerindeki gelinliği çıharmış. Bir mektup yazarah yatağın üzerine goymuş.

 

Dolansın evine gelsin,

Namemi eline alsın.

Dizine dövünsün galsın,

Durmaz giderim ilime.

 

Mahmut yârenini bulsun,

Gaderine gayıl olsun.

Gidiyom haberin olsun,

Durmaz giderim ilime.

 

Dolansın gelsin evine,

Derman arasın derdine.

Yoldaş olurdum gendine,

Durmaz giderim ilime…

Abugüneş ile gadın saraydan ayrılmışlar.  Abugüneş, gendisi için bekletilen bir ata binerek Gence’ye doğru yola çıhmış.

Sabah olunca sis ve duman ortalıhdan çekilmiş. Mahmut ve arhadaşları doğru saraya gelmişler. Gelinin odasına giren Mahmut, kimseyi bulamayınca anasına sormuş. Anası da ona şöyle söylemiş:

— Oğlum nerelerdeydin? Gelin bir gadın ile sabaha gadar seni bekledi. Gızcağız çoh üzüldü. Sona da bir ata binerek herhalde seni aramaya gitti...

Mahmut tekrar odaya goşmuş. Yatağın üstündeki mektubu görmüş. Açıp ohuyunca Abugüneş’in nereye gittiğini annamış. Hemen atına binerek dörtnala sürmüş. Birgaç gün gittikten sona Abugüneş’e yetişmiş. Arhasından türkü ile seslenmiş:

Gidersin yerine yerine,

İnce toz çökmüş serine.

Hiç mi bahman sen gerine?

Yârini goyup da giden iline…

Gız bu türküyü hiç duymamış. Arhasına dönüp bakmamış. Mahmut biraz daha yaklaştıktan sona türküye devam etmiş:

Düşmüşsün yollara serbes[1],

Gulağın duymuyor hiç ses.

Olmuşsun yârine inâs,

Yârini goyup da giden iline!

Abugüneş, geriye dönüp bahdığında arhasından Mahmut’un geldiğini görmüş. Ona şöyle söylemiş:

— Öteki sevgililerinden bıhdın mı? Geriye dön de dohsan dohuz oynaşınla gönlünü eğlendir! Dohsan dohuz oynaşın varken benimle ne işin olabilir? Peşimden gelme, memleketine geri dön!..

Mahmut’un ısrarı ve çabası, Abugüneş’i ikna etmemiş. Oğlan biraz daha yahlaşınca, gız sert bir cevap vermiş:

— Mahmut gelme, seni öldürürüm!..

Mahmut, tehdide aldırmadan yahlaşmaya devam etmiş. Gızı golundan dutup çevirmek istediği sırada Abugüneş, belinden çıhardığı kamasını Mahmut’un vücuduna saplamaya başlamış. On yedi yerinde bıçah darbesi alan Mahmut, alganlar içinde atından yere yuvarlanmış. Meğer gan ahınca büyücülerin yapdıhları büyü bozulurmuş. Biraz daha ilerledikten sonra Abugüneş’in aklı başına gelmiş. Dövünerek geriye dönmüş. “Eyvah! Ben ne yaptım? Ellerim gırılaydı... Mahmut’uma nasıl gıydım?..” diye ağlayarah atından inmiş. Sevgilisini bir ağacın gölgesine daşıyarah elbisesinden yırttığı parçalarla yaralarını sarmış. Mahmut’u ata bindirip Gence’ye götürmek istemiş. Aldığı yaralarla yola dayanamayacağını düşünerek bundan vazgeçmiş. Sona da onun hayatından umudunu kesmiş. Mahmut’un atını bir ağaca bağlamış. Ordan ayrılırken şöyle söylemiş:

— Ben Gence’ye dönüyom. Bu yaradan gurtulur da iyileşirsen peşimden gel. Seni bekleyeceğim…

Mahmut’u o hâlde goyup, yeniden yola düşmüş. Biraz sona yahınlardaki suyun başına bir kervan gelip mola vermiş. Yemeklerini yiyip dinlenmeye çekildikleri bir sıra kervancı başı ağaca bağlı olan atı farketmiş. Birgaç adamını haber getirmeye göndermiş.

Bu arada Mahmut da biraz gendine gelmiş. Adamlar, geri dönüp olayı kervancıya annatınca hep beraber yeniden Mahmut’un yanına gitmişler. Yaralarını temizleyip sarmışlar. Nerden gelip, nereye gittiğini, bu yarayı nasıl aldığını sormuşlar. Mahmut, başından geçen olayı onlara türkü ile şöyle anlatmış:

Öğleninen ikindinin arası,

Yahdı beni gaşlarının garası.

Bilmem hançer, bilmem bıçah yarası

Yaraladım yâr elinden yaram var.

 

Öğleninen ikindinin çağında

Ahdım galdı, ağ göğsünün ağında.

Yıhılası Garaman’ın dağında,

Yaraladım yâr elinden yaram var.

Bu türküden bir şey anlamayan bezirgân, Mahmut’un yardan düşerek yaralandığını sanmış. Adamlarına dönerek şöyle demiş:

— Bu yiğit, yardan yuvarlanıp yaralanmışsa, buraya kim bırahıp gitmiştir? Bu yara ile nasıl olmuş da buraya gadar gelmiş! Düştüğü yerden bir adım atması bile mümkün değildir...

Bu söz üzerine Mahmut şöyle cevap vermiş:

Hey bezirgân hiç mi yara görmedin,

Aşgın ateşine düşüp yanmadın?

Hançerin darbından yara almadın?

Bir gız yaraladı, yaram var benim.

Bu türkünün sonunda bezirgânbaşı, Mahmut’u bir gızın yaralandığını annamış.  Ona şöyle söylemiş:

— Bah yiğidim, biz Gence’ye gidiyoh. Sen nereye gitmek istersin bilemem. Bu hâlinle de seni burada bırahmah bana yahışmaz. Şindi istesen de istemesen de seni Gence’ye götüreceğim. Yaraların iyileşince memleketine ve istediğin yere gidebilirsin.

Mahmut, buna hiç itiraz etmemiş. Kervan Gence’ye ulaşınca bezirgân onu gendi evine indirmiş.

Bezirgânın Cerrah adında da yetişgin bir gızı varmış. Bu gız, günlerce Mahmut’un yaralarını temizleyip sarmış. Her gün onun yarasının iyileşmesi için uğraşıp durmuş. Aradan geçen zaman içerisinde Mahmut’un yaraları tamamen iyileşmiş.

Aradan hayli zaman geçmiş. Bu arada da Gence Sultanı, Abugüneş’i vezirinin oğluna nişanlamış. Pek yakında da düğünleri olacakmış. Buna çoh sevinen Cerrah Gız, Mahmut’un gendisiyle evlenmeye mecbur olacağı düşüncesine gapılmış. Cerrah Gız, Mahmut’u sevdiğini gendisine söylemiş. Mahmut, başından geçenleri Cerrah Gız’a annatarah; onun sevdiğinin Gence Sultanı gızı Abugüneş olduğunu söylemiş. Bir de Abugüneş ile gendisini buluşturması için, Cerrah Gız’dan yardım istemiş. Cerrah Gız, Abugüneş’in onu yaralayarah dağ başında ölüme terkettiğini; gendisinin de yaralarını sararah yeniden hayata döndürdüğünü belirterek “benimle evlen” demiş. Mahmut Cerrah Gız’ın teklifini reddederek Abugüneş’i arayıp bulacağını ve mutlaha onunla evleneceği fikrinde direnmiş. Yazacağı mektubu Abugüneş’e götürmesi için Cerrah Gız’a yalvarmış.

Mahmut’a çoh acıyan Cerrah Gız, sonunda mektubu götürmeye razı olmuş. Mektubu alarah doğru saraya gitmiş. Abugüneş’i bulmuş,  mektubu ona vererek gonuşmuşlar. Abugüneş, de Mahmut’la nerede ve nasıl buluşacağını Cerrah Gız’a söylemiş.

Bu arada sabırsızlıhla haber bekleyen Mahmut, Cerrah Gız’ın gelişini pencereden seyrediyomuş. Cerrah Gız eve yahlaşdıhca iyice sabırsızlanmış. Eve gadar gelmesini beklemeden pencereyi açıp, türküyle Cerrah Gız’dan haber sormuş.

Aldı Mahmut:

Evinizin önü dere,

Cılga gelir sara sara.

Cerrah Gız gittin habere

Gız ne dedin, yâr ne dedi?

 

Cerrah Gız, içinden şöyle demiş: “Abugüneş, onu öldürmek istedi. Ben de yaralarını sararah iyileşmesini sağladım. Babam evimize getirmeseydi, çohdan ölüp gitmişti. İyiliklerimize garşılıh daha da Abugüneş’i istiyo! Abugüneş’in onu yaraladığını, benim verdiğim emekleri hatırlatayım da belki Abugüneş’ten vageçer,” diyerek türküyle cevap vermiş.

 

Aldı Cerrah Gız:

Elim algana batırdım,

Telli çarşafta yatırdım.

Seni meydana getirdim,

Yiğit al beni sar beni.

 

Aldı Mahmut:

Sevdiceğim Abugüneş,

Gavli yalan, yüzü güleç.

Derdine olamam ilâç,

Gız ne dedin, yâr ne dedi?

 

Aldı Cerrah Gız:

Elimde mührünü bildi,

Haberini benden aldı.

“Niye gelmiş? Varman” dedi,

Yiğit al beni sar beni.

 

Aldı Mahmut:

Cerrah Gız böyle söyleme,

Öyle herzeleri yeme!

Beni o yârdan eyleme,

Gız ne dedin, yâr ne dedi?

Cerrah Gız, buraya cevap bulamamış. Mahmut’un odasına gelerek Abugüneş’in onu beklediği haberi vermiş:

— Sana bir iyi, bir de kötü haberim var. Önce hangisini söyleyeyim?

Mahmut, önce iyi haberi duymah istemiş. Bunun üzerine Cerrah Gız şöyle demiş:

— İyi haberim şudur: Abugüneş, yarın seni hasbahçede bekleyecek. Oraya giderken sana gadın elbisesi giydireceğim. Ben de yanında olacağım...

Kötü habere gelince, Abugüneş, vezir oğluyla nişanlanmış. Yarın düğün hazırlıhları başlıyomuş!..

Mahmut, kötü haberi duyunca çoh üzülmüş. O gece hiç uyuyamamış. Bütün gece Abugüneş’e ne söyleyeceğini, vezir oğluyla evlenmekten nasıl caydıracağını tasarlamış. Sabahı zor etmiş.

Sabah olunca gadın elbisesi giyerek Cerrah Gız ile sarayın yolunu dutmuşlar. Abugüneş, onları hasbahçede bekliyomuş.

Mahmut, Abugüneş’in yanına varınca, İstanbul’a düğün gecesinde neden gecikdiğini bir türküyle şöyle anlatmış:

Aldı Mahmut:

Ben de ava gitmişidim o zaman,

Serimi bürüdü bir gara duman.

Sabrına ermedin ey gaşı keman,

Sıkgındır hatırım, yastadır gönlüm.

 

Aldı Abugüneş:

Gence’ye geleli sarardım, soldum

Gırılsın ellerim çoh pişman oldum!

Gadanı alayım sen sefa geldin,

Bağışla gusurum, gel kerem eyle.

 

Aldı Mahmut:

Beni dağ başında goyup da gaçdın,

On yedi yerimden yaralar açdın.

Beni bıraharah Gence’ye gaçdın,

Sıngındır hatırım, yastadır gönlüm.

 

Aldı Abugüneş:

Er açılır hasbahçenin gülleri,

Figan eder İstanbul bülbülleri.

Boynuna dolayım zülfüm telleri,

Bağışla gusurum, gel kerem eyle.

 

Aldı Mahmut:

Anamı terkettim gız senin için,

Sılayı terkettim leblerin için.

Açıl hey sevdiğim göreyim saçın,

Sıngındır hatırım, yastadır gönlüm.

 

Aldı Abugüneş:

Usul usul gel beriye gavuşah,

Ayah ayah birbirimize ulaşah.

Ciğerpare gibi sarak, dolaşah...

Bağışla gusurum, gel kerem eyle.

İki sevgilinin birbirlerine türkü ile söyleşilerini dinleyen Cerrah Gız, aradan çekilmiş. Mahmut ile Abugüneş birbirlerine sarılmışlar. Bir ağacın gölgesine çekilerek uzun uzun gonuşmuşlar. Cerrah Gız, bu gonuşmaları gulag gabartarah ve imrenerek dinemiş.

Abugüneş, Mahmut’da babasının zorla gendisini vezir oğluna nişanladığını, Mahmut’dan da uzun zaman haber alamayınca öldüğünü sandığını söylemiş…

Düğünün son gününde gaçmak için birlikte bir plân yapmışlar. Buna göre Mahmut, gerdek gecesi yan odada saklanacak, Abugüneş’in işareti üzerine harekete geçecekmiş.

Günler çabuk geçmiş. Gene gadın gılığında saraya gelen Mahmut’u Abugüneş alarah gelin odasının yanındaki odaya sahlamış.

Düğünün sonunda gelini getirip odasına goymuşlar. Abugüneş vezir oğlunu beklerken, Mahmut da odanın duvarına gulağını dayayarah gelecek işareti beklemeye başlamış.

Vezir oğlu geç vakitlerde Abugüneş’in odasına girmiş. Bütün saray halhı, sarayın gıymetli daşının İstanbul’a gitmesine Abugüneş’in sebep olduğunu düşünerek ona kin besliyolarmış. Bu durumdan yararlanan vezir oğlu da sıh sıh Abugüneş’i azarlar ve onu küçük düşürmeye çalışırmış. Gerdek gecesi bile bu tavrını hiç değiştirmemiş. Odaya girer girmez sert bir tavırla Abugüneş’e seslenmiş:

— Aval aval ne bahıyosun! Çabuh çizmelerimi çıhart!

Abugüneş, çizmeyi çıharırken, vezir oğlu, onun göğsüne sert bir depik vurarah gene bağırmış:

— Bana şarap getir! Bu gece çoh  içip sarhoş olmah istiyom!..

Abugüneş şarabı getirmiş. Bardağı vezir oğluna uzattığında eline aldığı yumruh darbesi sonucu gırılan bardah gızın elini kesmiş. Artıh zamanın geldiğini düşünen Abugüneş, Mahmut’u yardıma çağırmış:

Aldı Abugüneş:

Satıyo da vezir oğlu satıyo çalım,

Kâsenin gırığı incitti elim.

Herhalde gözüne göründü ölüm,

Gıymetimi bilen yârim sen yetiş!..

Zaten her şeyi işiten Mahmut, bu anı bekliyomuş. Gılıcı elinde içeriye dalmış. Bir gılıç darbesi ile vezir oğlunu yere serdikden sona Abugüneş’in önceden hazırladığı atlara binerek Gence’den ayrılmışlar.

Arhalarından takip edilmek gorhusuyla dağdan, bayırdan bir hayli yol gitmişler. Osmanlı toprahlarına girince daha gorhuları galmadığından serbest hareket etmeye başlamışlar. Yorgun olduhlarından dinlenmek için bir ağaç altında uyhuya yatacahları bir sırada duyduhları sesin geldiği tarafa bahınca bir grup silahlıların gendilerine saldırmah için ilerlediklerini görmüşler. Eşgıyalarla aralarında çetin bir vuruşma başlamış. Eşkıyalar, önce önemsemedikleri bu iki gişinin çoh yaman savaşçı olduhlarını da geç annamışlar. Çoh sayıda arhadaşlarını gaybeden eşgıya grubu geri gaçmaya başlamış. Bir mağaraya girerek sahlanmaya çalışmışlar. İki sevgili, bunları sıhı bir takiple mağarada gıstırmış. Burada yapılan dövüşte tüm eşgıyalar öldürülmüş.

Geride kimsenin galmadığından emin olmah isteyen iki sevgili mağarayı didik didik aramışlar. Bu arama sırasında eşgıyanın halhdan zorla aldığı gıymetli eşyalarını bulmuşlar. Mağarada kimsenin olmadığını annayan iki sevgili goyun goyuna yatarah gısa zamanda derin bir uyhuya dalmışlar.

Meğer bu eşgıyalar, halhı canından bezdirmiş. Halh bunları İstanbul’a şikâyet etmiş. Padişah da “Bir soyda yiğitlik varsa, Deli Ahmet’ de neden olmasın” diyerek, Mahmut’un gardaşının gomutasında bir bölük eskerini bu eşGıya grubunu ortadan galdırmaH için görevlendirmiş. Deli Ahmet, gölgesinden bile gorhan biriymiş. “Padişahın emrine garşı gelinmez. Ulul emre itaat gerek” diye eskerlerin başında eşGıyayı takibe çıHmış.

Deli Ahmet, bir ağaca çıharah orada sahlanmış. Bir gısım eskerlerini de çıhdığı ağacın altında gendisini beklemeye ayırmış. Diğerlerini de çevrede araştırma yapmah için görevlendirmiş. Dağı-daşı arayan eskerler, eşgıyanın ölüleriyle garşılaşınca iz sürerek mağaraya gadar gelmişler. İçeriye giren eskerler, uyumadaa olan iki sevgiliyi gıskıvrak yahalayarah bağlamışlar. Mahmut’u eşgıyanın başı zannetmişler. Asgerler aralarında gonuşarah Mahmut’u öldürmeye, gadını da gomutanlarından bağışlatırıp gendilerine vermesi için istemeye garar vermişler.

Tüm bu gonuşmaları iki sevgili de işittiğinden, başgalarına yâr olmamah için arlarında yemin etmişler. Elleri ve golları bağlı bir vaziyette giderken gözlerinden de yağmur gibi yaşlar ahıyomuş.

Mağaranın gapısına geldiklerinde Mahmut eskerlere şöyle demiş:

— Bizi öldürmeyi ahlınıza goydunuz. Sizden son bir şey isteyeceğim. Bu isteğimi yerine getirdikden sona bizi ne yaparsanız yapın. Şuraya oturup bir türkü söylüyeyim.

Esgerler ona izin verince de mağaranın gapısındaki bir gayanın başına oturarah şu türküyü söylemiş:

Aldı Mahmut:

Garaca Dağı’nı bürüdü duman,

Kement golum sıhdı, hâlim pek yaman!

Bundan sona sağlığıma zor güman,

Gün be gün aksine gidiyor şansım.

 

Bilseydim buralara gelmezdim,

Gaflet uyhusuna yatıp galmazdım.

Haydin beyler golaylıhla ölmezdim,

Gözümden akıyo gan ile yaşım.

 

Golum bağlı, ölüm düşmez şanıma.

Garalı haberim verin anama.

Öldürün Mahmut’u, gıyman hanıma;

Duysa gan-yaş döker Ahmet gardaşım.

Bulunduğu ağaçtan türküyü sonuna gadar dinneyen Deli Ahmet, golları bağlı olan gişiyi sesinden tanımış. Ağaçtan aşağı atlayarah bir yandan goşuyo, bir yandan da bağırıyomuş:

— Durunnnn! Golu bağlı olan benim gardaşım Mahmut! Onu öldürmeyin!..

Esgerlerin şaşgın bahışları arasında iki gardaş birbirine doğru goşmaya başlayınca, esgerler de Abugüneş’in gollarını çözmüşler.

Esgerler, mağarada bulunan gıymetli eşyaları atlara yükleyince İstanbul’a doğru yola çıhmışlar.

Saraya bir müjdeci gönderilmiş. Eşkıyanın ortadan galdırıldığı, Mahmut ile Abugüneş’in de birlikte geldikleri haber verilmiş. Padişah başta olmah üzere tüm saray halhı çoh sevinmiş.

Padişah, Mahmut’u garşılayarah şöyle söylemiş:

— Yiğit evladım, eğer sen Abugüneş’i getiremeden gelseydin, sana gızımı verecektim. Madem sen sevgilini getirdin, ben de gızımı yiğit gardaşın Ahmet’e veriyom. İkinizin düğününü birlikte yapacağım...

Padişahın verdiği emirle düğün başlamış. Gırh gün, gırh gece düğün ederek muratlarına ermişler.

Onlar ermiş muratlarına, biz çıhalım tavan arasına.

 

 

[1]Serbest (Yörede böyle söylenir.)

NELER SÖYLENDİ?
@
AHMET KARASLAN

AHMET KARASLAN

DİĞER YAZILARI KÖYÜME (GÖMÜRGEN) 28-11-2020 15:57 İLKBAHARDA 21-11-2020 12:31 BAYRAMLAŞMA 14-11-2020 17:46 YENİ YOĞURT 07-11-2020 14:05 UTANIN!.. 31-10-2020 16:47 GARADAĞ’DAN GÖRÜNEN YERLE 24-10-2020 13:53 GÖMÜRGEN 17-10-2020 14:27 GÖMÜRGEN 03-10-2020 14:54 DEĞİL Mİ?.. 20-09-2020 18:29 KÖYÜME (GÖMÜRGEN) 14-09-2020 19:52 YAYLADA 05-09-2020 15:08 DEĞİL Mİ? 28-08-2020 11:27 GÖMÜRGEN 14-08-2020 11:19 VAR 07-08-2020 11:32 AHMET KARAARSLAN-ŞİİRLER 01-08-2020 10:55 ŞAH İSMAİL 29-07-2020 11:01 ÇOCUKLUĞUM 24-07-2020 11:44 GÖMÜRGEN 22-07-2020 12:03 YARALI MAHMUT 20-07-2020 12:51 GOÇ MUSTAFA 14-07-2020 12:15 KEDİNİN TEK OYUNU 01-07-2020 12:05 HİKAYELER... AH ADEM BABA AH!.. 29-06-2020 13:58 TOPRAK ANA VE MEVSİMLER 26-06-2020 12:02 CIRCIR BÖCEĞİ (Cırlayık) 22-06-2020 11:13 GÜVERCİN TİLKİ VE LEYLEK 13-06-2020 13:33 LANET OLSUN… 10-06-2020 13:35 DEVECİ İLE YILAN 08-06-2020 14:01 KÖSE DAĞI MASALI 01-06-2020 13:33 ÇİLKEKLİK VE DAĞ KUŞU 30-05-2020 12:15 TİLKİ İLE ÜZÜMLER 27-05-2020 14:24 KARGA İLE YILAN 26-05-2020 10:46 KAZAN ÖLDÜ!.. 25-05-2020 12:51 BİR KEMİK AT DA GÖR! 24-05-2020 07:01 GİDEYİM Mİ DAHA DA? 18-05-2020 13:15 VAAZ 16-05-2020 12:16 KONUŞAN KAVAL 07-05-2020 12:33 TARLA KUŞU 29-04-2020 16:33 AĞUSTOS BÖCEĞİ VE KARINCA 24-04-2020 12:25 KARGA İLE YILAN 21-04-2020 13:18 ANADOLU EFSANESİ 19-04-2020 11:20 KONUŞAN KAVAL 11-04-2020 14:16 KAZAN ÖLDÜ!.. 10-04-2020 15:37 AĞAM İSTANBUL’U MESKEN Mİ DUTTUN? 20-03-2020 11:18 GÖMÜRGENDEN İNANIŞLAR-3 13-03-2020 11:41 GÖMÜRGENDEN İNANIŞLAR-2 06-03-2020 13:45 GÖMÜRGENDEN İNANIŞLAR-1 28-02-2020 11:48 EZOP MASALLARINDAN 21-02-2020 11:01 BİR TÜRKMEN DÜĞÜNÜ... 14-02-2020 11:23 ÖKÜZÜ KESİN 07-02-2020 11:42 NASRETTİN HOCA FIKRALARINDAN ŞİİRLER 31-01-2020 10:53 ODUNCUNUN DİLEĞİ 24-01-2020 11:11 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-12 17-01-2020 11:53 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-11 10-01-2020 11:49 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-10 03-01-2020 11:18 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-9 27-12-2019 11:30 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-8 20-12-2019 11:15 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-7 13-12-2019 11:57 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-6 06-12-2019 11:41 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-5 29-11-2019 11:09 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-4 22-11-2019 10:59 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-3 15-11-2019 11:28 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-2 08-11-2019 12:06 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-1 01-11-2019 11:20 HABİB KARAASLAN-10 25-10-2019 11:34 İLK TEDRİSATA ARZUHAL 18-10-2019 11:26 HABİB KARAASLAN-8 11-10-2019 12:05 HABİB KARAASLAN-7 04-10-2019 10:57 HABİB KARAASLAN-6 27-09-2019 11:55 HABİB KARAASLAN-5 20-09-2019 11:02 HABİB KARAASLAN-4 ŞAİRLİK 13-09-2019 14:02 HABİB KARAASLAN-3 06-09-2019 11:34 HABİB KARAASLAN-2 30-08-2019 12:06 HABİB KARAASLAN-1 23-08-2019 11:45 GÖMÜRGEN’DE SAYIŞMA VE TEKERLEMELERİMİZ 16-08-2019 11:49 KONUŞAN KAVAL 09-08-2019 11:37
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Beşiktaş2044
  • 2Galatasaray2039
  • 3Fenerbahçe1939
  • 4Gaziantep FK2035
  • 5Trabzonspor2033
  • 6Hatayspor2032
  • 7Alanyaspor1931
  • 8Fatih Karagümrük2030
  • 9Yeni Malatyaspor2027
  • 10Antalyaspor2026
  • 11Göztepe2025
  • 12Çaykur Rizespor2025
  • 13Sivasspor1924
  • 14Başakşehir FK2024
  • 15Konyaspor2023
  • 16Kasımpaşa1922
  • 17Kayserispor1919
  • 18Gençlerbirliği2019
  • 19MKE Ankaragücü1918
  • 20BB Erzurumspor2017
  • 21Denizlispor2014
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA