DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
SÜLEYMAN KOCABAŞ
SÜLEYMAN KOCABAŞ
Giriş Tarihi : 02-04-2021 11:17

İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE GİDEN YOL

 

      Esasa, “Kadına Yönelik Şiddet” i önlemek olan “İstanbul Sözleşme” , bize “bir gece ansızın” gelmiş ve gidişi de yine “bir gece ansızın” olmuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 19 Mart 2012 gece yarısı, adı geçen sözleşmeyi iptal etmek  kararnamesini yayınlamış, aynı gece Resmi Gazete’de yayınlanmıştı.

İstanbul  Sözleşmesi’nin  “Cumhurbaşkanlığı  Kararnamesi” ile İptali

                                                 CUMHURBAŞKANI KARARI

       Karar sayısı: 3718

        Türkiye Cumhuriyeti adına 11/5/2011 tarihinde imzalanan ve  10/2/2012 tarihli ve 20/2/2816 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bununla Mücadeleye  İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ nin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine ,9 sayılı  Cumhurbaşkanlığı  Kararnamesinin  3 üncü maddesi  gereğince karar verilmiştir. 19 Mart 2021

                                                                                 Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                          Cumhurbaşkanı

               Sözleşmenin  İmzalanmasına Geliş Süreci Nasıl İşlemişti?

   Tarihte, adlarına “Kadın Hakları”, “Kadınlara Haklarının Verilmesi”, “Kadın-Erkek Eşitliği” nin sağlanması vb. isimleri verilen ve özü “Kadınlar meselesi” olan bu meselenin asrımız 21.  yüzyıla  geldiği en son nokta, İstanbul’da “Uluslararası Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlemesi…” ismiyle anılan sözleşmenin, yine “Uluslararası bir kuruluş” denilen Avrupa Konseyi’ne üye 47 ülkenin dışişleri bakanlarının Mayıs 2011 başlarında İstanbul’da toplanarak, müştereken  hazırladıkları “İstanbul Sözleşmesi” ni 11 Mayıs 2011’de katılımcı  ülkemler yanında dünyada sayıları 206’ü bulan devletlerin imzalarına açmaları olmuş, aynı tarihte ilk imzayı atan ülke, “öncelikle  bir jesti biz yapalım”  kabilinden Türkiye  olmuştu.

         Bu haliyle adı geçen sözleşme değerlendirilirken, Avrupa’da 19. asırda başlayan “Kadın Haklarının Kazanılması” sonucu doğan “Feminizm akımının günümüze yansıyan ‘Üçüncü Merhalesi’” veya bu akım tamamen Avrupa’da doğduğu ve genelde hep ona inhisar ettiği halde, “Aile Gelenekleri Yanında İnsan Bedeninin de  Yeniden Tanzimine  Yönelik Post –Modern Avrupa Kültürünün Yansıması” veya “Belgesi”  olarak da adlandırılmıştı.

İstanbul Sözleşmesi’ne Gelişin  222 Yıllık  (1789 – 2011) Dünya Kısa Tarihi

    Fransa’da 1789 İhtilali ile gelen “İnsan Hakları Beyannamesi” nin kıta Avrupa’sının kendi tarihinde insan hak ve hürriyetlerine kavuşmanın ve onu korumanın ilk “İnsani Bildirisi” oluyordu. Bu, daha sonda yine  Avrupalı’nın “İnhisarçılık veya Benmerkezcilik” inden kaynaklanan sebeplerden “Dünya’da Yayınlanan İlk İnsan Hakları Beyannamesi ”  söylemi, külliyen yanlıştı. Çünkü, dünya tarihinin “İlk İnsan Hakları Beyannamesi”, üstelik de Asya’da Peygamberimiz Hz. Muhammed zamanında Medine ve  Mekke’de yayınlanan bildiriler ve vesikalar olmuştu. Bunun ilki Medine’de yapılan “Medine Sözleşmesi” veya “Medine Anayasası” denilen belge, ikincisi ve sonuncusu ise Mekke’de Peygamberimizin  son Haç farizası sırasında yayınladığı “Veda Hutbesi” olmuştu. Bizde, “Avrupa’nın Ajandası” veya “Tasmalı  Çekirgeleri ” olmaya soyunan aydın ve bürokratlarımız bunu görmezler, bilseler bile, “Celladına Ȃşık Olmak” kabilinden hep “Avrupa’ya Bağlı” oldukları için “görmemezlik” ten gelirler.

     1789’a kadar Avrupa insanı “topyekun” olarak “köle düzeni” benzerleri fikir, düşünce ve yönetim yapılanması ve hareketleri içinde yaşıyordu. Tarihin kanunudur, “zulüm ve kölelik ebedi olamaz”.  Kıta Avrupası insanı bunlara bir “çare” ararken, mücadeleler vere vere geldiği en son nokta  1789 Fransız İhtilali ve onun “amaç ve kurtuluş bildirisi” olarak yayınlanan  “İnsan Hakları Beyannamesi” olmuştu, ama  iş iyice tahlil edilirse bu da “eksik etek” bir bildiri idi. Böylede olsa da Avrupalı için  bir nevi  “Papalık – (Krallıklar- Bürokrasi) – Toprak Aristokrasisi”  üçlüsünün “kölelik düzenleri” nden “kurtuluş vesikası” idi.

        Adı geçen bildirinin özü ve  ana amacı, “Bütün insanların hiçbir farklılık gözetilmeksizin  eşitliği” üzerine oturtulması olmuştu. Tabii ki bu, zaten Avrupa’da asırlardır “köle muamelesi” gören “kadınların da kurtarılması” nı içerdiğinden,  bunun ardından Avrupa’da 19. asırda “Feminizm= Kadın Haklarını Kazandırmak ve Savunmak Akımı”  kendisini göstermeye  başlamıştı ama, uzatmayalım,  kadınların bunlara tam olarak sahip olması  tâ  1950’lere,1970’lere kadar sarkmıştı. Avrupa’nın birçok ülkesinde kadınlara seçme ve seçilme hakkı, II. Dünya Harbinden sonra 1950’li yıllarda verilirken,   Almanya’da kadınlara, genel anlamda  “araba kullanmak hakkı”  bile 1970’de verilebildi. Bugün dünyamızda, bu hakkı elde edemeyen daha onlarca ülke ve devlet vardır.

Bizde  “Avrupa I’inci  Feminizm Dönemi Yapılandırılması” na Başlangıç

 1839 – 1923

            Bizde 3 Kasım 1839’da Tanzimat Fermanı, 5 Şubat 1856’da Islahat Fermanı’nın Batının Büyük Devletlerinin dayatmaları sonucu (emperyalist yayılmacılık ve sömürgeciliğe yol açmaktan olarak ıslahat maddelerini de  kendileri yazdırdıkları halde)   yayınlanması, yine bu dayatmalardan olarak 23 Aralık 1876’da  bir Anayasa ilanı ve ardından gelen 5 Mart 1877 Meclis’i Mebusan’ın  toplanması sonucu   adına “Taçlı Demokrasi” de denilen İngiltere – Fransa’dan taklitçilikle   Meşrutiyet ilanı ile birlikte, Türkiye “Yeni Düzen Değişikliği” anlayışından olarak artık  “Batılılaşmak” adı altında Kıta Avrupa’ sının sömürgeci ve yayılmacı  Büyük Devletlerinin  (İngiltere, Fransa, Almanya vb) güdümü ve  nüfuzuna giriyordu. Artık bundan böyle hayatımızın her alanına “Avrupai reform örnekleri ile tanzim” gündeme girince, bundan “Aile hayatımız” da çok yakından etkilenmeye başlıyor, Aile veya Kadın-Erkek hayıtımızdaki  İslami ve örfi gelenekler tedrici olarak terk edilerek,  “Avrupai Erkek –Kadın ilişkileri geleneklerinin”   bizde de  revaç bulmasına yönelik olarak  “Kadın Meseleleri  veya Hakları  Hareketi” Tanzimat’la birlikte kendisini göstermeye başlıyordu. Buna, “ Avrupa I. Dönem Feminizm Yapılanması” nın bizi etkisine alması  da diyebiliriz.

        Bu etkilerden olarak Sultan II. Döneminde (1876 – 1908) kız çocuklarının  okutulması  için “kız okulları”, onları meslek sahibi yapmak için de “kız meslek kursları” açılmaya başlanmış, 1917’de İttihat ve Terakki Partisi’nin iktidarı döneminde, yarı İslami  yarı Batı gelenekli “Aile Kararnamesi” yayınlanmıştı.

Bizde “Avrupa II’inci Dönem Feminizm Yapılandırılması” İşlerliğinin Artması

                                                     1923 - 1980

     Cumhuriyet dönemine geldiğimizde, 29 Ekim 1923’de Cumhuriyetin ilanı ve Mustafa Kemal Paşa’nın Cumhurbaşkanı  seçilmesiyle  birlikte, onun 1938’de ölene kadar olan zaman dilimini  kapsayan “Atatürk Dönemi” nde,  Türkiye’nin “Yeniden Yapılanması” na her alanda, tamamen ve katıksız  “Topyekun Batılılaşmak” damgasını vurmuştu. Bu dönemde,  “Atatürk Devrimlerinden” denilerek, bunlardan  birisi  “Kadın Hakları faslı” olarak bunun amacı,  “Türk Aile Yapılanması” veya “Türk Erkek –Kadın İlişkileri” ni tamamen “Avrupa’nın medeni milletleri” (!?) denilerek  Avrupa’nın aile veya erkek – kadın ilişkilerine benzetmek düşünce ve fiilleri olmuştu. Bu uğurda bir kere, Şeriat ve diğer örfi kanunlarının ilgası ile 17 Şubat 1926’da “İsviçre Medeni Kanunu” nun alınması sonucu,    Türk Aile Yapısı veya Erkek –Kadın İlişkileri “İlk Büyük Değişimi” ni yaşadı. Adı geçen kanun adı üzerinde, örf ve âdetlerin  tanzimine yönelik “medeni ilişkiler” i içerdiği için aile, erkek – kadın ilişkileri de bundan etkileniyor, bunları  içeren  nişan, düğün, evlenme, çoluk çocuk sahibi olma, boşanma ve miras vb. gibi işlerin de artık Avrupa’i geleneklere göre yapılmasının yolu açılıyordu.

     “Medeni Kanun” un getirdiği bu yeniliklere ilaveten, kadınların eğitimi, çalışma ve işe alınmaları durumları, kıyafetlerini Avrupa’i kadın giyim örneklerine göre tanzime yönelik “tesettür” ün kaldırılması, kadınlara seçme ve seçilme haklarının verilmesi vb. gibi sorunlar da “Atatürkçülük” ün “Erkek -Kadın Faslı” nın en başta gelen konuları arasında yer aldı. Bunların fiili uygulamalarından olarak,  kadınlara da erkekler gibi eğitim ve öğrenim görmek mecburiyeti  getirildi. Erkelere, “Avrupa’ lıya benzetilmekten” olarak fes, etek,  şalvar yasaklanıp şapka, pantolon, frank vb.  gibi kıyafetler giydirilmeye başlanırken (Kılık –Kıyafet Devrimi adı altında)  , kadınlara yönelik olarak yine “Avrupalı’ya benzemek” ten olarak  da, kadınların el ve yüzleri hariç örtünme geleneklerinden  olan “peçe” kaldırılarak, Avrupa kadınları  gibi başı ve diz kapaklarına kadar vücudun “açık giyim” modalaşması getirildi. Eğitim görmüş kadınlar, devlet dairelerinde işi alınmaya başlandı.   1934’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi vb.  

    Yalnız, toplumumuzda yukarıda olup bitenlere yönelik, “ortak bir toplumsal sözleşme ve kabuller” e varılmaksızın veya “referandumlar” da yapılmaksızın yalnızca “Atatürk ve  Devrimciler kadrosuna inhisar eden” denilen bütün yeniden yapılandırmalar, genelde muhafazakar olan toplumumuzun  bu kesiminin İslami ve örfi geleneksel düzen anlayışları, gelenekleri ile çatıştığı için toplumumuzda  genelde  uzun bir süre kabul görmedi. Bunun sonucu yönetimde  “’(Aydın-Bürokrasi) –Halk Tezadı  ve Çatışması” kendisini gösterdi. Devrimlerin lider Mustafa Kemal Paşa, bunları izah ederken, “Zamanla halkımız da  bunların kıymetini anlayarak ve önemini  idrak ederek bunlara alışacaktır” görüşlerini serdetti. Bu bir nevi, belli bir “elit kadro” nun tekelinde  “Toplum Mühendisliği” göstergesi idi. Aile meselelerimiz, erkek –kadın ilişkilerimizden olarak yaşanan bu “sendromlar” varlığını  tâ 1980’lerin ortalarına  kadar sürdürmeye devam etti.

Bizde    “Avrupa III. Dönem Feminizm Yapılanması” nın Arifesi  Uygulamaları ve Analizleri

                                                  1980 – 2011

       Türkiye’de “Avrupa III. Dönem Feminizm Yapılanması” nın uygulanmasına  yönelik başlangıçtan olarak “kırılma” veya “dönüm” noktası, Anavatan Partisi Genel Başkanı ve  Başbakan Turgut Özal’ın 1985’de Avrupa Birliği’ne girmek için “Kesin Ortaklık Müzakerelerinin  Başlaması” na yönelik resmen  başvurusu olmuştu. Birlik üyesi devletler, bu müzakerelerinin başlatılabilmesi  için, Türkiye’nin “Avrupa Birliği Müktesebatlarının  bütünüyle alınıp Türkiye’de uygulanması” nı şart koşmuşlardı. Çaresiz, bu yapılacaktı. Anlayacağınız,  3 Kasım 1839’da Tanzimat’ın ilanı ile başlayan, boynumuza sarılmaya başlanan “idam ipi”   zincir halkasının    son halkasını bu müktesebatlar  alınmak suretiyle  tamamlanarak, artık boynumuza  iyice oturtulmak için son halkası da takılan bu olaydan sonra, ayağımızın altındaki tabureye   tekme vurulup idamımız “Avrupalı Cellatlarımız”  eliyle gerçekleştirilecekti.

      Bu müktesebatlardan, konumuz aile, erkek –kadın ilişkileri  olduğu için, bunlar yönelik alımlar kronolojik  sıralamayla   11 Mayıs 2011’de “Uluslararası İstanbul Sözleşmesi” imzalanana kadar maddeler halinde şöyle olmuştur:

  1. “Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığı Ortadan Kaldırma Sözleşmesi” nin (CEDAW) imzalanması. Bu sözleşme,2011’de yayınlanacak olan “İstanbul Sözleşmesi” nin bir çeşit “önsüzü” veya “başlangıcı” hükmünde olan, ona nazaran daha ılımlı veya “makul” sayılabilecek  maddeleri ihtiva ediyordu.
  2. Yine “Avrupa Müktesebatı” ndan olarak bize “Cinsiyet Değiştirme” (Erkeğin kadın, kadının erkek olması) geleneği de “Avrupa’dan ithal” gelmiştir.

        Bizde, erkeklerin, Tanrı tarafından yaratılmış erkekliklerini beğenmeyerek, nasıl bir haksa,  “Cinsiyet  Değiştirmek Hakları” nı kullanarak, erkeklik organlarını budatarak, kadınlık organlarına   sahip olmaya  yönelik “Cinsiyet Değiştirmek” e izin veren kanun ve maddeleri yoktur. Dolasıyla bunu başvurmak suçtu.

           Nasıl “etik” bir sanatkarsa,  “ses  sanatkarı” denilen, üstelik de “Cinsiyetimi beğenmiyorum mutlaka  değiştireceğim” demekle de “inadı” nı ortaya koyan,  Erkek  Bülent Ersoy, adı geçen engelin aşılması için Başbakan Özal’a başvurmuş, o da onu kıramayarak, yalnızca ona uygulamak için geçerli olarak 1987’de onun cinsiyet değişikliğine onay vermek için “özel geçici kanun” çıkarmış, Ersoy “erkeklik” ten “kadınlık” a dönünce bu kanun iptal edilmişti. Kadın Bülent” in bu haliyle “üç evlilik” yaptığından bile bahsedilir. Hata, “eşlerim beni daha iyi sevsinler, doğacak çocuklarımı  (eğer rahim de takılabildiyse)  emzireyim” yollu erkek meme yapısını kadın memek yapışan tahvil  için de, kendisini “hormonal tedavi”  ve “cerrahi tedaviler” e de  alarak, memelerini “kadın memeleri” haline getirmiştir. Yani anlayacağınız, Allah’ın kendisine takdir ederek verdiği “Fıtratı ve Doğasına  isyan” olarak  vücudu ile oynamış, bedenini şekilden şekle sokarak kendisine “eziyet ve zulüm”  etmiştir.  Tabii ki, fıtratı ve doğasıyla  oynadığı için bu evliliklerinden  çocukları olmamıştır.

       İslam hukuku ve örfi hukukumuzda erkeğin kadına, kadının erkeğe benzeme hükmü var mıdır? “Allah’a isyan” ve alışılmış geleneklere “başkaldırı” olduğu için hiç yeri yoktur. İslamiyet,  Musevilik, Hristiyanlık  hiçbir dinde bu iyi karşılanmaz.  Peki!… “Cezai hükmü nedir?” diyeceksiniz? “Protesto ve gözden uzaklaştırmaktan” başka hükmü yoktur. “Şiddet” görmez, “darp” edilmez.  Peygamberimiz Hz. Muhammet, Müslüman olup da aşırı derecede (Günümüzde  “Sunucu Sanatkar” denilen Erkan Yolaç ve  “Ses Sanatkarı” denilen Zeki Müren benzeri) kadına benzemekten bir türlü vazgeçmeyen Muhannes  için  ceza olarak, “Buralardan gitsin, gözüme görünmesin” cezasını vermekle yetinmiştir.  

  1. Yine Avrupa Birliği  Müktesebatını  almaktan olarak, 2002’de “Cinsiyet Değiştirme Kanunu” yollu bir kanun çıkarıldı. “Avrupa’nın sıkıştırması mıdır?”, “Talep patlaması mıdır?” gerekçeleri  tam bilinmez,   bu sefer de “kalıcı” olarak kanun çıkarıldı.  Yalnız, kanuna “Cinsiyet değiştirecekler, bekar olacaklar ve uzmanı bir cerraha erkeklik organlarını bozdurup, kadınlık organlarını oluşturacaklardır” yollu  hükmü konmuştu.

      Bu olup bitenlerden  olarak birkaç “sapma” gösteren  veya “fıtrata –doğallığa  isyanca” yı “tatmin edeceğim” diye devletin de “yönetim yapılanması ve anlayışından” olarak “Allah’a ve fıtrata devletin de  isyanı” sayılabilecek hükmünden başka bir şey değildir.

      “Cinsiyet tercihine karşı çıkmak Laikliğe aykırı” demek de külliyen yanlıştır. Laiklik demek, en yaygın ve geçerli tarifiyle,  “Dinin devlet, devletin de din işlerini karışmaması” demektir. Laiklerimizin “Laikliğe aykırı” demeleri, hem gerçek laiklik anlayışına ve hem de “Allah’ın hakkı fıtrat ve doğallık” a karşı çıktıkları  için, “ Allah ve din işlerine karışmak” anlamından olarak  yukarıda tanımlanan laikliğe aykırıdır.  Laiklik “istismarı” na da   yönelik olarak,  “Fırat, doğa ve doğallığa isyan” ın  bir vasıtası olarak kullanılamaz. Laiklerimiz akıllarını başlarına almalı, tavır değiştirmelidirler. Bu hem “Allah hakkı” hem toplumumuz hem de onlar için faydalı olacaktır.   

  1. Aynı Müktesebattan yani “Avrupalılaşmak” veya “Avrupalılaştırmak” tan   olarak, 2002’de , evli erkek ve kadınlar arasında “Mal Bölüşümü ve Mala Sahip Olmak” yollu kanun maddesi getirildi. Buna göre, eşler babalarından miras yolu ile gelen mallara kendi adlarına “tapulu” olarak sahip olacaklar,  yalnız, evlendikten  sonra elde edilecek mallar, erkek ile kadın arasında eşit taksime  tabi tutulacak,  “eşit mallar” a sahip olunacaktır. Bir örnek, bu sırada evin erkeği geçe gündüz, yaz kış demeden   çalışıp çabalayıp 10 tane Türkiye’nin en büyük tekstil fabrikalarına  sahip olmuşsa, farzedelim, bu sırda  eşi ile boşanmışsa, fabrikaların yarısı olan 5 tanesi  onun tapulu malı olacaktı.  Bu gelenek, Avrupa aile geleneğinden (bilmiyoruz bütün Avrupa ülkelerinde durum böyle midir?) taklitçilik eseri  geliş olduğu halde, İslami ve örfi aile geleneklerimize aykırı bir yapılanmadır.  Evlilikte  kazanılan mallar hep erkeğin üzerine yazılırdı. Eğer evin erkeği isterse, eşine rızası ile  bir ev veya araba benzeri  şeyi tapulu olarak verebilirdi.  Zaten evli kadın  da ölene kadar  bunlardan ve eşinin bütün mal varlığından faydalandığı için, “aç gözlülük” edip  veya “huzursuzluk kaynağı” olup ” eşinin mallarında gözü olmazdı.   Kadın için “iyi ettik” denilen bu yapılanma, işin esasına bakılırsa, geleneksel aile yapılanmamızı   vurulan “büyük bir darbe” ve “Avrupa kaynaklı” bir “aile içi ve dışı şiddet” sebebidir.
  2. 2004’de  “Kadın haklarının geliştirilmesi” denilerek, Anayasa’nın 10’uncu maddesine “Kadınlar ve Erkekler eşit haklara sahiptirler. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini  sağlamakla yükümlüdür” ilavesi  yapıldı. Böylece “Kadın hakları meselesi” de bir “Anayasal yükümlülük” altına alınmış oluyordu. Artık, çıkarılacak birçok aile ve kadın kanunu, “anal yasal dayanak ve hukuk ” olarak  buna dayandırılacaktı.  
  3. Yine Avrupa Birliği Kadın Müktesebatına  uygun olarak,  oradan taklitçilikle,   “Bizim kızlarımız ve kadınlarımız da onlara benzesinler, bu sebepten bizi sevsinler” yollu ve gerekçeli,  2004’de,  5237 sayılı kanunda değişiklik yapılarak, “evlilik dışı ilişkiler” suç ve ceza unsuru olmaktan çıkarıldı. Anlayacağınız, İslami ve örfi aile geleneğimizde olmayan “zina” ve diğer isimleriyle “serbest cinsel ilişkiler” demek olan  “fuhuş, flört”  “Avrupa’yı memnun etmek ve onların aile geleneklerine tabi olmak” gerekçesiyle  serbest bırakıldı. Bundan, “Avrupa Birliğine kolaylıkla gireceğiz” mededi umuldu. İnsanın olup biten rezaletlere baktıkça  içinden, “Başınıza Avrupa Birliği kadar taş düşün” demek geliyor.

       Bir kere, bütün toplumların “Ortak Akıl Tabii Toplumsal Sözleşmesi” nden olarak hem de Hz. Adem’den günümüze “bütün tarih çağları boyunca” denilerek, şu beş “ana hakkın” korunması “mutlak” esastır:

             1-Canın, 2-Aklın, 3-Irza ve Namusun, 4-Mülkiyet haklarının , 5-Gerçek anlamada disiplinize edilmiş fikir ve düşünce hürriyetinin korunması.

             İşin esasına bakılırsa  Devlet burada  “zina” yı serbest bırakmakla, “ırz ve namusun korunması” na büyük darbe vurmuştur. Bunlar artık, “Devlet güvencesi” altında değildir demektir.   İnsanlarda can hakkı, mülkiyet hakkı nasıl kutsal ve vazgeçilmez ise “ailenin  korunması  ve neslin bozulmaması” na yönelik olarak ırz ve namusun korunması da o kadar kutsal ve vazgeçilmez bir haktır, kurda ve kuşa yedirilemez.  Zaten bizde “aile içi ve dışı şiddet” in ana kaynaklarından birisi de işte bu 5237 sayılı kanunun değiştirilmesi olmuştur. Bu, İslami ve örfi geleneklerimize külliyen aykırıdır ve bu yanlıştan hemen dönülmelidir. 

         Bütün bu olup bitenlerin,  bir “Türk Muhafazakarı” ailesinden gelen ve kendisi de “Muhafazakar kimlikli” geçinen AK Parti Yozgat Milletvekili  Adalet Bakanı  Yozgat Milletvekili Cemil Çiçek zamanında yapılması, tarihimize “ibret verici bir olay” kaydı ile geçti. Birçok dostumuz bu olay için, “Bunları bir CHP’li veya  benzeri   Adalet Bakanları yapsalar idi, gam yemezdik, zaten  Avrupalılaşmak  ve “Avrupalı gibi yaşamak”  onların tıynetinde vardır ve buna uygundur” demeleri de işin, Sayın Çiçek açısından diğer bir cabasıdır.  

  1. 2009’da TBMM’de  AK Parti Edine Milletvekili  Dr. Fatma Aksal’ın başkanlığında, “kadın ve erkeklerimizi birbirlerine  eşitlemek” gerekçesiyle çalışmalar yapmak için  “Kadın –Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu” kuruldu.
  2. 2010’da kadınlar için yeni bir Anayasa değişikliğine gidilerek, “Kadına pozitif ayrımcılık statüsü” getirildi.

 

      Bütün bu olup bitenlerin ardından, “Avrupa Birliği Kadın Müktesebatları” nı “topyekun” almaya yönelik sürecin devamından olarak 11 Mayıs 2011’de “Avrupa Konseyi  İstanbul Sözleşmesi” nin imzalanması  ve ardından da buna uygun kanunların çıkartılıp tatbikatlarının  yapılmasına   sıra gelecektir.

      Bunu, dizi yazımızın IV. Bölümünde  “İstanbul Sözleşmesi ve Analizi” başlığı altında  anlatacağız. Şimdilik  bu kadar dostlar, vesselam. 1 Nisan 2021

 

 

 

 

 

 

                                                                                        

NELER SÖYLENDİ?
@
SÜLEYMAN KOCABAŞ

SÜLEYMAN KOCABAŞ

DİĞER YAZILARI TÜRKİYE’DE ADI KONULMAMIŞ HRİSTİYANLIK YAŞINIYOR AMA!.... 13-05-2021 12:29 “ŞÜYUU HAKİKATİNDEN BETERDİR” 12-05-2021 13:32 YUNANİSTAN’IN KURULUŞU VE TÜRKİYE ALEYHİNE 9 KERE BÜYÜMESİ 11-05-2021 19:29 İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİ BIRAK GAZETELERİN MAGAZİN EKLERİNE BAK!... 10-05-2021 16:17 TARİHTE YAHUDİLERİ KURTARAN MÜSLÜMANLAR ONLAR TARAFINDA BUGÜN NASIL YOKEDİLİYORLAR 09-05-2021 14:38 İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİ BIRAK GAZETELERİN MAGAZİN EKLERİNE BAK!... 08-05-2021 17:44 FETÖ İLE MÜCADELE McCARTHYCILIK’A MI DÖNÜŞMÜŞTÜR? 07-05-2021 22:42 “ŞÜYUU HAKİKATİNDEN BETERDİR” 06-05-2021 20:12 TÜRKİYE ENGELLENEMEZ 05-05-2021 01:27 OĞUZ ÇETİNOĞLU’ NUN SÜLEYMAN KOCABAŞ’LA İSTANBUL SÖZLEŞMESİ RÖPORTAJI 30-04-2021 19:59 YUNANİSTAN’IN KURULUŞU VE TÜRKİYE ALEYHİNE 9 KERE BÜYÜMESİ 28-04-2021 09:53 TÜRKÇENİN İNGİLİZCE VE İNGİLİZCE  GRAMER  KAİDELERİ  İLE  İŞGALİ 27-04-2021 10:54 OSMANLI DEVLETİ MONDRÖSÜNDEN T.C. DEVLETİ MONDRÖSÜNE KISA TARİH 26-04-2021 10:16 AMERİKAN BAŞKANI JEO BİDEN’İN SATIR ARALARINDAN ÇIKARTILABİLECEK TÜRKİYE ÜZERİNDEKİ YENİ EMELLERİ 25-04-2021 12:46 İNGİLTERE – AMERİKA’NIN İSTEDİĞİ KADAR ZENGİNLİK –MÜSLÜMANLIK VE COĞRAFYAYA SAHİP OLABİLDİK 24-04-2021 15:23  BAŞINIZA “CÜBBELİ  AMİRAL” KADAR  TAŞ MI DÜŞSÜN? 21-04-2021 10:34 OSMANLI DEVLETİNİN MONDRÖSÜ 17-04-2021 21:14 İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE GELEN SÜREÇ NASIL YAŞANDI? 15-04-2021 20:57 İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN DERİN ANALİZİ I 06-04-2021 10:54 İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE GİDEN YOL 02-04-2021 11:17 TÜRKİYE’DE AİLEYİ YIKMANIN ULUSLARARASI BOYUTLARI 23-03-2021 21:39 CUMHURİYETİMİZİN  100’ ÜNCÜ YIL DÖNÜMÜ ANMA VEYA HATIRA KİTABI  HAZIRLAMA PROJE TEKLİFİ 14-03-2021 12:46 OLMUYOR BEYLER OLMUYOR!... 1 10-03-2021 10:33 AMERİKA’NIN ÜSTÜN TOPU –TÜFEĞİ VARSA BİZİM DE KALEMİMİZ VARDIR. KALEM,  KILIÇTAN, TOP VE TÜFEKTEN DAHA KESKİNDİR. 06-03-2021 12:07 TARİHİMİZE DÜŞEN KARA LEKE 03-03-2021 23:04 YENİ DÜNYA DÜZENİNE STRATEJİK BİR BAKIŞ 24-02-2021 21:28 “BÜYÜK FELAKET” 21-02-2021 17:59 TARİH VE GÜNÜMÜZ PENCERESİNDEN ALINTILI YORUMSUZ TARİH BELGELERİ YAZI DİZİSİ I 20-02-2021 15:19 AK PARTİYE MANİFESTOM 16-02-2021 22:15 LAF EBESİ DEĞİL İŞ EBESİ İSTİYORUZ!... 14-02-2021 23:05 DİLİMİZİN YILLARDIR SAHİPSİZLİĞİ ATATÜRK KÜLTÜR DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI VE BAĞLI KURULUŞLARININ İÇİNE DÜŞTÜKLERİ BÜYÜK HATA 12-02-2021 21:20 TÜRKİYE’DE SİYASİ PARTİLER 12-02-2021 09:43 OLMUYOR BEYLER OLMUYOR YAPAMIYORSUNUZ!... 10-02-2021 18:29 MİLLETİMİZE AÇIK MEKTUP 03-02-2021 22:41 DİL SORUNLARIMIZ I 30-01-2021 12:13 HAYRA ALȂMET DEĞİL!... 29-01-2021 09:48 DİL SORUNLARIMIZ I 22-01-2021 15:44 ANADOLU ELDEN GİDİYOR 10-01-2021 11:33 DİL BUHRANI VARLIĞIMIZIN  İZAHI 08-01-2021 13:06 DİLİN ÖNEMİ, TÜRKÇENİN ÜSTÜNLÜĞÜ VE BİR MİLLETİ YOK ETMEK İÇİN DİLİNİN YOK EDİLMESİNE YÖNELİK   ÖZDEYİŞLER VE GÖRÜŞLER 07-01-2021 10:36 ÜSTADIMIZ  MUHİTTİN NALBANTOĞLU’NU EBEDİYETE UĞURLADIK  06-01-2021 10:54 BİRAZ DA DİLİMİZİN TARİHİNİ  ÖĞRENELİM  31-12-2020 10:40 TALAS İLÇESİ NASIL BİR “İNGİLİZ İLÇESİ” HALİNE GETİRİLDİ ? 24-12-2020 09:40 MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ GENEL BAŞKANI DEVLET BAHÇELİ’YE AÇIK MEKTUBUM 06-12-2020 13:05 TÜRKÇEYİ BOZMAK, YOZLAŞTIRMAK VE KİMLİK KAYBINA YÖNELİK 9 HATA 26-11-2020 21:17 KIBRIS MESELESİNDE AKLIN YOLU BİRDİR 20-11-2020 10:50 TÜRK HAVA YOLLAR MI İNGİLİZ HAVA YOLLARI MI? 08-11-2020 17:53 BİR PROTESTOM 24-10-2020 17:18 TÜRKÇENİN İŞGALİ VE “TÜRKÇE MİSAK - I MİLLİSİ”-3 10-10-2020 13:46 TÜRKÇENİN İŞGALİ VE   “TÜRKÇE MİSAK  - I MİLLİSİ”-2 08-10-2020 19:11 TÜRKÇENİN İŞGALİ VE   “TÜRKÇE MİSAK  - I MİLLİSİ”-1 07-10-2020 19:28 ANADOLU ELDEN GİDİYOR MU? 05-10-2020 19:08 ANADOLU ELDEN GİDİYOR MU?-2 03-10-2020 14:52 ANADOLU ELDEN GİDİYOR MU? -1 29-09-2020 19:15 TÜRKÇE SEVDALISI OĞUZ ÇETİNOĞLU 27-09-2020 16:02 SENARYO-KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-5 14-08-2020 11:20 SENARYO-KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-4 13-08-2020 13:18 SENARYO-KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-4 12-08-2020 13:42 SENARYO-KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-3 12-08-2020 13:40 KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-2 10-08-2020 16:27 KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-1 09-08-2020 16:13 KORONAONDOKUZ  (COVID -19) Lakabı Namı VİRÜS İLE SÖYLEŞİ 25-07-2020 14:45 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-29 22-07-2020 12:04 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-28 21-07-2020 13:09 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-27 19-07-2020 12:10 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-26 13-07-2020 13:56 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-25 12-07-2020 12:05 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-24 11-07-2020 12:10 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-23 06-07-2020 10:54 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-22 05-07-2020 14:58 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-21 04-07-2020 11:37 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-21 28-06-2020 11:33 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-20 20-06-2020 11:27 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-19 14-06-2020 13:24 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-18 09-06-2020 12:10 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-17 02-06-2020 12:09 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-16 31-05-2020 12:00 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-15 30-05-2020 12:13 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-14 26-05-2020 10:49 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-13 25-05-2020 12:46 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI -12 24-05-2020 07:02 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-11 17-05-2020 12:32 KAPKARA VE KASVETLİ BİR GÜN 12-05-2020 12:41 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-10 11-05-2020 11:58 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI “KASSERİA…” –“THE KAYSERİ…”-9 01-05-2020 13:49 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-8 24-04-2020 12:27 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-7 15-04-2020 15:53 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-6 06-04-2020 13:38 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-5 27-03-2020 11:41 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-4 23-03-2020 11:15 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-3 22-03-2020 13:56 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI “KASSERİA…” –“THE KAYSERİ…”-2 20-03-2020 11:18 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-1 19-03-2020 11:14 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-8 07-02-2020 11:43 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-7 06-02-2020 11:35 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-6 05-02-2020 11:09 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-5 04-02-2020 11:03 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-4 03-02-2020 11:36 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-3 02-02-2020 14:26 YENİ BİR BİLGE KAĞAN MESAJI VE ÇAĞRISI “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-2 31-01-2020 10:54 YENİ BİR BİLGE KAĞAN MESAJI VE ÇAĞRISI “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-1 30-01-2020 10:45
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA