DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
ABDULLAH AYATA
ABDULLAH AYATA
Giriş Tarihi : 15-03-2020 12:51

UMRE-1

Elbette her inananın gönlünde hac veya umre ibadetini yaparak, Kabe’yi, kutsal toprakları dünya gözüyle görmek, Peygamber Efendimizin (SAV) İslam’ı yaymak için mücadele ettiği mekanları tanımak arzuların en kutsalıdır. Bu günlerde hacca gitmenin zorluğu insanları ister istemez umre ibadetini yapmaya zorlamaya başlamıştır. Biz de eşimle birlikte umre için niyetlenerek gerekli müracaat ve işlemlerimizi yaptırıp heyecanla beklemeye başladık. Müftülük yetkilileri gayet samimi ve ilgili vaziyette yapılması gerekenleri anlattılar. Benim işlerim mutlaka bir aksilikle başlar, lakin sonunda her şey yolunda giderek bedenimi ve ruhumu rahatlatır. Bu defa da öyle oldu. Kayseri’den tam kafile oluşmadığı için Karadeniz, Trabzon kafilesine buradan iki aileyi de ekleme yaptılar. Bizimle birlikte İstanbul’daki umrecilere katılacak olan Aydın Bey ve eşinin de Artvinli oluşu da ilginç bir tesadüf…

Neyse, THY’nin veya başkalarının kusuru mu bilemem, bilet verilen saatte uçak yok. İstanbul kafilesine yetişmemiz imkânsız.Aslında kimsenin art niyeti yok, sadece klasik benim her zamanki şansım…Değişik uçak seferleriyle,onların akşamüzeri vardıkları Mekke’ye biz sabah yakınına doğru ulaşarak arkadaşlarımıza katılıyoruz. Kısa tanışma faslından sonra, İstanbul’da giymiş olduğumuz ihramlarımızla birlikte ibadete başlıyoruz.

Rehber hocamız Osman Bey oldukça samimi, tecrübeli ve enerjik bir insan. Onun bu durumu, öteki arkadaşlarımızın candan davranışları bizi rahatlatıyor. “Kabe’yi il gördüğünde ettiğin dua kabul olunur,”diye bir inanış var. Ekibimizin son kontrolü yapılıyor. Eksiklik olmadığı kanaatine varılınca hocamızsın ettirmiş olduğu dualarla birlikte tavaf için hareket ediyoruz. Bazı kısımları inşaat halinde olan Kâbe duvarlarının sağından solundan geçerek tavaf alanına ulaşıyoruz. Kâbe görüldüğünde büyük ihtimalle çoğunluk benim gibi donup kalıyor, hangi duayı edeceğini şaşırıyor. Kalabalık arasına karışıp Osman Hoca’nın rehberliğinde kimseyi rahatsız ederek incitmemeye özen göstererek ilk tavafımızı yapıp, Safa-Merve tepeleri arasında say ibadetimizi de tamamladıktan sonra dinlenmek maksadıyla otelimize dönüyoruz. Otele gidiş geliş oldukça rahat. Sürekli otobüsler gidip geliyor. Diyanet insanları rahat ettirebilmek için her türlü imkanını kullanmış, beş yıldızlı otelleri aratmayacak konaklama tesislerinde yerler kiralamış, yiyecek, içecek konusunda sıkıntı yok. Otel lobisinde sürekli nöbetçi, danışman din görevlisi bulunuluyor, Türkiye’den gelen sağlık ekibi her daim hizmete hazır…

Zamanımız 15 günle kısıtlı olduğu için, rehber hocamızın maksadı bu sayılı günleri bizlere dolu dolu yaşatarak mümkün olduğu kadar fazla ibadet yaptırabilmek. Gerektiğinde belirlenen programın dışına çıkıp, kendi imkanlarımızla fazla ziyaret ve ibadetler yapabilmek. Bu sebepten konuşmaya, sohbet etmeye fazla zaman yok. Günlük birkaç saatle sınırlı uyku zamanıyla yetinmeye çalışacağız. Gerçekten Allah niyete göre zindelik veriyor, fazla yorgunluk hissetmiyoruz. Arafat, Hz. Ayşe Mescidi gibi uygun mekanlarda ihramımızı tekrar giyerek beş defa umre yapıyoruz. İnşallah Rabbim kabul etmiştir. Öncelikle sabah ve Yatsı namazlarını Kabe’de birlikte kılarak bazı zamanlarda serbest hareket ediyoruz. Bu durumda ekip arkadaşlarımızı yakından tanıma ve kısa da olsa sohbet etme imkânı veriyor.

Öncelikle Kabe’nin kuzey tarafına 1781 yılında Osmanlı tarafından Kâbe’yi asi kabileler ve bedevilerden korumak için yapılan ECYAD Kalesi’nin yıkılarak yerine “ZEM ZEM TOWER” adında devasa bir otel yapılması dikkat ve tepkimizi çekiyor. Tepesindeki saat şehrin her yerinden görünüyor. Göz alıcı  renklerle boyanıp bezenen bina pırıl görünümde. Aldığım duyumlara göre 72 katlı olan binanın gece konaklama ücreti 1200 dolar imiş. Fiyatı, orada konaklayan insanlar bizi ilgilendirmez ama tepeye çıkıp Kabe’ye kuşbakışı bakmak kimin haddine… Bir ara boşluktan yararlanıp o tarafa geçiyorum. Otelin altında ve yan binalarında dünyanın birçok yiyecek içecek, giyim markaları lüks mağazalar halinde sıralanmışlar. Kalabalık…sanki ayrı bir dünya, ayrı bir yaşam…

Mekke-Medine’yi kutsal alan ilan ederek her türlü hizmetini gören, korunması için tedbir alan, Kabe’yi her sene gül suyuyla yıkayan bizimkilerin düşünceleri nerede, bunların yaptıkları nerede?

Elbette kızıyorum şu anki Suud yönetimine. Aklıma , ‘ burada yaşayanların hepsi Hz. Ebubekir, Ömer, Osman ve inanmış sahabelerin torunları değil ya, zaten Peygamber Efendimizin soyunu da yok ettiler. Bazıları da Ebu Leheb, Cehil, Süfyan, Yezid, Kuteybe ve Efendimizi taşlayıp, hicrete zorlayanların,Ehli  Beyti katlettikten sonra Medine’yi işgal ederek üç gün boyunca serbest bırakılan talan ve tecavüz sonucunda doğan gayrimeşru,  Evladı Herre denilen şahıslar ve benzerlerinin torunları olmalı…’ diye geçiyor içimden. Bazen ise aklıma Hülagü Han geliyor. Emevi komutanı Kuteybe’nin, Türklerin dağınık dönemlerinde güya İslam’ı yaymak amacıyla binlerce Türk’ü katletmesi, talan ve tecavüz olayların Maveraünnehir civarında sınırsızca işlenmesi, esir edilen bazı şahıslara insanlık dışı muamele yapılmasını çocukluğundan beri annesinden dinleyen Hülagü İlhanlı Hükümdarı olunca;

“Tanırım kusura bakma bu sefer seni dinlemeyeceğim. Ya Arapları yaratmayacaktın ya beni. Yine de sana, Gök Tengri’yeand olsun ki en az bir milyon Arabı kılıçtan geçireceğim.” Sözleriyle önce fethettiği Bağdat’ta Türklerin katli vaciptir fetvasını veren Bağdat halifesini en aşağılayıcı bir şekilde atlara çiğneterek öldürtür. Milyon civarında Arabı intikam için katleder. Daha sonrasında alınması mümkün değil denilen Alamut Kalesi’ni fethedip, Hasan Sabbah denilen şarlatanın tacını tahtını başına yıkarak, bilemeyerek de olsa İslam’a hizmet yapmış olur. Acaba Arapların aklılarının başlarına gelmesi için yeni bir Hülagü’ye ihtiyaç mı var?

Hayır ne Hülagü, ne Kuteybe kimsenin İslam’a zarar vermesine izin verilmeli. Kuran’ı anlamak, hükümlerini uygulamak için başta Araplar olmak üzere tüm inananları manevi değerlerimizi yaşamaya, tarafsızlık ve dürüstlüğe yönlendirmeliyiz. Müslüman devletler arasındaki anlamsız, amaçsız savaşlara da bir an evvel son verilmeli…

Neyse, konuyu dağıtmadan haddimizi de aşmadan izlenimlerimize dönelim. Otobüs şoförleri, otel çalışanları genellikle Afrikalı, Bangladeş ve Pakistanlı kavruk yüzlü insanlar. Yüzlerinde ne gülümseme var, ne de hüzün belirtisi. Vesikalık resim gibiler. Çok az ücretle çalışıyor olmalılar. Sorulan sorulara zorakikısa net sözcüklerle cevap vermeye çalışıyorlar. Sadece işlerini yapmakla meşguller. Serbest zamanımızın birisinde eşimle birlikle Kabe’ye giderken üstleri, giysileri oldukça yıpranmış, zayıf, çelimsiz susuz kalmış meşe ağacı görünümünde bir çift dikkatimizi çekiyor. Tanışmak, ilgilenmek gereği duyuyoruz. Eşim kadın olanına, ben erkeğe yaklaşıyorum. Pakistanlı olup olmadıklarını soruyoruz. Keşmirli olduklarını söylüyorlar. Türk olduğumuzu anlayınca adam bana sarılıyor, gülümsüyor. Samimi, gariban bir deri, bir kemik görünümündeler. İçim sızlıyor. Samimi ortamda birlikte birkaç resim çekiliyoruz. Kim bilir, hangi zorluklara katlanarak, kaç defa tren, otobüs benzeri, araç değiştirerek, kaç gün süren yolculuk sonrasında kutsal topraklara ulaşmayı başarmışlar. Nerede kalıyorlar, ne yiyip içiyorlar? Tekrar dönüşleri hangi şartlarda olacak? Hep kafama takılan sorular oluyor. Ayrılmak zorunda kalıyoruz. Saray benzeri otelde kalanlarla onları kıyaslıyorum. Kafama deli düşünceler takılıyor. ‘Keşke bir an için şurada yönetim değişikliği olsa, böyle gerçek inanlar konforlu otellere yerleştirilip, orada konaklayanlar dışarı atılsa,’ gibilerden. Daha sonraki günlerde onlara rastladığımız yeri dikkatlice gözetliyoruz, belki de bir yardımımız olur mu diye. Ne yazık ki, bir daha aynı insanlara rastlamamız mümkün olmuyor. Aslında ibadet için dünyanın çeşitli yerlerinden gelmiş öyle renkli simalar var ki, insan İslam’ın bütünleştirici özelliğini burada daha iyi fark ediyor. Sultan Sazlığı’na konmuş ördekler misali yürüyüşleriyle Malezyalı, Filipinli kısa boylu saygılı, sempatik insanlar, baştan aşağı tek parça giysileriyle iri yapılı Mısırlılar, Beyaz tenli genellikle kilolu Özbekler, Kazaklar, çocuklarını bağrına basmış Afrikalı kadınlar, üç etekli giysileri ile Pakistan ve Hindistan’dan gelenler, ayrı renkler, ayrı giysiler, ayrı kültürler …Tek birleşme noktası İslam…(Devam Edecek)

 

 

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
ABDULLAH AYATA

ABDULLAH AYATA

DİĞER YAZILARI KAYSERİ’NİN BAŞKENTİ TOMARZA 15-02-2021 23:34 MİSAFİR 27-04-2020 11:34 KAYSERİ’DE BİR CENNET KÖŞESİ: ŞIHBARAK 18-04-2020 10:52 MİMARSİNAN   PARKI 22-03-2020 13:56 UMRE-3 17-03-2020 10:58 UMRE-2 16-03-2020 10:57 UMRE-1 15-03-2020 12:51 SINIRSIZ  ZENGİNLİK 23-02-2020 13:59 KLEOPATRA-4 19-02-2020 11:18 KLEOPATRA-3 18-02-2020 11:05 KLEOPATRA-2 17-02-2020 11:55 KLEOPATRA-1 15-02-2020 17:50 TAHSİN-2 10-02-2020 12:17 TAHSİN-1 09-02-2020 13:27  ALTI ADET TUĞLA 02-02-2020 14:26 İÇERİ GİRİYORUM HASAN, DIŞARI ÇIKIYORUM HASAN 26-01-2020 14:29 DEDE KORKUTUN OĞLU-2 13-01-2020 12:13 DEDE KORKUTUN OĞLU-1 12-01-2020 14:26 TREN GARINDA GECE 05-01-2020 14:17 SINIRSIZ ZENGİNLİK 29-12-2019 14:22 TREN GARINDA GECE-2 23-12-2019 11:13 TREN GARINDA GECE-1 22-12-2019 14:21 AKÇADAĞLI OLMAK AYRICALIKTIR -3 17-12-2019 11:54 AKÇADAĞLI OLMAK AYRICALIKTIR-2 16-12-2019 11:15 AKÇADAĞLI OLMAK AYRICALIKTIR-1 15-12-2019 14:32 EN BÜYÜK ZENGİNLİK-3 10-12-2019 11:14 EN BÜYÜK ZENGİNLİK-2 09-12-2019 12:08 EN BÜYÜK ZENGİNLİK-1 08-12-2019 14:46 ZARGANA 01-12-2019 14:44 ACAR EMMİ-2 25-11-2019 11:09 AŞTİ’ DE SABAH-2 18-11-2019 11:51 AŞTİ’ DE SABAH-1 17-11-2019 14:04 KÖMÜŞ MEHMET-2 11-11-2019 11:27 KÖMÜŞ MEHMET-1 09-11-2019 16:52 BABASI YAPILI 03-11-2019 15:02 HABİP  KÖPRÜSÜ-5 31-10-2019 11:28 HABİP  KÖPRÜSÜ-4 30-10-2019 12:11 HABİP   KÖPRÜSÜ-3 29-10-2019 11:16 HABİP   KÖPRÜSÜ-2 28-10-2019 11:31 HABİP   KÖPRÜSÜ-1 27-10-2019 13:29 EN ACIMASIZ TÖRE-3 22-10-2019 10:58 EN ACIMASIZ TÖRE-2 21-10-2019 11:41 EN ACIMASIZ TÖRE-1 19-10-2019 16:42
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA