DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
MEHMET HABİL TECİMEN
MEHMET HABİL TECİMEN
Giriş Tarihi : 31-01-2021 19:29

Türk Edebiyatı’nda zamanın taharrûatına tavzih

 

Yahya Nazım kimliğinde güncel yazına ilkeler silsilesi

--------------------------------------------------------------------

(1-)

 

Türkiye toplumunun (1) şiir ederinin birçok açıdan önemli notlar içerdiğini belirtmek durumundayız. Bunların en önemlisi Nazım Hikmet’in bize getirdikleri ile Yahya Nazım’ın eyleyip işledikleridir. Bu ayrımı yapma planlamasını aynen Yahya Kemal veya Nuri Pakdil arasında veya Orhan Seyfi Orhon’la Attila İlhan arasında da kurabiliriz. Velev ki kurduk bile!

 

Olmayan şeylerin dönemsellik farkları ile bizler bu meseleye dahil olmaya sevinsek de tekraren ihtiyatı elden bırakmadan diyeceklerimizi diyeceğiz… Çünkü ihtiyat akıldır nezdimizde…

 

§-Şöyle ki, Yahya Nazım’ın (??,-1727) 17. yy’dan aldığı kendi edebiyatını Mevlana Celaleddin (r.a) şiirinin tadından kotararak teskinlerken (2) ehli eşrafat tarafının ifadesi ile Fuzuli arabizm’ine yöntemsel olarak dahi meyletmediği anlatılır. Taşlıcalı Yahya’nın mesnevilerinin (hamse) Türkçeliği Nazım Hikmet serbestiyetine (nazım) nasıl bir kaside değeri katmışsa ehli eşrafatın konuya yaklaşımı itibarı ise düzenin kaside sevmezliği üzerinden olmuştur. Kasidenin unutulması ikliminde Nuri Pakdil’in ulaştırdığı dil ailesinin kimliği bize nasıl yol çizer, çok net olduğu belli mi? Türk Edebiyatı’nın sadece dil kimliğini yerle bir ederek bu meseleyi hallettiklerini düşünenlerin N.Ataç kimliği, Pakdil üzerinden geliştirdikleri empati ile, ne sağlamaya çalıştığı ve dahası Yahya Nazım’a nasıl bir katkı sunacakları belli mi? Değil! Yahya Nazım nasıl bir millîyet’tir?

 

Üstatlık meselesini çağın sorunu haline getirenlerin, (kim onlar?) Şekip Tunç veya Va-Nû merkezli tartışma kavramlarının üzerinden Burhan Toprak’ın devletle mahrem ilişkilerinin içinden bize aktardıklarına eğer vasf-ı diğer olma halleriyle öteki olmaları değerli değilse ‘anlatacakları’ olması gerekmiyor muydu? Dillerinin altındaki hep angajeli ama..? Öyle. Edebiyat bunu ‘’her haliyle’’, ikircikli durumuyla unutmadı.

 

Anti-kapitalist olmanın anti-komünist olmak-lığı, dil kimliğini bugünün edebiyatçısına neden ‘’kalıcılık’’ (stability) sağlamadığının anlaşılması gerekirken soracaklarımız şunlar olabilir mi? (ama her şey ayan beyan ortada, gizli taraftarlık ve saflaşmanın ötesinde bir şey yok aslında.)

 

§- Türk Edebiyat’ı evlat-baba ilişkileriyle bugüne kadar gelmiş olabilir. Ama bundan sonra böyle mi gidecek? Bir taraf inanılmaz bir para gücüyle roman kimliğinin uhdesini kendi hanesine alacak diğer taraf da, onca sağcılık kompleksi, laf yetiştirmeli kimliği ön planda (muktedirlik edası ile) sadece olan-biteni anlamadan uyduruk şeyler kaleme alacak. Hem de benim yetiştirdiğim adam falan yerde-ekranda edebiyat akademisi (lafazanlığı) kurdu diye telaşa verecek kendini, hem de (edebiyatsızlık -!- yüzünden dergisini kapatmak zorunda kalsa da. Birisi diyecek ki ‘’Ey kalın Türk’’ benim Erbain’im size yeter. İleri gitmeyin.! Turgut Uyar’ın o dönemin sosyal toplumcu kültür iklimine rağmen ‘’divan hassasiyetini’’ Pakdil’den de, öteye dikmesi ya; onların arasındaki –tutkallı- geleneğin hassa-sına bile yapıştırılamayacak kadar Pakdil’in, Uyar nezdindeki eğreltili gelenek dokunuculuğu? Hesaplı mı? Eyvah ki eyvah… Geleneği tanımı ile bilememek nasıl bir saflaşma kültürüdür? Kalın Türk’e, esas anlatılması gereken budur… Kalın Türk’ün anlamaya meyyal talepkarlığı da budur…

 

Bizlerin karartılmış ikliminde nasıl bir Nazım Hikmet bulma işlevselliğinden partizanca izler varsa Nazım Hikmet’in kendi döneminde kendi zatından üreyen ‘’kalıcılık’’ peşinde koşmak istediği de aşikaredir. Ama bunun için sadece Sovyet emeğini taklit etti, bizi değil.

 

Nazım’ın Batıcı -mısra- yerelliğin içimizdeki mısra kavgası ile Yahya Nazım’ın mısraının gerisinde-ilerisinde kalma meselesi, bugün neden edebiyatın ‘adamlık konusu’ değil.? Adam kim o halde? Kime adam diyoruz? Bir imparatorluk devrinin dilini ulus-devletçi yapının gizli Marksist aydınlanmacılığına serdetmek Türkiyeli aydının (periodic) dönemsellik ödevi-ydi-dir. Yahya Nazım bundan öylesine beridir ki!

 

§- Filvaki, sadece dönemsellik, adam kayırmacılık veya partizanlık mı? Şiirin şairdeki emeğini bilmemek mi? Ne olabilir ki, 17. yy proleter rujik (3) dayanışmasını kabul edebilir mi? Etmedi, Mesnevi de kaldı. Olan, ondan sonra oldu.

 

Hiç kimsenin şiirinin tadı dışında Yahya Nazım mısracılığının bizim edebiyatımızın başyapıtlarını bize aktarırkenki kadar samimi olmasına diyeceği olamazken Nazım Hikmet’in enternasyonalist iştihasına geçirilecek anlama tavzihi nerede dememesi, dikkat çekici değil mi? İkisi de, aynı anlam mı? Hani aynı kültürdü ama (Türk-Türkiyeli)? Turgut Uyar bunu gördü, Attila İlhan da, ya Nuri Pakdil gördü mü? Düpedüz ortadaki sorun edebiyatın Sağcı ve Solcu kimliğinin kavramları ile işgal edilmesidir. Buna ‘’İdeolocya Örgüsü’’ çare olamadı. ‘’Osmanlı Simitçiler Kasidesi’’ de… 1908 ihtilalci –ayrılıkçı- dili de… Mantık, Batı ile ideolojik uyumcuydu çünkü…

 

 

§- Şairlik kimliğini, bir şairin Türkçe ile yazmış olması ne denli bizim için önemli ise meselenin diğer ucundaki, Yahya Nazım portresinin mütevazı kimliğinin -emperyal- mısra gücü de o derece muhteşem bir Türkçe –edere- haizdir.

 

Bizler, bu tavzihatı şimdi yaparken Yahya Kemal’in cumhuriyet dönemi aralığındaki ağır ihanet zinciriyle bağlanan ideolojik kamplaşmalara bigâne gelenek vurgusu ve talepkar –buğzunun- Nuri Pakdil sanatının diline bir şey söylemesini anlama taraftarı değiliz? Ya böylesi düşünsel bir art arda dizilemeyiş sorununa rağmen Yahya Kemal’i, Nuri Pakdil’le –mevzulaştırma- garabeti ne olacak.? Uyumlu mu yani? Peki, Yahya Kemal’le Yahya Nazım nasıl bir sıradaşlık içinde? ‘’Türk imanının’’ Mekkeli Sevgili (sa.) bekçileri! Onlar!

 

§- Fable namlı sözlerini, söz kültürü anlamıyla Marksist sapmalar eliyle söyleten ideolojiyi (ideology) fikir kalıbı olarak ele aldığı iddia edilen Nuri Pakdil’le, sahih geleneğin arasında ciddi bir kopuş ikliminden bahsetmek gerçekten yerinde olurdu. Ona bu halini düzeltme –kült’ünden- niye kimse bahsetmedi? Dayanışma mı?

 

Bir-, Şöyle ki, Türk Edebiyatı birçok anlamı ile istila altında iken bu istilayı kabul edenler ve etmeyenler sınıflaması yapılırken hem de, (yapılması gerekli iken) senin istilacıların dilini kullanman, geleneği istilacı dille anlatmaya çalışman dahası, tavzih edilemez bir ihanettir. Öyledir! Peki bunu ihanetle açıklayan bizzat ‘’etrafındakiler,’’ yani ‘sanat olayı’ müntesiplerin de mi, konuyu dikşiyoner (dictionaire) kıstası ile bilmiyordu?. Lakin bu anlamı, dönemsellik adına görmeyen-görmek istemeyenlere karşı İsmetÖzelvari bir iç çekişle retorik diziminde bulunmanın da hiçbir anlamı var mı? Gerçekten var mı? Öyle mi yaptı İ.Özel, bilen var mı?

 

İki-, Meselenin, Nazım Hikmet ve Yahya Nazım arasında boyutuna getirdiğimiz tekrarât da şu olacaktır: Adının mısra ile birlikte yaşaması ile kurduğu mısranın etrafında yaşaması yani dahası iki ikon arasındaki dehşetengiz fark!… Hangisi tercihen sizindir? Aşk’ın anlamı nedir ikisinde? Bunca kelamın sahipleri tasavvûfiyet konusunda ne dediler? Na’t cihanşümulluğu; Piraye düz yazımı… Edebiyatın herkesin içinde söylenecek mana iklimli hali, dışa okunacak, aktartılacak, çıkabilecek içtepi kural-sız-sallığı… Böyle geliştirir şiir insanı, tarihin önünde…

 

§- Bizlerin bu anlamıyla Türk Edebiyatı üçlemesine başlarken söyleyeceklerimiz de bundan ibaret değildir. Şu noktada gözden ırak tutulmasın ki, edebiyatta hain olmakla hain bulma meselesi çoğu zaman birbirine karıştırılır. 20. yy Türk Edebiyatı bunun özeti bu türden olaylarla doludur. Hain, hain değildir; gerçek hain ise gizli matematiksel kabiliyettir. Olmaz öyle… Kim bilir, Recaizade’nin krala mektup yazıp İngilizler adına Güney Afrika’da savaşmak istediğini? M.Akif’i edebiyata dahil eden kimdir Recaizade’den başka…Peki ne adına…?

 

Nazım Hikmet için nerede ise bir asır boyunca edebiyat otoritesi lafzını kullananlara, Yahya Nazım’ın tek mısraını bilmeyen nesiller yetiştirildikten sonra nitelik kimliği gönyesini ulus devlet veya Marksist anlamsallık üzerinden kurmak veya 21.yy kavramları ile meseleyi anlatmak hangi sözlükten seçilecek tanımlarla mümkün olacak, bilen var mı? Peygamber sevgisinden mi? Proleter diktatörlükten mi? Devletin imparatorluk Türkiyesi üçlemesinden mi seçilecek, seçilecek olan? Üç Tarz-ı Siyaset nasıl bir rejimin yaşamsal kavramı oldu, kavga üzerinden?

 

§- Türk Edebiyatı Orhan Seyfi Orhon durağanlığı ile sol-Kemalist Atilla İlhan’ın nazmı arasında ciddi farkları gördükten sonra geleneğin yüreklerdeki bağ ki, -o bağ- Atilla İlhan’da ayan beyandır, Orhan Seyfi Orhon’un faydacı duru-luğunda görülmemesi neyi ifade eder? O, yukarıdaki ‘’çift başlılık’’ karşılaştırmalarının diğer halkasıdır. Ulusa, -ve yeni ulusa- edebiyatın değerleri üzerinden selam vermek böyle olması gerek-tir.

 

§- Nevzuhurîyetin ederi de şudur ki, nezdimizde, Türkiye’de edebiyatla ilgilenenlerin, edebiyatın -râkımsal kimliği- (seviye) konusunda hiçbir bilgileri olmadığı halde, ahkâm kesme yetenekleri aleniyettendir. Türk Edebiyatı’nın en nezih ortamlarda değerinin nispi olarak ortaya koymuşlarla çevre faktörü öncelinde, edebiyata dahil olmuşların karşılaştırmasının çevre adına alınmış olması (açık şike ahlaksızlığıdır.) adil değildir; -ki, Nazım Hikmet, Türk Edebiyatı’nın görünür çeperi olarak öndedir.- Buna rağmen, Nazım’ın edebiyat bilgisi veya isyan kültürünün bizim edebiyat kabiliyetimizi sınayacaklara katacağı ideolojik değerden başka bir şey yoktur. Olamadı da.!

 

Şimdi bizim savunacağımız, 60 sonrası kaotik edebiyatının, -İşçi Partili partizanlığının yani,- bugün dahi meseleyi kaotik anlamak isteyenlere ve konuyu eskimez haliyle bırakmak istemeyenlere söyleyeceği Yahya Nazım’ın dönemsellikten (periodical) uzak mısralarıdır. İ.Özel’in, özellikli kimliği Nazım Hikmet denilince Kürt Memed’i anladığı sürece konu bu haliyle değişmeyecektir. Bu savunumuz Türk Edebiyatı’nın süreçselliği adınadır.

 

Nazım Hikmet değerlendirmelerinde öne çıkan birçok –kalın mevzuların- nedenselinin Nazım’ın, içsel-filozofik haber-ci-darlığı dışında sadece zadegan grubunun (Osmanlı burjuvasının) iç mücadelesine atıfta bulunan içtepili anlamalarla donanımlı olduğunu anlamak bugün için zor olmamalı.

 

 

§-Şiir çeviri ahlakını, bir dörtlüğü, iki çevirmen adıyla yayınlayacak kadar ileri (!) götüren dergilerin etrafında şekillenen edebiyatın, ‘yönlenebilirliği’ üzerine oluşan ahvalini anlatalım mı? Değmez. Nazım ve Yahya Nazım üzerinden bunu yapalım dedik yaptık mı? Yaptık..! Peki, Yahya Kemal de gelsin mi ardımızdan? Onca çevre kabulü ile üstad-abi kabullerinin sessizce yemliklenmesi gerektiği savındaki diskurlara rağmen, biz edebiyatın kaç yüzü olduğunu, bunların çoğunun kendi içinde korkunç anlamsal zikzaklar çizdiğini anlatmak zorundayız.

 

Etnik edebiyat üzerinden Farisiliğe (Persiyyât) dalanların Mesnevi Farisiliğini (!) (sosyalizm) ideolojik olarak yermelerinin üzerinden ne (kaç yıllar) geçti ki? Kim bilirdi ki, farisiyetin klan (Anadolu ırkları) kültürü üzerinden bize komünîcard (communicard) Nazım Hikmet nedenselliği ürettiğini, ama Yahya Kemal’in böyle bir burjuvazi oyununa tevessül etmediğini nasıl aktarabilir birisi? Ama…

 

§- İslamcı -milliyetçilik,- Yahya Nazım anlamsalını anlamada yerinde mi bugün? Üç tarz-ı siyaset’in millilik kutbunu kimseye vermeyenler..! Onlar… Yahu adam şairim diye bütün büfelere şiir yetiştiriyor her ay, ama poetika’yı beklediği yer, şairliği aşırmalı tahayyülat olan yürek devleti ‘sunucusundan’... Bu iyi bir özgüven taktiği değil... İnanın değil. Üç tarz-ı siyaset üzerinden meselede -elbirliği ile- tarafların Aydınlanma Çağı ikliminde hallolmaz… Yahya Kemal’le, Yahya Nazım mutlu halleriyle bu zatlar -kimi İslamcılar- tarafından benimsense bile, bu böyle… Poetika gücü olmamak böylesine tesmiye edilebilir mi? Hayır.

 

Tavzih yapalım ama neyi? Yahya Kemal’in aruz inceliğini aynı şairin uydurmacılık diye reddeddiği mekanizmayı kendi dil ailesine mensubiyet diye taşıyan Nuri Pakdil’nin tavrına, Türk Edebiyatı inceliğinin yapacağı, sadece Yahya Nazım tavrı üzerinden mısrasıyla geri çekilmek olmalıdır. Biyografi değil mesele geleceğe kalacak mısradır, bunu tavzih edelim.

 

NazımHikmetce anamalcılık reddiyesinin tavzihini slogana dökecekse birisi, mesele kendiliğinden kulvar farkıyla ortaya çıkar.(4) ‘’Evrensel sanat’’ ilkesini sadece Batı kapitalizminin sahte Marksist eleştirisi üzerinden yapmasına ince bir uyarı yapmakla mükellefiz, ama bu hali, Nuri Pakdil’de sloganların dışında göremiyoruz. Bu uyarı, ilk önce ideoloji kavramını bilmeyenler üstünden olacaktır. Batı, geri planı olan kavramlar zinciridir. Batılı kavramın içini kendi oluşuyla doldurma savunması sahih değildir. Gelenek, İslam ve ideoloji bağlamı iyi kurulmalıdır. Yapılamadı, hâlâ ısrarcılar… Hiç doğru değil!

 

§- Ya da şöyle yapalım mı? Nazım Hikmet’in Türkiye kimliği üzerindeki tereddütlerle dolu niteliğini, efsanelerle dolu hayatını veya siyasilerin elinde sadece halk kitlelerine ulaşmak, kendi rigite’liklerini eğelemek için kullandıkları mısraları, onların ortak nedenselliği adına bizde mi görmezden gelelim? (Marks nedensellik der ya..! ) Ya Necip Fazıl üstadın görmediği birtakım noktaları burada yazalım da üstadın ruhaniyetine mi görünelim? Yahya Kemal’de, kemalî vasf aranınca anlaşılması gerekenler konusunda kimse şunu hatırlamak istemez mi? O iyi bir şair olduğu kadar kaybettiği devletine yalnız mısraları ile değil, nazmıyla da ağıt düzen biriydi ve herkesin politik övgüler dizerek (Faruk Nafız) yer edinmeye çalıştığı siyasi kulvar başeğmezlerine hiçbir söz dizimi ve methiye –aruzuna- tenezzül etmeyerek -Nazım Hikmet ailesinin- bile önüne geçme karakterine ‘işaret koymalıyız.’ Nazım Hikmet anti-kapitalist-liğiyle, kapitalist övgüler zeminini ‘tanıdı’, mı? (var mı öyle bir şey?) Yahya Kemal ise burjuva şairliği ile burjuva üretim sistemin hep gerisinde mi durdu acaba? Bunu bilen hakkaniyet ölçeği var mı? Olmalı. Birinin derdi cihanşümul -Türk devleti- idi ve sözüm ona ataerkil artığı denildi. Diğerinin meselesi proletarya nispeti idi; ve ulusçu kimliğin -Lehli- uyumcusu yani. Öyle mi? Anlaşıldı mı konu?

 

§- Neden bunları şimdi kaleme aldığım meselesine gelince edebiyat durağanlık kaldırmaz. Edebiyatın içindeki adamların içtensizliği-niteliksizliği edebiyatının özel tarihini bilmiyor oluşları veya geleneğe çöğelmek varken birden Marksizm’i ve onun düşünme yolunu seçen ankaravî dergiciliğin eşrafını biz sahip olduğumuz kimlikle kimlikliyoruz. İmdi edebiyat külliyen bizden olmalı… Türklükten… Bre edebiyat diyoruz bre…! Orhan Seyfi Orhon bile Attila ilhan’a yerellik-mekân (site-kent) anlamında söyleyeceklerini söylemişse gerisi hep Yahya Nazım’dır.

 

 

 

 

  1. Türk olma kimliğinin
  2. Mesnevi bir şiir dilidir
  3. Çar’cı asalet. Bu kavram öylesine Rus kültürüne haksi hem köylü olmak hem de asil, mümkün değil gibi. (mi?)
  4. Üç tarzı siyaset temelde bir birbirini tamamlar diyen biz olmasına rağmen.
NELER SÖYLENDİ?
@
MEHMET HABİL TECİMEN

MEHMET HABİL TECİMEN

DİĞER YAZILARI Günahın metodik anlamsalı üzerine sözce 09-04-2021 15:24 Asyalı antikite kabiliyeti nedir duruşuna giriş 06-04-2021 14:04 Türk hâkimiyet yöntemi 30-03-2021 18:27 Aldanma üzerinden büyür aldatma 27-03-2021 19:39 Üç Tarz-ı Siyaset eksenli politik duruşun 20. yy eksenli eksantrik kabiliyetine cevabî giriş 15-03-2021 13:01 Marksizm’in uygulanabilir kavramları bağlamında kapitalist değerler 09-03-2021 11:14 Türkiye üzerinden aşklar koalisyonuna tazim 03-03-2021 12:52 İkircikli tekel kimliğine konuşma yazıtı 01-03-2021 14:04 Osmanlı toplumundan liberal Türk tabakalaşması düzenine giriş 27-02-2021 22:49 Laikçileşme üzerinden başlangıç 17-02-2021 12:46 Türk Edebiyatı’nda kadim-modern statükosu 16-02-2021 11:53 Bir gelişmecilik hikâyesi olarak modernité 09-02-2021 19:07 Üçlü politikaya karşı ‘Tek Tarz-ı Vahiy’ 07-02-2021 18:12 Türkiye siyasi kültüründe Fransa ihtilâl tarihi muhibliği  04-02-2021 13:03 Fikirdaşlara aşikâre ötelenmiş fikrî arkaplan 02-02-2021 17:28 Türk Edebiyatı’nda zamanın taharrûatına tavzih 31-01-2021 19:29 Medeniyetin öldürücü kültür kapsülü 28-01-2021 13:25 Üç kültür tekâmülü 27-01-2021 12:48 Hz. Muhyiddin’i anlama meselesine giriş 26-01-2021 14:46 Marksist felasifeye Türk dokunuşu 24-01-2021 17:45 Türk Medeniyeti Tarihi’ne Başlangıç Cümlesi 23-01-2021 18:20 Cemil Meriç meselesine giriş 22-01-2021 19:08 ‘Nurettin Topçu’ Meselesine Giriş 20-01-2021 09:23 Türk Edebiyatı’nı eleştirme kabiliyetine ilişkin… 19-01-2021 09:09 İsmet Özel eleştirisine ruk’a 17-01-2021 09:55 Metafiziği tanımlama kabiliyetine dair 16-01-2021 18:27 Marksizm’in beş eksiği beş fazlası 14-01-2021 17:42 Marksizm’in üretim kimliği, tüketim anlatımı 13-01-2021 13:19 İnanılmazlık üzerine metot teatisi 10-01-2021 15:04 Gidiş ve bir daha hiç gitmeyiş… 09-01-2021 17:17 Nice zaman ilinde bir şehir tesellisi… 05-01-2021 15:59 ‘Pazarın Sistematik Babaları’ (1) 03-01-2021 15:29 Marksizm neden küçümsenmemelidir zihniyetinin dikkatine… 02-01-2021 19:07 Market hükümleri üzerine kadim söz iklimi 23-12-2020 10:19 Kahvesiz kalmanın tatsızlığı… 22-12-2020 09:35 Dudak mimikleriyle gelişen tebessüm kimliğine dair… 19-12-2020 12:07 Are you love me neden demez İngilizce? 17-12-2020 09:34 BİR TEK METİNLE İNSANA NİZAM VERMENİN HİKÂYESİ 15-12-2020 13:41 BİR METEL AKŞAMINDA KAYSERİYYE 12-12-2020 11:20 TÜRKLÜĞÜNÜN DAS’ÜL EVRESI DAD-EL HÜKMÜ MEVT DEVRESI 10-12-2020 11:24 TÜRKİYE’NİN ZAFERLERİNE NASIL BIR GÖLGE TASAVVURU? SAĞ VE SOL TÜRKİYE İÇİN NASIL BİR KAVRAM OLMALIDIR? 09-12-2020 10:48 TÜRKIYE TARİHİNDE FAİZİN ÜÇ EVRESİNE DAİR 08-12-2020 14:38
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA