DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
AHMET KARASLAN
AHMET KARASLAN
Giriş Tarihi : 11-03-2021 11:32

LAFONTEİN MASALLARINDAN BASILMAYAN ŞİİRLERİM

 

 

Liste:

  1. AĞUSTOS BÖCEĞİ VE KARINCA (Fransa Versiyonu
  2. AKILLI TAVUK
  3. ALTIN YUMURTLAYAN KAZ
  4. ASLAN İLE FARE
  5. ASLAN İLE SİVRİSİNEK
  6. ASLAN POSTU GİYEN EŞEK
  7. AT İLE EŞEK
  8. BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR
  9. ASLAN TİLKİ VE GEYİK

10. CIRCIR BÖCEĞİ (Cırlayık)

11. ÇINAR İLE KAMIŞ

12. DOKTOR DER Kİ

13. ESKİCİ İLE ZENGİN

14. EŞEĞİN ÇİFTESİ

15. KİBİRLİ BALIKÇIL

16. KOMUTAN ASLAN

17. KORKAK TAVŞAN

18. KRAL MAYMUN VE TİLKİ

19. KURNAZ EŞEĞİN SONU

20. KURT İLE KUZU

21. ODUNCUNUN DİLEĞİ

22. TALİH VE DİLENCİ

23. TARLADAKİ HAZİNE

24. TAVŞAN İLE KAPLUMBAĞA

25. TİLKİ İLE TEKE

26. TOPRAK ANA VE MEVSİMLER

 

 

 

AĞUSTOS BÖCEĞİ VE KARINCA

(Fransa Versiyonu)

 

Sabahtan akşama tüm yaz boyunca

Şafakla kalkarmış yüğrük[1] karınca

Yiyecek taşırken her gün evine,

Cırcır böceği de sazı eline

Alarak çıkarmış ağaç dalına

Şarkılar söyler salına salına…

Gününü gün ederek düşünmez kışı

“Vur patlasın, çal oynasın” ne işi?..

 

Bir gece her taraf olmuş bembeyaz,

Hâlâ kar yağarmış, hava da ayaz.

Karnı tok, sırtı pek evde karınca

Yiyip, içip, yatarmış kararınca…

Çalınca kapısı çıkmış dışarı

Elinde valizi komşu haşarı…

Alay etmiş karıncayla o haylaz

Demiş: — Aptal komşu geçen bütün yaz

Çalıştın, yoruldun, hiç dinlenmedin.

Çaldığım şarkımı da dinlemedin.

Tatile giderim, haydi gel benle

O Kanarya Adaları’nda senle

Kışın sonuna kadar dinlenelim

Hem orada çılgınca eğlenelim…

 

Nutku tutulmuş karıncanın o an

Öfkesinden beynine sıçramış kan.

Demiş ki: — Ah seni haylaz! Arlanmaz…

Sefil, seviyesiz, alçak, utanmaz.

Ayol ben zaten şimdi tatildeyim

Yiyecekle dolu, sıcacık evim.

Gel içeriye gir karnını doyur

Dışarıda donarsın haydi buyur…

Bencil değilim komşuyu severim,

Donacaksın gel, gir yoksa döverim…

 

Ağustos böceği çok çok utanmış

Karıncanın ayağına kapanmış.

03/12/2012 Talas

 

AKILLI TAVUK

Tavuğun biri erken,

Tarlada yem ararken,

Bir tilki görmüş onu,

Hemen kesmiş yolunu.

Tavuk demiş: “Gıt gıdak,

Tilki geldi işe bak!

Şimdi ben ne edeyim,

Hangi yöne gideyim?

Gıt gıdak gıt gıt gıdak,

Yok mu bundan kurtulmak?”

 

Kaçmış, becerememiş

Yol bulup gidememiş.

Tilki kesmiş önünü

Bağlamış her yönünü…

Demiş: — Nereye böyle,

Selâmsız firar öyle?

Günlerce aç dolaştım,

Şükür sana ulaştım.

Gitme fazla ileri!

Kısmetimsin gel beri...

 

Tavuk demiş: — Ü ürü,

Sana şimdi bir sürü

Yumurta vereceğim,

Sırrını diyeceğim.

Yumurtalar sihirli,

Hemen yeme zehirli…

Onlar kuşdili bilir

Öttüklerinde gelir.

İstediğini yersin

Bu fikre sen ne dersin?..

 

Tilki demiş: — Çabuk ol!

Önümde uzun bir yol,

Gideceğim ormana,

Yumurtayı ver bana.

 

Tavuk demiş: — Birader,

Telâşlanan kaybeder.

Arkana dön yüzünü,

Sonra kapa gözünü.

Sihri bozulur aman!

Bakarsan yumurtlamam.

Tamamdır üç deyince,

Sonrası da keyfince…

 

Ebleh bu söze kanmış,

Bir kayaya yaslanmış:

Böyle hayli beklemiş,

Tavuktan ses gelmemiş.

Gözünü açıp bakmış,

Tavuk ortada yokmuş.

02/10/2012 TALAS

 

ALTIN YUMURTLAYAN KAZ

Falancanın kazı varmış,

Gözü gibi de bakarmış.

Altın yumurtluyormuş kaz,

Günlük yumurta ona az…

Demiş ki: “Kazı keseyim,

İçinde ne var göreyim.

Tüm altınları alayım,

Ziyade zengin olayım…”

Harisler hiç tatmin olmaz,

Karnı doyar, gözü doymaz!

Kesmiş kazı yatırarak,

Pişman olmuş ağlayarak...

Ne altın, ne de mücevher,

Kazda yokmuş hiçbir cevher!

“Az tamah, çok zarar verir”

Hırs her zaman kaybettirir.

Ahmet KARAASLAN

 

ASLAN İLE FARE

Minik, kara bir fare

Yenik düşmüş kadere.

Tuzağa yakalanmış, 

Her yerinden bağlanmış.

Çıkıp gelmiş bir aslan,

Fare demiş ki: — Sultan,

Bilmeden faka bastım,

Çıkamadım uğraştım…

Çift başlıdır atıfet,

N’olur kral yardım et!

Ömür boyu unutmam,

Karşılıksız bırakmam...

 

Aslan tuzağı kırmış,

Fareciği çıkarmış.

Fare teşekkür etmiş,

Aslana şöyle demiş:

— Başın düşerse dara,

Lütfen çekinme, ara.

Mutlak çıkar gelirim,

Sana yardım ederim...

 

Aslan gülmüş içinden,

Demiş ki: “Bu fareden,

Ne yarar gelir bana?

Bak şunun havasına!..

 

Zaman geçmiş aradan,

Bir ses gelmiş ormandan.

Aslan nara atarmış,

Fare o an anlamış.

Bakmış tuzakta aslan

Demiş: — Kralım yaslan.

Şimdi ipi keserim

Hele dur, Allah Kerim…

 

Olanca kuvvetiyle,

O halis niyetiyle

İpleri parçalamış.

Zor olanı başarmış.

 

ASLAN İLE SİVRİSİNEK

Sivrisinek uçarak,

Havada vızlayarak,

Bir aslana saldırmış.

Ona şöyle haykırmış:

— Şimdi kendini benden,

Heybetinden cüssenden,

Akıllı sanıyorsun!

Ne gururlanıyorsun?

İşte geldim yanına,

Gireceğim kanına!

Seni ısıracağım,

Canını yakacağım.

Konuyorum alnına

Biraz sonra karnına…

Pençenden, dişlerinden,

Hiç korkum yoktur senden.

 

Aslan demiş: — Git öte!

Benle uğraşma köfte...

 

Sivrisinek çok kızmış,

Çıldırmış, iyi azmış.

Burnuna kulağına,

Gözüne, dudağına...

Konup konup ısırmış.

Aslan o an şaşırmış!

Pençesini sallamış,

Kendini yaralamış.

Bakmış, böyle olmuyor;

Sivrisinek korkmuyor.

Alttan alıp, demiş ki:

— Sivrisinek inan ki,

Benden daha dişlisin,

Güçlüsün, kuvvetlisin...

 

Sivrisinek demiş: — Bak!

Gördün kim imiş korkak?

Bir daha bana çatma,

Kibirle çalım satma!

 

Bir örümcek ağına,

Düşerek tuzağına,

Kanatları bağlanmış.

Yüreciği dağlanmış.

Kendi kendine demiş:

“Anlamadım nasıl iş!

Ben ki koca aslanı,

Ormanın kralını,

Dize getirdim, yendim

Boşuna kibirlendim.

Bunu hiç düşünmedim.

Şu minicik örümcek,

O da beni yiyecek…

 

Düşmanı küçük görme,

Ona hiç fırsat verme

 

 

 

 

ASLAN POSTU GİYEN EŞEK

Avcılar bir aslan vurmuş,

Postu yüzüp ora sermiş.

Eşeğin biri ormanda,

Otlarken görünce yanda

Heveslenip postu kapmış

Sırtına elbise yapmış.

Böylece girince köye

 “Köye aslan geldi!” diye,

İnsanlar korkup kaçmışlar,

Köşe-bucak saklanmışlar.

Eşek bundan pek hoşlanmış,

Çifte atıp, yuvarlanmış.

Köylüler bakmış ki aslan,

Köyde anırır durmadan!

Anlamışlar bu bir eşek,

Hedefi yok, deli fişek…

Tutup bağlamışlar onu,

Dayak yiyip yanmış canı…

Karakaçan pişman olmuş

Akıllanmış, dersi almış.

Aramızda çok böylesi,

Kendi eşek, elbisesi

Aslanın postuna benzer.

Akıllılar hemen sezer…

 

AT İLE EŞEK

Komşular darda kalınca,

Yardım etmeli, insanca.

İnsanlığa bu yaraşır,

Erdemli böyle tanınır.

Köylü yolculuk boyunca,

At ve eşeği ardınca,

Bir ovada yürüyormuş.

Eşek yükten ölüyormuş.

 

Ata demiş ki: — Arkadaş,

Yüküm çoktur gel de paylaş.

Eğer bu yükten ölürsem,

Hepsi sana kalır sersem!

 

At hiç oralı olmamış,

Zerre kadar acımamış.

Gerçekten de ölmüş eşek.

İşte o an çakmış şimşek…

Köylü yüzerek deriyi,

Ata sarınca yükleri,

 

At demiş ki: “Ah holigan[2]!

Bana gerek şimdi kurgan[3]

Arkadaşı dinlemedim,

İnat ettim, düşünmedim!

Yardım etseymişim ona,

Bu yükler kalmazdı bana...

 

“Kaçan fırsat geri gelmez,

Son pişmanlık fayda vermez.”

 

BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR

Zengin bir çiftçi varmış,

Dağ köyünde yaşarmış.

Kalabalık hanesi

Kötü huyluymuş hepsi,

Çoluk-çocuk geçimsiz

İş-güç yapmaz verimsiz.

Bet bereket kalmamış,

Kimse huzur bulmamış.

Baba çok kaygılanmış,

Başında saç aklanmış…

Nasihat vermiş ama

Olmamış rahatlama.

Nasihat kâr etmemiş,

Tasa kaygı bitmemiş.

Adam buna üzülmüş,

Gözünden yaş süzülmüş.

Çağırmış çocukları,

Toplayarak onları

Demiş ki: — Oğullarım,

Ciğerim, yavrularım.

Şimdi dışarı çıkın,

Cıngar olmasın sakın!

Birer çubuk getirin

Şuracıkta oturun.

Son sözümü diyeyim,

Sonra rahat öleyim…

 

Gidip gelmiş çocuklar,

Ellerinde çubuklar.

Çubukları istemiş,

Demet yaparak demiş:

— Alın da bunu kırın,

Ufalayıp bırakın

Sınayın gücünüzü

Bileyim ününüzü…

 

Hiçbiri kıramamış,

Aslını anlamamış.

Baba demeti almış.

Çözüp bir bir dağıtmış.

— Yavrularım alınız,

Haydi şimdi kırınız…

 

Kolaylıkla kırmışlar,

Şaşkın şaşkın durmuşlar.

Adam demiş: — Çocuklar,

Bağlanınca çubuklar,

Dirençleri birleşti,

İyice kuvvetleşti.

Samimi olup özde,

Birleşirseniz siz de,

Tek sorun kalmayacak

Sıkıntı olmayacak.

Yoksa dayanışmanız,

Şayet tek kalırsanız,

Bilin zayıflarsınız.

Çabuk kırılırsınız…

 

ASLAN TİLKİ VE GEYİK

Hastalanmış kral aslan,

Demiş ki: “Tilkiye seslen”

Taze et istermiş canı

Çağırmış yanına onu:

— İyi dinle beni kurnaz,

Seviyorsan etme hiç naz.

Ormandan geyiği getir,

Yiyeceğim çatır çatır…

 

Tilki giderek ormana,

Bulunca demiş ki ona:

— Çok hastadır kralımız,

Ölecektir sultanımız.

Hiç umudu kalmamıştır,

Son demidir, anlamıştır.

Erişmiş artık emrihak,

Ondan kalan tacı sen tak.

Sana krallık verecek,

Birçok sırlar söyleyecek!

 

Geyik kapıdan girince,

Kral hamle yapmış önce

Isırmışta kulağından,

O kurtulmuş tuzağından.

 

Yine tilkiyi çağırmış,

Ona övgüler yağdırmış.

— Tilki, işinin ehlisin

Uzmansın, beceriklisin.

Durma, koş da git ardından,

Getir bakalım ormandan.

 

Tilki demiş ki: — Sultanım,

Başımın tacı hakanım…

Geyik geldiydi yanına,

Sen asıldığın kulağına

Ayaklarından tutsaydın,

Gerdanından ısırsaydın…

Bir kere daha gideyim

Şansımı bir deneyeyim.

 

Tilki koruluğa gitmiş,

Diller döküp yemin etmiş:

— Hemen kaçtın sen öfkeyle?

Niçin yaptın bana söyle?

Gizli şeyler diyecekti,

Birçok sırlar verecekti…

 

Geyik demiş: — Haysiyetsiz!

Kanacak ahmak bulun siz?..

 

Tilki ona hiç kızmamış,

Yılmamış ve bozulmamış:

—  Aman geyik kardeş dinle,

İnan işi şuydu senle:

O tuttuysa kulağından,

Hiç kimsecikler duymadan,

Sana sırlar verecekti,

Nasihatler edecekti.

Neden korkuyorsun ondan,

Artık yarı ölü aslan...

 

Çokbilmiş kandırmış yine,

Alarak götürmüş ine.

Aslan sağlam hamle yapmış,

Tam boynundan yakalamış

Gövdesini, kellesini,

Böbrekleri, ciğerini…

Bir güzelce yiyivermiş

Yüreğini görememiş

Kalp daha önce düşünce,

Tilki de yemiş gizlice.

Aslan çok arayıp durmuş,

Sonra da tilkiye sormuş.

Tilki demiş ki aslana:

— Eğer soruyorsan bana

Ödlek biri idi zaten…

Kalbi yoktu ki esasen.

Yürekten yoktu ki bir iz,

Boşuna ararsınız siz…

 

 

CIRCIR BÖCEĞİ (Cırlayık)

Ah seni cırcır böceği

Düşünmezsin geleceği…

Bu ne hâldir ey budala?

Sazını alırsın kola,

Sabah çıkarsın bir dala.

Hiç durmaz ötersin cır cır…

Ne zaman biter bu dır dır?

Üç aylık bir yaz boyunca,

Yine saz çalmıştın bolca.

Mutlu günler tez bitermiş,

Kış ansızın gelivermiş.

Kapıya çıkınca sabah,

Şansına kahretmiş bedbaht.

Dışarıda kış-kıyamet…

Demiş: “Bu nasıl adalet!

Nasıl çabuk geçti bu yaz,

Erken geldi kar ve ayaz!

Bir taneyi ambarıma,

Taşımadan kış kapıma,

Gelip çatmış ne yapayım?

Gidip komşuya bakayım.

Ödünç alır, borç isterim;

Yaz gelsin hemen öderim…”

 

Bu niyetle evden çıkmış,

Gözlerinden yaşlar akmış.

Utanarak, yalvararak,

Hüngürdeyip ağlayarak

Titreyerek borç istemiş.

Karıncaya şöyle demiş:

— Daha hazırlık yapmadan,

Bir tanecik taşımadan,

Bu kış nasıl çabuk geldi!

Geçen yıl böyle değildi.

Ne yakacak, ne içecek

Ne bir lokmam var yiyecek.

Hâlime bak titriyorum,

Açım komşum ölüyorum!

Komşudan yok mu haberin?

Bana bir ölçek borç verin,

Yaz gelsin de Allah Kerim

Gelecek yıla öderim…

 

Asık suratlı karınca,

Kızmış ona yalvarınca:

— Bir ilkbahar ve yaz geçti,

Üç aylık da bir güz bitti

Sen ne yaptın dokuz aydır?

Düşünmeden öttün dır dır!

Bilmez misin kış gelecek,

Kışa da hazırlık gerek!

Ben her gün şafakla kalktım,

Akşama kadar çalıştım...

 

Haylaz o an rezil olmuş,

Gözlerine yaşlar dolmuş:

— Sorma komşu, ah hiç sorma!

Bu hâlimle beni yorma.

Uyuyarak rahatladım

Saz çalarak ferahladım.

Daldan dala atlayarak,

Hep saz çaldım dolaşarak.

Beste yaptım sizin için,

Komşum bu fasılı geçin

Saz çalınca rahatladım…

 

Karınca kızmış, banlamış

Alay edip azarlamış:

— Saz çalanın bütün bir yaz,

Mutfağında yemek olmaz.

Şimdi evinize gidin,

Ailece halay çekin!

 

Atalar doğru söylermiş,

Ne de güzel öğüt vermiş:

“Yazın gölge hoş,

Kışın çuval boş...”

Çok ayıp etmiş karınca,

Biri dileğe varınca,

Verilmeden gönderilmez,

Elbet eli boş çevrilmez.

İsteyenin yüzü kara

Vermeyen olur kapkara…

31/08/2000 KAYSERİ

 

ÇINAR İLE KAMIŞ

Büyük, ulu bir çınar,

Dalına kuşlar konar.

Şişingenin huyundan

Geçilmez gururundan

Kimse memnun değilmiş.

Bir kamışa eğilmiş:

— Cılız komşu nasılsın?

Boruna tuz basılsın…

Hayatta mısın hâlâ?

Başına gelsin belâ

Bir rüzgâr estiğinde,

O sıska bedeninde,

Neler olur, ne yapar?

Niçin yerlere yatar

Eğilir yapışırsın,

Yerlerde ne ararsın?

Gel sığın korumama.

Rüzgârda kımıldama

Koca gövdem, dallarım,

Sayısız yapraklarım,

Güneş bile sızdırmaz.

Kasırga koparamaz,

Asla eğdiremezler,

Belimi bükemezler.

Siz tıfıl otlarsınız,

Rüzgârda yatarsınız.

Ah benim cılız yavrum,

Sana çok acıyorum!..

 

Kamış demiş: — Farfara[4]!

Beyni boş, kalbi kara.

Bir essin de fırtına,

Ben gireyim, altına…

 

İşte tam bu sırada,

Kasırga kopmuş karada.

Kamış yere eğilmiş,

İnat çınar dikilmiş.

Rüzgâra kafa tutmuş.

Kasırga da kudurmuş.

Koca çınar yıkılmış!

Paramparça dağılmış,

Ne kötü kibirlenmek,

Âlemi küçük görmek! 

 

DOKTOR DER Kİ

Aslan çok hastalanmış,

İninden çıkamamış.

Bütün hayvanlar gelmiş,

Ona sağlık dilemiş.

Tilki ortada yokmuş.

Kurt etrafına bakmış:

— Kralım tüm hayvanlar,

Ormanda yaşayanlar,

Emrinizde olanlar

Sizi sevip sayanlar…

Hepsi gelmiş huzurda

Tilki yoktur hazırda…

Onu hiç göremedik,

Yerini bilemedik.

Zaten hep böyle eder

Bilmeyiz nere gider…

 

Kral o an kükremiş,

Tüm hayvanlar titremiş:

  • Çabuk densizi bulun,

Tüm tüylerini yolun!

Alıp gelin yanıma,

Tak eyledi canıma…

 

Tilki kapıdan girmiş,

Hem de kıs kıs gülermiş.

Aslan onu görünce,

Bağırmış hiddetlice:

  • Nerelerdesin densiz!

Yakına gel edepsiz...

Ölsem sevineceksin,

Zevkten gebereceksin!

 

Tilki demiş: — Sultanım,

Kurban olsun bu canım.

Dağı, taşı taradım.

Size çare aradım.

Görüyorum bendeler,

Sık dokur, ince eler…

Hangisi olur çare?

Kaç kapıya, kaç yere

Bir sorunuz gitmişler,

Ne çare öğrenmişler?..

 

Aslan demiş: — Gel şöyle,

Çare ne imiş söyle.

 

Kıs kıs gülüp içinden,

Gayet emin kendinden:

— Doktor der ki kralım,

Bir kurt postu bulalım.

Sultanı ona sarın,

Hastalıktan kurtarın…

 

Aslan demiş: — Durmayın,

Tez kurdu yakalayın!

Derisini yüzünüz,

Üzerime örtünüz…

 

ESKİCİ İLE ZENGİN

Biri fakir eskici

Diğeri zengin çekici

Mutluymuş fakir olan,

Keder zengine kalan…

İki komşu yan yana,

İşte bir misal sana…

Varlıklının kederi,

Çok yanıkmış ciğeri…

Gözünü uyku tutmaz,

Hiçbir şeyden zevk almaz.

Geceleri kalkarmış,

Altınları yoklarmış.

Arada bağırırmış,

Oturarak ağlarmış:

“İşine bak Allah’ın!

Faydası yok paranın.

Mutlu olamıyorum,

Huzur bulamıyorum!..”

 

Komşusunu seslenmiş,

Ona şöyle söylenmiş:

— Komşum söyler misin sen,

Coşkun, sevincin neden?

Günde ne kazanırsın,

Kaç parayı harcarsın?

 

Fakir demiş ki: — Ağam,

Ona hiç kafa yormam.

Günlük kazancımı ben,

Tüketirim o günden

Ay hesabını bilmem,

Para da biriktirmem.

 

Zengin demiş: — Birader,

Öyle yazmış da kader…

Sana yüz altın versem

Al bunu sakla dersem

Değişsin karayazın

Gel zengin ol ansızın…

 

Yoksul keseyi almış,

O an huzursuz olmuş.

Alınca altınları,

Dünyanın kaygıları,

En kötü duyguları

Bedenini sarmışlar,

Başına toplanmışlar.

İşi-gücü bırakmış,

Derdi altın saymakmış.

Elem sarmış başını,

Zehir etmiş aşını.

Altınları alarak

Komşuya gitmiş koşarak:

—  Altınını al geri,

Beni etti serseri!

Kalmadı ağız tadım,

Hiç mutlu olamadım.

Neşemi, sağlığımı

Tümden aldı aklımı…

Ben bir günlük uykumu,

Mutluluk, huzurumu...

Dünyalara değişmem,

Zenginliği istemem...

 

Bağlanma maddiyata

Sıkı sarıl hayata…

 

EŞEĞİN ÇİFTESİ

Eşek gitmiş çayıra,

Yatmış tepe, bayıra…

Yemiş taze otlardan,

Bir kurt gelmiş yukardan.

Merkep kurdu fark etmiş,

Ot yemeyi terk etmiş.

 

Kurda demiş: — Şanslısın!

Kaçamam yakalarsın.

Büyük bir diken battı,

Canımı çok acıttı!

Ayağımda diken var,

Boyu bir parmak kadar!

 

Kurt yanaşmış yemeye,

Eşek de titremeye:

— Kurt kardeş beni dinle,

İşin zordur dikenle!

Batarsa boğazına,

Saplanırsa ağzına,

Vallah gebertir seni!

Yiyemezsin sen beni.

Dikeni çıkar önce,

Sonra da ye keyfince...

 

Kurt inanmış bu söze,

Bakışmışlar göz göze:

— Diken nerede hani?

Söylesene lâ-ya'ni[5]

 

Eşek demiş: — Şurada,

Ayağımın ucunda...

 

Kurt ararken dikeni,

Merkep demiş: — Çeneni

Çifte geliyor kolla!

Hemi sağ hemi solla…

 

Sağlam bir çifte vurmuş,

Sanki onu uçurmuş!

Kurt iki büklüm kalmış

Eşek köye yol almış,

 

KİBİRLİ BALIKÇIL

Sipsivri gagalı, uzun bacaklı

Bir balıkçıl varmış ağzı torbalı.

Kayalıklarda av arıyormuş,

Açlıktan karnı zil çalıyormuş.

Süzülerek mavi sulardan,

Önüne çıkmış kayalardan,

Gelmiş önüne iki sazan.

Bunları beğenmemiş gördek[6]

Bekleyip durmuş gidene dek.

Kibirli tenezzül etmemiş birine,

Çekilmiş her zamanki yerine.

Demiş: “Ben değilim ki budala,

Bunlara mı kaldım, kala kala?

Bekleyim, iyisini seçeyim.

Şansımı yeniden deneyeyim…”

Yakında yengeçleri görmüş,

Onlara dudak bükmüş, öğürmüş.

Bu arada gün batmış,

Sazanda şafak atmış.

Kayalıkta bir böcek,

Gidermiş sürünerek.

Balıkçıl çaresizce,

Yaklaşarak sessizce,

Eğilmiş koklamaya,

İlk lokmayı almaya.

İştahla kapıp yemiş,

“İşte kısmetim” demiş.

 

Zor beğenir olmayın,

Şunu hiç unutmayın:

Kader bir kere güler,

Şans geç gelir, tez gider…

 

KOMUTAN ASLAN

Aslan bir gün ormanda

Hayvanları kurulda,

Huzurunda toplamış.

Görev verip atamış.

Maymuna maskaralık,

Tilkiye hilekârlık,

Çakallara saldırma,

Köpeklere çıkarma…

Yeni vazife vermiş,

Biri şöyle söylemiş:

— Kralım, bir fikrim var.

Eşeklerle, tavşanlar

Çabuk panik yaparlar,

Ordumuzu bozarlar.

Onları almayalım,

Taburdan ayıralım.

 

Demiş ki: — Arkadaşlar,

Dinleyiniz yoldaşlar!

Tavşan haber sağlasın,

Eşekler de zıplasın…

Hiç biri ayrılmasın,

Ordu yarım kalmasın.

 

Akıllı bir komutan,

Yararlanır fırsattan.

Herkese uygun görev,

Düşünüp verilirse,

Başarıya erilir,

Zafer elde edilir.

 

KORKAK TAVŞAN

Tavşanlar çok ürkermiş,

Hep yuvada beklermiş.

Günlerce aç ve susuz,

Yuvasında huzursuz

Günlerce hiç bıkmadan,

Otururmuş çıkmadan.

Bir hareket hissetse,

Veya bir ses işitse,

Korkudan şaşırırmış.

Yuvada saklanırmış...

Dostları dese ona:

— Alışmalısın buna.

Sen cesur olmalısın,

Korkuyu atmalısın.

— Korku benden kuvvetli!

Düşmanlarım kudretli.

Hile bilir her türlü,

Yenemedim bir türlü…

 

Diye cevap verirmiş,

Ondan şüphelenirmiş.

Sıcak bir yaz gününde,

Çok susamış ininde.

Susuzluktan kavrulmuş,

Birden bire doğrulmuş.

Etraf ıssız ve boşmuş,

Dereye doğru koşmuş.

Kurbağalar kıyıda,

Önemsiz bir sayıda…

Yatıyormuş keyfince

Ürkmüşler o gelince.

Ödü kopmuş tavşanın,

Arkasına kayanın

Gizlenerek gözlemiş.

Kulak verip dinlemiş.

Ne gelen var, ne giden

Ne de hareket eden...

Ortada yokmuş kimse.

Demiş: “Bu ne vesvese!..

Korkuların ecele,

Faydası olmaz bile...”

Sonra çıkmış ortaya,

Kendini atmış suya.

Artık korkuyu atmış,

Biraz da çalım satmış:

“Nerdesiniz korkaklar,

Suya giren hayvanlar!

Tümü korkup saklandı,

Dere hep bana kaldı...”

 

Biterse cesaretin,

Elden gider her şeyin.

 

KRAL MAYMUN VE TİLKİ

Ölünce kral aslan

Sahipsiz kalmış orman.

Krallık tacı gelmiş

Hayvanlar hep denemiş.

En sonra giymiş maymun

Demişler ki: “En uygun…”

Maymun kral seçilmiş

Tilki razı değilmiş.

Önceden yapmış plan

Demiş ki: — Yüce sultan,

Bende bir harita var

Hemen şu yakın civar.

Hazine gösteriyor,

Bunu kimse bilmiyor.

Yasada bir hüküm var

Orada şöyle yazar:

Ülkedeki hazine

Gömü, servet, define…

Kralın helâl malı

Arayıp da bulmalı…”

Yerini ben bilirim,

İstersen gösteririm.

 

Maymun tarifi almış

Hemen ormana dalmış.

Düşmüş derin kuyuya

Seslenmiş yukarıya.

 

Tilki demiş: — Maskara

Faka bastın pis kara!

Her taç takan baş olmaz

Kral beyni boş olmaz.

Sen ormana sahipken

Ne gerekti hazinen!

Yakışır mı krala?..

Seni sersem, budala…

Ben ormana gideyim

Bunu haber vereyim.

İradeli, kudretli

Akıllı ve kuvvetli

Yeni kral seçelim

Biz bu faslı geçelim…

 

Hırsın esiriyiz biz,

Maymun gibi böyleyiz.

Benim ise tüm dünya

Ne gerek var paraya!..

02/10/2012 TALAS

 

KURNAZ EŞEĞİN SONU

Fakir bir köylü varmış,

Tuz getirip satarmış.

Erken kalkmış şafaktan,

Tuza gitmiş sabahtan.

Yükleyerek yükünü

Dönmüş yolun bükünü[7].

Geçmek için karşıya,

Merkebi sürmüş çaya.

Eşek yatınca çaya,

Tuz erir gider suya.

Artık öğrenmiş hayvan,

Sanki onu pehlivan

Su içine atarmış

Tuz eriyip akarmış…

Adam bundan usanmış,

Ama bir gün uyanmış.

Bu sefer sünger almış,

Eşeği çaya salmış…

Bir daha yuvarlanmış,

Bu sefer çok aldanmış.

Köye kan ter içinde,

Güç belâ geldiğinde,

Hatasını anlamış.

Bir daha hiç yapmamış.

19/07/2015 TALAS

 

KURT İLE KUZU

Kurdun biri ırmaktan

Su içerken, uzaktan

Bir minik kuzu gelmiş;

Su içmeye eğilmiş.

Kurt demiş ki: “Kısmetim,

Bugün ne iyi benim.

Bir sebep söyleyeyim,

Şu kuzuyu yiyeyim...”

Kuzuya demiş: — Neden

Koşup geldin tepeden,

Suyumu bulandırdın?

Bana çamur yutturdun!

 

Kurt ökeyle kükremiş,

Minik kuzu titremiş:

— Ama ey kurt amca ben,

Aşağıdayım senden.

Sen, benden yukardasın.

Akıntıdan anlarsın.

 

Kurt demiş: “Kuzu haklı,

Başka bir yol bulmalı.”

— Geçen yıl da burada,

Biraz şu yukarıda,

Aynı şeyi demiştin;

Suyumu kirletmiştin!

 

Kuzu demiş: — İmkânsız!

N’olur olma imansız!.

Geçen yıl doğmamıştım,

Burada olmamıştım…

 

Kurt demiş ki: — Ya kimdi?

Hatırladım annendi.

Ha sen, ha senin annen…

O da senin ailen.

Boşuna çabalama,

Hele yaklaş yanıma!

Ayağıma gelmişken,

Şurada kimse yokken,

Seni bırakır mıyım?

Deli mi, ahmak mıyım?

 

Kuzuyu yakalamış,

Orada parçalamış.

 

ODUNCUNUN DİLEĞİ

Fakir bir adam varmış,

Odun taşır, satarmış.

O kendini bileli,

Yaşantısı çileli.

Yine ormana gitmiş,

Gücü kesilmiş, bitmiş.

Kesip, yığmış bir yere

Sitem etmiş kadere.

Kendinden geçip gitmiş.

Gücü tükenip bitmiş.

Derin uykuya dalmış

O an bir peri gelmiş.

 

Demiş ki ona peri:

— Hey oduncu gel beri.

Nedir çektiğin çile?

Benden bir şeyler dile.

Sana yardım edeyim,

Ne istersen vereyim.

 

Oduncu demiş: — Peri,

Kaybolup gitme geri.

Bilmezsin çoktur tasam…

Neyi elime alsam,

Sapsarı altın olsun,

Yoksul canım kurtulsun.

 

Peri demiş ki: — Hay hay,

Benim için çok kolay.

Sen olsaydın sabırlı

Bundan daha hayırlı,

Bir şey verirdim sana,

Sonra kahretme bana…

Tamamdır mutabakat,

Dileğin kabul fakat

Hayatı berbat ettin,

Biraz ileri gittin…

 

Sihirli bir söz demiş,

Peri hiç görünmemiş.

Adam kalkmış yerinden,

Bir of çekmiş derinden.

Meşeden bir dal almış,

Hayretten donakalmış.

Palamut ve yapraklar,

Dalıyla kozalaklar

Sapsarı altın olmuş

Kahkaha atıp gülmüş.

Kendi kendine demiş:

“Oh ne büyük mutluluk,

Bu ne güzel kutluluk…

Bir oduncu değilim,

Bitti yoksulluk hâlim.

Çalışmak ve yorulmak,

Bitap düşmek, burulmak

Olmayacak ne iyi

Yiyeyim leblebiyi.

Testiden su içeyim.

Hemen eve gideyim...”

 

Gönlü ne istediyse

Eli neye değdiyse

Sarı metal kesilmiş,

Hatayı o an bilmiş.

Demiş ki: “Eyvah eyvah!

Böyle ne yaptım vah vah!

Dünyanın altınını,

Şöhretini, şanını

Verseler de istemem,

Başka dilek dilemem…”

Uyanmış silkinerek,

“Oh!”  demiş sevinerek.

Meğer görürmüş rüya,

Çok şükretmiş Mevla’ya.

 

TALİH VE DİLENCİ

Dilenci bir sokakta,

Kala kalmış ayakta

Birden bire bağırmış,

Âlem bakıp şaşırmış:

— Çok adam tanıyorum,

Onlara şaşıyorum!

Bolca parası vardı,

Tümü kumar oynardı.

Nefisleri doymazdı,

Geleneğe uymazdı,

İnfak etmez, kıymazdı

Safsataydı aymazdı[8]

Bir anda kaybettiler.

Sıfırı tükettiler[9]...

 

Şans perisi o anda,

Adamın karşısında,

Durup “merhaba” demiş.

Çil çil altın göstermiş:

— Ey dostum dinle beni,

Zengin edeyim seni.

Yapalım bir pazarlık.

Var mı okur-yazarlık?

Burada anlaşalım,

Sonra satma hiç çalım.

Sen torbanı yere dök,

Kâfidir diyene dek

İste altını benden.

O torba delinirse,

Teki yere düşerse,

Hepsi toprak olacak.

Sana hiç kalmayacak...

 

Kabul etmiş dilenci,

Kat kat artmış sevinci.

Altınla dolmuş torba,

Peri demiş ki: — Baba,

Torba doldu altınla,

Şartlarımı hatırla!..

 

Daha gözü doymamış,

Dilenci aldırmamış:

“Biraz daha ver demiş,”

Verdikçe de istemiş...

Torbası delinince,

Boğuk boğuk ve ince

“Eyvah!” diye bağırmış.

Hiçbir altın kalmamış.

Hepsi de toprak olmuş,

Adamın şansı yokmuş!..

Az tamahtan çok ziyan,

Gelir anlamaz insan.

 

TARLADAKİ HAZİNE

Çiftçi yatağa düşmüş,

Ecel gelip, yaklaşmış.

Çocukları ünlemiş,

Onlara şöyle demiş:

— Evlatlarım, oturun

Geçip karşıma durun.

Tarlamızın birinde,

Hazine var dibinde.

Ben duymuştum babamdan,

Çıkmadı hatıramdan.

Yoktu araç, donanım

Olmadı hiç zamanım.

Şimdi vakit kalmadı,

Bana nasip olmadı…

Ekinleri biçiniz,

Harmana getiriniz.

Kürek ve kazmaları,

Alarak tarlaları,

Didik didik arayın.

Her karışı tarayın.

Hazineyi bulunuz,

Er-geç zengin olunuz…

 

Ölünce babaları,

Çocuklar tarlaları,

Etmişler didik didik,

Kalmamış köşe, gedik.

Çıkmamış tek metelik,

Yorulmuşlar üstelik.

Sonra buğday ekmişler,

Bolca gübre vermişler.

Ekinleri bozarmış,

Başakları kızarmış.

Tanesini bol vermiş.

Onlar refaha ermiş.

Babaları haklıymış,

Hazineler saklıymış.

Çalışıp ter dökmezsen,

Zengin olmazsın sen.

Tarladaki hazine,

Bağlı alın terine…

 

TAVŞAN İLE KAPLUMBAĞA

Dağ başında bir orman,

İçinde pek çok hayvan,

Dost ve mutlu yaşarmış.

Tek bir tavşan sakarmış!

Çok geveze, kibirli...

Deli hem de sinirli…

Her gün çalım satarmış,

Durmadan lâf atarmış:

— Var mı kendine güvenen,

Hanginiz hızlı benden?

 

Çok kızmış kaplumbağa,

Demiş: — Gel senle ağa,

Yarışalım şurada.

Hayvanlar da burada,

Kim hızlıymış bilsinler,

Onlar karar versinler.

 

Tavşan demiş: — Bak hele!

Etmeseydin acele…

Çetin cevize çattın,

Sen aklını oynattın!

Git de kralın gelsin,

Bana göre değilsin…

 

Kaplumbağa diretmiş,

Tavşan da kabul etmiş.

İşaret verilince,

Kaplumbağa kendince,

Fırlayıp çıkmış yola.

Tavşan ayrılmış sola.

Demiş ki: — Uğur ola!

Ben vereceğim mola.

Hele yürü, git biraz

Varışa kalınca az,

Ben gölgeden kalkarım

Bir zıplar yakalarım.

 

O, gölgeye uzanmış,

Uykuya yakalanmış

Kaplumbağa durmadan,

Sıcağa aldırmadan,

Yürümüş azimlice.

Son defa kuvvetlice

Yeniden hamle yapmış

Birinciliği kapmış…

Yankılanan alkıştan,

Uyanmış çalım satan.

Ağlamış kederinden,

Yaş akmış gözlerinden.

Azimli, kararlılar

Zor işi başarırlar.

 

TİLKİ İLE TEKE

Tilki ile bir teke

Ovada seke seke

Bir süre yol almışlar

Sıcaktan bunalmışlar.

Bulmuşlar da bir kuyu

Ancak dibinde suyu…

Atlamışlar kuyuya

İçip kanmışlar suya.

 

Tilki demiş ki: — Teke,

Seni bilirdim eke.

Atlayıp suya indik,

Çıkmayı düşünmedik…

Bir yol söyle ki bana,

Canım kurbandır sana.

 

Teke demiş ki: — Tilki

Aklımda yok da belki

Çözüm senin alanın,

Söyle nedir planın?

 

Kurnaz demiş ki: — Buldum

Vallah şimdi kurtuldum…

Aklıma geldi bir yol,

Hele sen basamak ol.

Bu birinci aşama

Nasıl düşünce ama!..

 

Teke merdiven olmuş,

Tilki boynuza konmuş.

Bir sıçrayışta çıkmış

Dönüp kuyuya bakmış.

 

Demiş ki: — Ahmak erkeç

Be hey fikirsiz, kekeç

Sakalındaki kılın

Kadar olsaydı aklın

Fikreder, taşınırdın

İnmeden düşünürdün…

 

Tilkiyse arkadaşın

Her an belâda başın.

02/10/2012 TALAS

 

 

TOPRAK ANA VE MEVSİMLER

Toprak ana yalnızmış,

önce birazcık sızmış.

Gök Kralı’na gitmiş,

Onunla sohbet etmiş.

Demiş ki Gök Kralı:

Ana, bağrım yaralı!

Birbiriyle geçimsiz,

Dört çocuk var bilseniz…
 

Demiş ki toprak ana:

— Onları yolla bana.

Ben de yalnız biriyim,

Gelsinler bir göreyim.

Toprak ana dönünce,

En küçük gelmiş önce.

Pembe, tombul yanaklı

Kepçe gibi kulaklı,

Saçı biraz aklaşmış.

Ta beline yaklaşmış.

Demiş toprak anaya:

Bir bakayım çantaya.

Birçok hediyeler var.

Şu tomurcuklu dallar.

Gül, çiçek demetleri

Şu bahçe aletleri

Bir de kuş seslerim var…

Benim ismim de BAHAR.
 

Çok geçmeden aradan,

Biri girmiş kapıdan.

Topaç gibi bir çocuk

Gözleri boncuk boncuk…

Kırmızı yanaklıymış,

Gül gibi dudaklıymış.

 

Güzel mi güzel imiş,

Bunun adı “YAZ” imiş.

Demiş ki kardeşine:

Çekil, git sen işine.

Çiçeklerin solmuştur,

Dallar meyve dolmuştur.

Şeftali, çilek, kiraz…

İnsanlar yesin biraz.

Toprak ana al bunu,

İnsanlara sun onu…

Biri girmiş içeri

Sapsarıymış her yeri..

Dönüp toprak anaya,

Başlamış anlatmaya:

Sonbahar benim adım,

Sarartmaktır muradım.

Toprak ana kov şunu,

Ben sevmiyorum onu…

Sonra kuşları kovmuş,

Yaprakları kavurmuş.

Çiçekleri soldurmuş,

Çimenleri öldürmüş.

Meyveleri toplatmış,

Yürekleri hoplatmış!..

 

Bir çocuk gelmiş beyaz,

Buz kesmiş, her yer ayaz.

Tüm meyveler kaçmışlar,

Pamuklar uçuşmuşlar.

Bembeyaz olmuş her yan,

Sertçe bir poyraz esmiş,

O an her yer buz kesmiş:

—  Benim adım kıştır kış!

Hiç dinlemem yakarış.

Üçünüz de gidiniz,

Burayı terk ediniz!..

 

Mevsimler atışmışlar,

Bir süre çatışmışlar.

Üzülmüş toprak ana

Ağlamış yana yana.

 

Sonra demiş: — Yaklaşın,

Aranızda anlaşın.

Ya da evimden gidin,

Buraları terk edin...

Nasıl kardeşsiniz siz?

Bu ne böyle geçimsiz!

Nazınızı çekemem,

Kavga falan istemem…
 

Mevsimler tartışmışlar,

Sonunda yatışmışlar

Demişler ki anaya:

Biz vardık anlaşmaya

Nöbetle geleceğiz...

Üçer ay kalacağız
 

İşte o günden beri,

Üç ay gelip her biri,

Misafir olurlarmış,

Sırayla kalırlarmış.

 

 

 

[1] İyi yürüyen, çalışkan, çevik, güçlü, hızlı giden, koşan

[2] Serseri

[3] Mezar

[4] Övüngen

[5] Anlamsız, manasız, münasebetsiz

[6] Sazangiller

[7] Viraj, dolambaç

[8] Çevresinde olup bitenlerin farkına varamama durumu, aymaza yakışacak durum, gaflet

[9] Gücü kalmamak.

NELER SÖYLENDİ?
@
AHMET KARASLAN

AHMET KARASLAN

DİĞER YAZILARI MEVLANA MENKIBELERİNDEN BASILMAYAN YENİ ŞİİRLERİM HALK KÜTÜRÜNDEN BASILMAYAN ŞİİRLERİM HALK KÜTÜRÜNDEN BASILMAYAN ŞİİRLERİM BEYDEBÂ MASALLARINDAN BASILMAYAN ŞİİRLERİM AİSOPOS (EZOP) MASALLARINDAN BASILMAYAN ŞİİRLERİM KÖYÜME (GÖMÜRGEN) İLKBAHARDA BAYRAMLAŞMA YENİ YOĞURT UTANIN!.. GARADAĞ’DAN GÖRÜNEN YERLE GÖMÜRGEN GÖMÜRGEN DEĞİL Mİ?.. KÖYÜME (GÖMÜRGEN) YAYLADA DEĞİL Mİ? GÖMÜRGEN VAR AHMET KARAARSLAN-ŞİİRLER ŞAH İSMAİL ÇOCUKLUĞUM GÖMÜRGEN YARALI MAHMUT GOÇ MUSTAFA KEDİNİN TEK OYUNU HİKAYELER... AH ADEM BABA AH!.. TOPRAK ANA VE MEVSİMLER CIRCIR BÖCEĞİ (Cırlayık) GÜVERCİN TİLKİ VE LEYLEK LANET OLSUN… DEVECİ İLE YILAN KÖSE DAĞI MASALI ÇİLKEKLİK VE DAĞ KUŞU TİLKİ İLE ÜZÜMLER KARGA İLE YILAN KAZAN ÖLDÜ!.. BİR KEMİK AT DA GÖR! GİDEYİM Mİ DAHA DA? VAAZ KONUŞAN KAVAL TARLA KUŞU AĞUSTOS BÖCEĞİ VE KARINCA KARGA İLE YILAN ANADOLU EFSANESİ KONUŞAN KAVAL KAZAN ÖLDÜ!.. AĞAM İSTANBUL’U MESKEN Mİ DUTTUN? GÖMÜRGENDEN İNANIŞLAR-3 GÖMÜRGENDEN İNANIŞLAR-2 GÖMÜRGENDEN İNANIŞLAR-1 EZOP MASALLARINDAN BİR TÜRKMEN DÜĞÜNÜ... ÖKÜZÜ KESİN NASRETTİN HOCA FIKRALARINDAN ŞİİRLER ODUNCUNUN DİLEĞİ GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-12 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-11 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-10 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-9 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-8 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-7 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-6 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-5 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-4 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-3 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-2 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-1 HABİB KARAASLAN-10 İLK TEDRİSATA ARZUHAL HABİB KARAASLAN-8 HABİB KARAASLAN-7 HABİB KARAASLAN-6 HABİB KARAASLAN-5 HABİB KARAASLAN-4 ŞAİRLİK HABİB KARAASLAN-3 HABİB KARAASLAN-2 HABİB KARAASLAN-1 GÖMÜRGEN’DE SAYIŞMA VE TEKERLEMELERİMİZ KONUŞAN KAVAL
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Adana Demirspor00
  • 2Alanyaspor00
  • 3Antalyaspor00
  • 4Başakşehir FK00
  • 5Beşiktaş00
  • 6Fatih Karagümrük00
  • 7Fenerbahçe00
  • 8Galatasaray00
  • 9Gaziantep FK00
  • 10Giresunspor00
  • 11Hatayspor00
  • 12İstanbulspor00
  • 13Kasımpaşa00
  • 14Kayserispor00
  • 15Konyaspor00
  • 16MKE Ankaragücü00
  • 17Sivasspor00
  • 18Trabzonspor00
  • 19Ümraniyespor00
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
HAYVANLAR ALEMİ
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
HAYVANLAR ALEMİ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA