DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
AHMET KARASLAN
AHMET KARASLAN
Giriş Tarihi : 09-03-2021 09:16

HALK KÜTÜRÜNDEN BASILMAYAN ŞİİRLERİM

Liste:

  1. Anadolu Efsanesi
  2. Tilki İle Oduncu
  3. Aranan Meziyet
  4. Ayı Sana Ne Dedi?
  5. Balcı Dayı
  6. Ben İstiyorum Ki…
  7. Bu İş İnada Bindi
  8. Bilgin Ve Cahil
  9. En Çok Kimi Seversiniz?
  10. Eyvallahın Ayarı
  11. Halep’te Ben…
  12. Hayatımızda Önemli Olan Şeyler
  13. Heyhat!..
  14. Kardeşiz
  15. Konuşan Kaval
  16. Kuyuya Düşen Eşek
  17. Kör Adam Ve Yılan
  18. Köse Dağı
  19. Postunu Zedeleme
  20. Top Patlamış…
  21. Vasiyet
  22. Vermeyince Mabut
  23. Yüz Frank Eder
  24. Nefes
  25. Şişeler
  26. Sonradan Görme
  27. Tilkinin Öğüdü
  28. Şıh Ve Köylü Kadın
  29. Eşekle Tartışılmaz…
  30. Lâfla Peynir Gemisi Yürümez
  31. Köpeğin Nesi Oluyorsunuz?
  32. Camide Hırsızlık
  33. Hırsızların Sayısı Ne Zaman Artmış?

 

 

 

ANADOLU EFSANESİ

 

Oğuzlar sel olup akmış batıya,

Seferler yapılmış Anadolu’ya...

Dereler, çaylar, nehirler kurumuş.

Toprak ateş olmuş, her yer kavrulmuş.

Uzaktan görününce Kızılcahamam,

Komutan demiş ki: “Bu günlük tamam.”

Elinde bakracı yaşlı bir ana,

Ağır ağır gelmiş askerden yana.

Geçmiş susuz bir çeşmenin başına,

Bakraçtan ayranı dökmüş taşına.

Askerlere demiş: — İçin kuzular,

Bunda bir orduya yeter ayran var!

 

Kana kana içmiş bütün askerler,

Seyredermiş gökten bunu melekler.

Mataralar dolmuş, asker de kanmış,

Yaşlı ananın sesi yankılanmış:

— Doldurun kuzum, için yavrum,

İçmedik bir kimse kalmasın oğlum!..

 

Askerler demişler hep bir ağızdan:

— Allah razı olsun anamızdan.

Mataramız, kabımız dolu, ana dolu

Susuz kalmadı ki tek Allah kulu…

 

Adı “Urum” diye bilinen ülke,

“ANADOLU” olmuş o günden Türk’e.

Ahmet Karaaslan

08/12/2002 –TALAS

 

 

 

TİLKİ İLE ODUNCU

Sabah ormanda erken,

Bir tilki av ararken

Onu gören avcılar

Arkasından kovalar.

Bir oduncuyu görmüş.

Önce korkup ürpermiş.

Sonra yalvarıp ona:

— Bir yer göster sen bana

Peşimde avcılar var

Canıma kıyacaklar!..

 

Oduncu demiş ki: —  Dur!

Şimdi olacaksın sır.

İşte orda kulübem

Billâh burada demem.

Seni bulamaz kimse.

Eğer onlar gelmezse,

Bir teşekkür edersin,

Sonra çekip gidersin.

 

Avcılar iz sürmüşler,

Oduncuyu görmüşler:

— Dağı-taşı tararız

Bir tilkiyi ararız.

Önümüzdeydi demin

Olmak isteriz emin.

Bize bir oyun etti,

Gördün mü nere gitti?

Oduncu demiş: — Bilmem,

Görsem bile söylemem.

 

Kulübeyi göstermiş,

Dili “görmedim” dermiş.

Eline bakmamışlar,

Avcılar çakmamışlar.

Çıkarak kulübeden

Hiçbir şey söylemeden

Tilki çıkıp gidermiş,

Oduncu seyredermiş.

 

Ona demiş ki: — Hey, sen!

Canını kurtardım ben…

İyilik yaptım sana

Hani teşekkür bana?

 

Tilki demiş ki: — Ayol!

Bilmez misin başka yol?

Elin doğruyu derdi,

Dilin yalan söylerdi.

Bereket çakmadılar,

Dönüp de bakmadılar.

Ben bir hayvanım ama

İkiyüzlü adama

Boşa teşekkür etmem

Bu tür oyunu yutmam…

15/11/2012 Talas/ KAYSERİ

 

ARANAN MEZİYET

Bir baba şeyhe gitmiş,

Ona şikâyet etmiş:

— Şeyhim bir oğlum vardır,

Daha parmak kadardır.

Her sözü yalan ama

Taktım bunu kafama…

Ne yapayım şimdi ben,

Bir yol göster bana sen?

 

Şeyh demiş: — Üzülmeyin,

Siyaseti deneyin.

Bir partiye katılsın,

Yalanıyla tanınsın.

Vekildir ilk seçimde,

Bakandır ikincide.

Ve sonra genel başkan,

Çok geçmeden başbakan...

YALAN BÜYÜK ŞÖHRETTİR,

Aranan meziyettir (?)

Evladım hiç üzülme,

Siyasete girsin de,

El üstünde tutulur,

Aşiretin kurtulur...

28/09/1998 – KAYSERİ

 

AYI SANA NE DEDİ?

Yapayalnız bahçıvan

Yanında bir tek hayvan

Yol ıssız, yalçın dağlar

Çevresi orman, bağlar…

Bir gençle karşılaşmış

Tanışıp yakınlaşmış.

Sevinmiş yaşlı adam

İçinden demiş “korkmam

Şimdi bir yoldaşım var

Haydi, gelsin canavar…”

 

Genç demiş ki: — Ey dayı,

İki gündür lokmayı

Tatmadım, ölüyorum

Uzaktan geliyorum…

 

Adam demiş: — İnleme

Beni yanlış anlama.

Yiyecek ve içecek

İkimize yetecek

Bende vardır rahat ol

Önümüzde uzun yol

Dinleniriz ve yeriz

Selametle gideriz…

 

Yemişler ve içmişler

Bir hayli yol gitmişler.

Sık ormana girince

Bir ses duymuşlar önce.

İri yarı boz ayı

Yuvarlar bir kayayı.

Gelince yanlarına

Genç adamın ardına

Saklanır onu sürer

Kendisi eder firar.

Bir ağaca tırmanır

Oracıkta saklanır.

İşi bilirmiş köylü

Yatarak yere ölü

Taklidi yapar bekler

Ayı adamı koklar.

Gider bir şey yapmadan

Genç de iner yukardan.

Der ki adama: — Dayı

Çok merak ettim ayı,

Kulağına eğildi,

Sana bir şey söyledi…

— Ayı dedi ki bana

Dost gibi gelip sana

Ekmeğini yiyenden

Tehlikeye itenden

Olmaz yâren, arkadaş

Hemen ondan uzaklaş…

07/11/2012 TALAS

 

BALCI DAYI

Şehirlerin birinde,

İşlek cadde içinde,

Büyük bir bakkal varmış.

Sahibi bal satarmış.

İlk zaman müşteriler,

Her gün bura gelirler,

Alış veriş yaparmış,

Petek petek kaparmış.

Gittikçe azalmışlar,

Hiç uğramaz olmuşlar.

Yan dükkân biberciymiş,

Adam çok sevimliymiş.

Ora dolup taşarmış,

Balcı Dayı şaşarmış:

“Ben tatlı satıyorum,

Hep sinek avlıyorum.

Komşum biber satıyor,

Dükkân dolup taşıyor!

Bunun hikmeti nedir,

Yanlışım nerededir?..”

Diye düşünüp durmuş,

Bir gün komşuya sormuş.

 

Komşu demiş: — Dayı bak,

Esnafta güzel ahlâk,

Doğruluk ve sadâkat,

İçten olmalı fakat

Güler yüz de gerekli.

Esnaf bunu bilmeli…

Dükkânın çok düzenli,

Her işin de özenli,

Müşteriyle konuşsan,

Hatırlarını sorsan,

Muhabbetle söyleşsen,

Şaklaşıp eğleşsen.

Yüzün turşu satıyor,

Müşteriler kaçıyor.

Noksanın budur bence,

Tavrını değiş önce…

 

O günden başlayarak

Herkesi karşılayarak

Hâl hatır soruyormuş.

Konuşup gülüyormuş.

Müşterisi bollaşmış,

Dükkânı dolup taşmış.

02/12/2002 – TALAS

 

BEN İSTİYORUM Kİ…

Camide kadın, erkek

Vaizi dinleyerek

Topluyken bir arada

Hoca der ki orada:

— Hem kadın, hemi erkek

Bir sünnettir evlenmek.

Baş-göz olsun vaktinde

Böyle istek kendinde

Hemen söylesin varsa.

Talibi de çıkarsa

Ona nikâh yaparız

Yuvasını kurarız…

 

Delikanlı bir adam,

Kalkarak der ki:— Hocam,

İstiyorum evlenmek

Bana bir kadın gerek.

 

Vaiz der ki:— Hanımlar,

Bacılarım, canımlar…

Aranızdan çıkar mı?

Bu gence talip var mı?

 

Kalkıp der ki bir hanım:

— Evlenmeye ben varım.

 

Vaiz der ki:— Ey kadın,

Halis ise muradın,

Aç da yüzünü görsün,

Çeyizde ne verirsin?

 

—Vardır bir tek eşeğim

Çeyizde vereceğim.

 

Vaiz der ki:— Ey kadın,

Korkarım ki yanıldın.

Bu er kişizadedir

Sanma ki amadedir…

Saygılı ve edepli,

Başka kimdir talipli?

 

Başka bir hanım kalkar,

Gence sevgiyle bakar.

Delikanlı der: “Tamam

Karar verdim cayamam”

 

Vaiz kadına sorar:

Çeyizinde neler var?

 

Kadın der: — Bir tek öküz

Bunu az sanmayın siz…

 

Vaiz yine reddeder,

“Bu genç çoban olmaz” der.

Üçüncü bir talipli

Çok da kibar tertipli…

Yalnızca bağı varmış

Ürün alıp satarmış.

 

Vaiz: — Seç demiş gence…

Uygun hangisi sence?

 

Genç donup kalır bir an

Sonra der ki: — Hoca can,

Ben eşeğe bineyim.

Tek öküzü süreyim

O bağa götüreyim.

Bu işi bitireyim…

20/10/2012 Talas/ KAYSERİ

 

BU İŞ İNADA BİNDİ

Adam binamaz mı binamaz

Bilmezmiş abdest, namaz.

Bir mübarek zamanmış,

Aylardan Ramazan’mış.

 

Bir arkadaşı demiş:

— Dostum, bu nice bir iş!

Şu mübarek Ramazan

Geçip gidiyor zaman.

Yarınına-dününe

Yazık olur ömrüne…

Bari bir teravih kıl

Kalbindeki pası sil…

 

Nerden bilsin binamaz

Teravih uzun namaz!

Oğlu dışarıda bekler,

Adam namazda tekler.

Pencereyi açarak

Oğluna bağırarak:

—Oğlum bekleme beni

Bilgilendir anneni.

Senle gelemem şimdi,

BU İŞ İNADA BİNDİ…

TALAS/ KAYSERİ

 

BİLGİN VE CAHİL

Biri yoksulmuş, bilgin

Öteki cahil, zengin

İki komşu arada

Yaşarmış kasabada.

Zengin gurur kibirli,

Yoksul ise sabırlı…

Geçilmezmiş kibrinden,

Hiç dostu yok gönülden.

Yoksulla dalga geçer,

Varlığından söz açar:

— Yoksulluk kötü şeymiş!

Varlıklılar hep bey’miş.

Yoksulu kimse saymaz,

Adam yerine koymaz.

Kim girer kapınızdan,

Yerler mi sofranızdan?

Her yıl aynı giysiniz,

Bir tek kat elbiseniz.

Kuruşu olmayandan,

Ne bulur insan ondan!

Yararı yok millete,

Ne kârı var devlete?

Peşinizden gölgeniz,

Sade o geleniniz.

Uygarlık lüksümüzde,

Gelişir sayemizde.

Siz fakirler hepiniz,

Bizden yer, içersiniz.

Dünyayı çeviren biz,

Siz bunu bilmezsiniz.

Bilginiz neye yarar?

İş yapmaz para kadar...

 

Bilgini küçümsemiş.

Bilgin sade dinlemiş.

Bilgin durmuş duya,

Yalvararak Mevlâ’ya,

Demiş ki: “Ey Yarabbi,

Gururunun sebebi,

Üç kuruş parasıdır;

Yüzünün karasıdır.

Ahmak ve cahil adam,

Anlamaz ne anlatsam.

Paranın geçmediği,

Aklının yetmediği,

Gücünden, kudretinden;

Bir şey göster buna sen...”

 

Bu duânın ardından,

Gök gürlemiş yukardan.

 

Şimşek parlamış çakmış,

Bulutlardan su akmış.

Kasırgalar patlamış,

Yer delinmiş, çatlamış.

Birden zelzele olmuş.

Evde velvele olmuş...

Ne parası, ne pulu

Ne Allah’ın bir kulu…

Kalmayınca bir şeyi

Ağlamış inleyi inleyi.

 

“Budalalar anlamaz,

Bilgin asla yıkılmaz.”

 

EN ÇOK KİMİ SEVERSİNİZ?

Sormuşlar bir bilgeye:

— Efendim kime, neye?

Sever güvenirsiniz

Bize söyler misiniz?

 

Bilge demiş: — Efendi,

Çok kibar, nazik kendi…

Hayatta güvendiğim

En çok değer verdiğim

Sadece terzim dostlar

Yalnız o beni anlar…

Ona ne vakit gitsem,

Bir elbise istesem

Ölçümü hep tazeler

Değerleri yeniler.

Ötekiler de hâlen

Daha beni ilk günden

Bildikleriyle kalır

İşte onlar yanılır…

 

Zamanla değişiriz,

Çürürüz, gelişiriz…

Müstesna[1] tek Yaradan

Bu farkı anlamadan

Bir kararda kalırız

Böyle hep yanılırız.

31/05/2010 TALAS

 

EYVALLAHIN AYARI

Tekkede garip derviş

Şeyhine su dökermiş.

Abdest alan elleri

Islanmayan yerleri

Çok garip gelmiş ona

Şunlar gelmiş aklına:

“Mürşit olacak bize

Bakacak yüzümüze

İçimizi bilirmiş

Yahu bu şeyh delirmiş!..”

 

O an şeyh demiş: — Evlat

Sende kalmamış bir tat.

Beklemeden sabahı

Derhal terk et dergâhı…

 

Akşamdan çekip gitmiş,

Yolda tükenip bitmiş.

Rastlamış bir çobana

Misafir olmuş ona.

Geçmişini anlatmış

O çobanı ağlatmış.

 

 Çoban demiş ki ona:

— Müjdeler ola sana

Şu dağın arkasında

Bir gölün kıyısında

Şehrin adı “EYVALLAH”

Kurtuldun artık billâh.

Her şey bedava, beleş

İstersen kendine eş

Seç, evlen de yuva kur

Ama orda rahat dur.

Uyacak üç kural var

Sırayla işte onlar:

Allah işi, kul işi

Karışmaz buna kişi.

Bir de söyleme yalan

Üçe muhalif olan

İlk önce dövülürler,

Şehirden kovulurlar…

 

Şehire giden derviş,

Demiş: “Bu çok kolay iş.

Eğitim var dergâhtan

Ne isterim Allah’tan!..”

Görmüş yanda bir hamam

Demiş: “Farzdır yıkanmam”

Yatmış göbek taşına

Gitmiş kurna başına

Yıkanıp keselenmiş,

Bir hayli de dinlenmiş.

Kalkıp giyinmiş önce

Çıkıp yaklaşmış gence.

Ona “eyvallah” deyip

Genç de aynı söyleyip

Karşılıklı gülmüşler

Böyle memnun olmuşlar…

Kasadarı denemiş,

”Borcumuz nedir?” demiş.

— Eyvallah dedin kardeş

Para istemez, beleş…

 

Çıkınca dışarıya

Bir göz atmış karşıya.

Fırından sıcak ekmek

Canı istemiş yemek.

Hemen fırına dalmış

Bir taze ekmek almış.

“Burada para eyvallah,

Sana şükürler Allah….

İyi ki kovulmuşum,

Rahatımı bulmuşum.”

Mutluymuş bizim derviş,

“Kurtuldum billah” dermiş.

Bir arkadaşa gitmiş,

Yalvarıp rica etmiş:

— Evlenmek istiyorum

Yolunu bilmiyorum…

Ne yapmalıyım kardeş?

Nasıl bulurum bir eş?

 

— Yarın kurulur pazar.

Her milletten kadın var

Bir eş beğen orada

Eyvallah de sonrada…

 

Derviş pazara gitmiş

Bir bayanla evlenmiş.

Geziyormuş çarşıda

İki bayan karşıda

Yaşlı bayan peçeli,

Genç açıktır küpeli…

Ona çok öfkelenmiş,

Bağırıp sinirlenmiş.

 

Polisler gelmiş o an

Demişler ki: — Sen ey can!

Kul işine karıştın

Neden haddini aştın?

 

Temiz bir dayak yemiş,

Dışarı çıkıp demiş:

— Sen bilirsin Yaradan

Sopa yedim buradan

Neylesin garip derviş?

Rabbim bana bu ne iş!

Kullarını uyardım

Sen bana eyle yardım…

Polisler almış onu

Bağlayarak kolunu

— Neden kuralı bozdun?

Billahi iyi azdın!

Allah işine karıştın

Sen çok kötü alıştın...

 

Yine dayak, işkence

Ayar yapmışlar ince…

Yorgun gitmiş evine

Gelmek için kendine

Yatağına uzanmış

Biraz zaman kazanmış.

Tükenmişken dermanı

Tam da uyku zamanı

Arkadaşları gelmiş,

Eşine şöyle demiş:

— Git eşine haber ver

Ava gitmeyi sever.

Kapıda bekliyoruz

Az sonra gidiyoruz.

 

Haber verince eşi

Dervişin dönmüş başı:

— Ben gidemem dağlara,

Evde yok de onlara…

 

O an eşi bağırmış

Polisleri çağırmış:

— Diyor ki eşim bana

Evde yok söyle ona.

Ben hiç söylemem yalan

Anlamam düzen, plan.

Alın götürün bunu

Artık istemem onu…

 

Gayrı kovulmuş derviş

Pişmanlıktan inlermiş.

“Eyvallahın ayarı

Bilemezsen uyarı

Eyvah eyvahlar… dersin

Benim gibi inlersin.”

19/11/2012 TALAS

 

 

HALEP’TE BEN

Adamın biri sık sık övünürmüş,

Dizlerine vurarak dövünürmüş.

Hep mazisinden örnekler verirmiş.

“Halep’te kırk arşın atladım”, dermiş.

 

Kurnazın biri de demiş ki ona:

— Boşuna hikâye anlatma bana!

İşte şimdi bir fırsat daha sana.

Bak kırk arşın durur yanında,

Halep oradaysa, arşın burada…

Haydi, kuzum şimdi de atlasana!

30/12/2003 – TALAS

 

HAYATIMIZDA ÖNEMLİ OLAN ŞEYLER

Üniversitede bir oda

Öğrenci dolu onda…

Derse başlarken hoca

Bir kavanoz ve koca

Birkaç kutuyla gelir

Talebeye ders verir.

Tenis topunu alır,

Bir an duraklar, kalır.

Topu tek tek kaldırır,

Kavanoza doldurur.

Kalmayınca hiç boş yer

Öğrenciye şöyle der:

— Gördünüz arkadaşlar

İçine girdi toplar.

Şimdi bana söyleyin

Boş yer kaldı mı deyin?

Hepsi bir ağızdan der:

— Kalmadı ki hiç boş yer…

Hocam, doldu kâmilen

Hep görürüz külliyen…

 

Hoca çakıl taşından

İçine yukarıdan

Kavanoza dökermiş

Çakıl kayıp gidermiş.

Yine “doldu” demişler

Merakla beklemişler.

Bu sefer de kum atar,

Soruya soru katar:

— Daha bir şey alır mı?

Nedir, fikriniz var mı?

Derler ki: — Hocam aman,

Boşa geçiyor zaman.

Kalmadı ki hiç boş yer

Daha başka ne girer!..

 

Ele alır cezveyi

İki fincan kahveyi

O kavanoza döker

Öğrencilere bakar:

— Hayatın bir simgesi

Kavanozun kendisi.

Gördüğünüz şu toplar,

Aileniz, çocuklar…

Dostlarınız, çevreniz

Sağlık ve sıhhatiniz…

Bunlar çok önemlidir,

Kıymetli, değerlidir.

Sonra çakıl taşları

Ev, araba, işleri…

Gösterir temsil eder

Bunlar olmasa keder,

Etmeyin üzülmeyin,

Hatta hiç düşünmeyin.

Sonradan dolan kumlar

Önemsiz ayrıntılar.

Sonuçta arkadaşlar,

Hayat önemle başlar.

Ufak-tefek şeylerle

Önemsizce işlerle

Hayatı doldurmayın

Kimseyi kandırmayın.

Vakit ve enerjiyi

Önemli sinerjiyi

Harcar, israf edersen

Mutlu olamazsın sen.

Hayattaki sırayı

Neden, nasıl, nereyi

Önce yapmanız gerek

Bunu iyi bilerek

Hareket edin öyle

Gerisi KUM’DUR böyle…

 

Biri der ki: — Öğretmen

Son konan kahve neden?

— Soruyu bekliyordum

Önemli, biliyordum.

Arkadaşlar, yaşamda

Sabah, öğle, akşamda

Olmasa da boş zaman

İhmal etmeyin aman…

Akraba, yâren, dost, eş

Ana-baba, kız kardeş

Bir fincan kahve için

Hoşça vakit geçirin…

08/11/2012 TALAS

 

HEYHAT!..

Ünlü bir dokumacı

Sanatı başlar tacı.

Emek verip çalışır

Mesleğine alışır.

Bir top sipariş alır

Dört el ile sarılır.

Gönderir müşteriye

O girip içeriye

İçerken kahvesini

Birisinin sesini

Duyup dışarı çıkar

“Gelen kim?” diye bakar.

Giden kumaş gelmiştir,

Bir kusur görülmüştür.

Mal iade edilir,

Parası da istenir.

Usta gözyaşı döker

Ağlar, sızlar ah çeker.

 

Adam der: – Ağlama sen

Farz et ki gelmedim ben.

Böyle kabul ederim

Geri alır giderim.

Tamam, kabahat bende

Parası kalsın sende…

 

Usta der ki: – Ey adem,

Yanlış anladın madem…

Kusur vardı görüldü,

Getirildi verildi.

Dünyada yaptıklarım

Vay onca günahlarım!

Düşündüm ahireti

Kim gösterir himmeti?

Orada çok zor işim,

Üzüntüm bu kardeşim…

Böyle geri verilmez,

Düzeltilsin istenmez.

Kumaş değil ki hayat

Tekrar dokunmaz heyhat!..

10/04/2010 Talas / KAYSERİ

 

 

KARDEŞİZ

Fatih Sultan Mehmet Han,

Çıkıyormuş saraydan.

Biri demiş: —  Sultanım,

Ben senin akrabanım.

Lâkin senden tek farkım,

Sen padişah, ben halkım…

 

Fatih ona demiş ki:

— Anlamadım inan ki!

Bilmiyordum bunu ben,

Söyle hele bana sen

Nasıl bir akrabalık,

Merak ettim babalık…

 

Adam buna sevinmiş,

Sultana şöyle demiş:

— Adem’le Havva’danız,

Kardeşiz, çok yakınız.

Şimdi şu hazinenden,

Payımı ver gitmeden…

 

Han keseye el atmış,

Tek bir altın uzatmış.

Koyarken avucuna,

Demiş ki kulağına:

— Al kardeş, işte hakkın.

Kimseye deme sakın!

Duyarsa tüm kardeşler,

Onlar da pay isterler.

Bu da gider elinden,

Fazla isteme benden.

 

 

KONUŞAN KAVAL

Evvel zaman içinde,

Kalbur saman içinde

Çocuklar ninni dinler,

Cirit oynarmış cinler.

Pireler berber iken,

Kediler kuaförken,

Ülkelerin birinde,

Koca saray içinde,

Bir padişah yaşarmış,

İki de kızı varmış.

Büyüğün adı Yaprak,

Dal da küçük, toparlak…

Daha küçükmüş kızlar,

Hem de biraz şanssızlar.

Küttedek ölmüş ana!

Yürek nasıl dayana!

Üvey bir ana gelmiş.

Kadın iyi kalpliymiş.

Çocuklar çok yaramaz,

Hem geçimsiz, hem haylaz…

Kalpleri de kötüymüş,

Ruhları da ölüymüş…

Aradan geçmiş zaman,

Bir kız doğmuş anadan.

Adını Dal koymuşlar,

Sevince gark olmuşlar.

Pırlanta gibi kalbi,

Dili de şeker gibi.

Ahlâkı, terbiyesi

Hayran etmiş herkesi…

Babaları bir ara,

Evdeki çocuklara,

Armağanlar getirmiş,

Onları sevindirmiş.

Hint kumaşı Yaprak’a,

Bir bilezik Fidan’a,

Dal’a gümüş tas vermiş;

Oynamaya göndermiş.

Dal, gölün sahilinde,

Oyuncağı elinde

Göle düşüp boğulmuş,

Yaprak, Dal memnun olmuş.

O an göl dalgalanmış,

Seslerle yankılanmış.

Meğer tas sihirliymiş,

Onda peri gizliymiş.

Kızı bir kavak yapmış,

Kıyıya gelip çarpmış.

Aradan geçmiş zaman,

Fidan olmuş kocaman.

Bir gün saray çobanı,

Otlatırken hayvanı,

Kavaktan kırmış bir dal,

Ondan yapmış bir kaval.

Öttürmeye başlamış,

Bir anlık afallamış.

İnsan gibiymiş sesi,

Öttürdükçe neşesi

Çoğalırmış artarmış;

Kayalara çarparmış,

Yankılanıp dururmuş.

Her yerde duyulurmuş:

“Çal çoban neşeli çal,

Benim adım Küçük Dal…”

 

Çoban demiş ki : “Hayret!

Bunda nedir kerâmet?

Elbet küçücük bir dal,

Ama bu ne, böyle hâl!

Ben yaprak demedim ki,

Delireceğim sanki!

Allah Allah olamaz!

Bir kaval konuşamaz…”

 

Meğer padişah gelmiş,

Sesi duymuş gülermiş.

Alıp o da öttürmüş,

Önce bu işe gülmüş.

Çalıp tekrar dinlermiş,

Kaval şöyle söylermiş:

“Düttürü düttürü düt!

Beni sanmayın söğüt.

Bir kavaktan yapıldım,

Küçük Dal benim adım.

Çal baba neşeli çal,

Benim adım Küçük Dal…”

 

Kızını hatırlamış,

Üzüntüden ağlamış.

Kaval düşmüş elinden

İnsan olmuş aniden.

Meğer sihir bozulmuş,

Kaval, küçük kız olmuş.

Baba kız sarılmışlar,

Bir süre ağlamışlar.

Olayı tüm öğrenmiş

Hemen saraya dönmüş.

 

Kızlarını çağırmış,

Azarlamış, bağırmış.

Kızlara bir dal altmış

Yüzlerine fırlatmış.

Kızlar çok çirkinleşmiş.

Dal daha güzelleşmiş.

Fidan ve Yaprak gece,

Çıkıp gitmiş sessizce.

Saraydan ayrılmışlar,

Ortadan kaybolmuşlar.

29/06/2000 KAYSERİ

 

KUYUYA DÜŞEN EŞEK

Köyün birinde eşek

Dar kuyuya düşerek

Dibinde mahsur kalmış

Her yeri yara almış.

Sahibi görüp bunu

Kurtarmak ister onu.

Muvaffak olamamış,

Bir çözüm bulamamış.

Onu hüzün kaplamış,

Komşuları toplamış.

 

Demişler ki: — Nafile!

Uğraşma, değmez bile.

Kuyuyu dolduralım,

Leşini kaldıralım…

 

Onlar attıkça toprak

Merkep de çırpınarak

Yükseldikçe yükselmiş

Kuyu ağzına gelmiş.

 

İşte ders veren masal

Sen de bundan ibret al:

Böyle bir hâl olursa

Başın darda kalırsa

Kişi gayret etmeli

Çırpınıp silkinmeli…

Dostlarına güven de,

Kurtuluşun kendin de…”

26/11/2012 TALAS

 

 

KÖR ADAM VE YILAN

Bir kör ile arkadaşı,

Komşu köyde özel işi

Konuşmaya giderlerken

Dere, tepe, ova derken

Gün tükenip akşam olmuş.

İşleri yarına kalmış.

Uyumuşlar çayırlıkta

Erken kalkmışlar şafakta.

Yılık elini sallamış

Kayış gibi cisim bulmuş.

Coşkuyla almış eline

Diyecek yokmuş keyfine…

Atlamışlar atlarına

Revan[2] olup yollarına

Kat etmişler uzun bir yol

Gülüp, eğlenmişler bol bol…

Aydınlanınca ortalık

Yoldaşı demiş: – Babalık

Elindeki iri yılan!

At da onu kurtul ulan…

 

Güneş doğunca ısınır,

Uyanıp seni ısırır.

Billâh zarar verir sana

Yâren n’olur inan bana…

 

Kör demiş ki: — Sen konuşma!

Benim işime karışma.

Kaybetmiştim kırbacımı

Bunu bulunca acımı

Unutup sevinçle doldum,

Bilsen nasıl mutlu oldum.

 

Arkadaşı çok yalvarmış

Ağlayarak da yakarmış…

Anut[3] adam aldırmamış.

Kaşın bile kaldırmamış.

Yılan güneşle canlanmış,

Öne, arkaya sallanmış.

Isırmış onu yüzünden

Yaşlar akıtmış gözünden.

 

Güven kaybolmuşsa dosta

Bil ki kalbin olmuş hasta…

10/12/2014 Talas / KAYSERİ

 

 

KÖSE DAĞI MASALI

Bir varmış, bir yokmuş.

Allah’ın kulu çokmuş.

Evvel zaman içinde,

Kalbur saman içinde,

Bir Türkmen beyi varmış,

İyi kalpli adammış.

Bağından ne alırsa,

Tarladan ne çıkarsa,

Yiyip, içip yaşarmış

Kimseye karışmazmış.

Bey, bir kâhya istemiş,

Kösenin biri gelmiş.

Önce onu elemiş.

Bir sınavdan geçirmiş.

Köse’ye şöyle demiş:

— Hoş geldin bre Köse,

İşte sana bir kese.

Bir koyun parası var,

Süresi kırk gün kadar.

Onunla bir koyun al,

İstersen çobana sal.

Kanına kan isterim,

Canına can isterim.

Bir kürk ver derisinden,

Börk isterim yününden.

Bana yedir etinden.

İsteğim şudur senden:

Koyunu diri getir,

Parayı geri getir...

Aklına yatıyorsa,

Yüreğin yetiyorsa,

İsteklerimi yap da,

Kâhyalık avucunda...

 

Köse parayı almış,

Derin bir fikre dalmış.

Boşa koymuş dolmamış,

Dolusu hiç almamış.

Anında pes etmemiş,

Umudunu kesmemiş.

Az uz gitmiş durmadan,

Görmüş biri pınardan,

Su içiyor o anda,

Azığı da yanında…

Selâm verip almışlar,

Dost arkadaş olmuşlar.

Köse demiş: — Arkadaş,

İsmini söyle dadaş.

Nerelerden gelirsin,

Ne tarafa gidersin?

 

Adam demiş ki: — Köse,

Adıma derler Ese.

Dereköy’den gelirim,

Tepeköy’e giderim...

Köse demiş: — Arkadaş,

Çok memnun oldum gardaş.

Ben de garip yolcuyum,

Ama öyle doluyum!

Sorma gitsin derdimi,

Kaybetmişim kendimi...

 

Çayır çimen biçerek,

Soğuk sular içerek,

Bir süre yol almışlar,

Bir yokuşa gelmişler.

Ese kaşını çatmış,

Ortaya bir lâf atmış:

— Çok iyi de köyümüz,

Şu yokuşu gözümüz,

Kesmiyor Köse gardaş.

Bizi yıldırı dadaş...

 

Köse gülerek demiş:

— Yahu bu çok kolay iş...

Bu yokuştan ne çıkar!

Beni yarıya kadar,

Alır da taşırsın sen,

Yarısından sonra ben,

Seni alıp giderim,

Yorulmayız eminim.

 

Ese içinden gülmüş,

Onu hafife almış.

Şöyle demiş içinden:

“Atıyor düşünmeden!

Şu yokuşu tırmanan,

Yük alır mı bir insan?

Akıl mı senin ki de!

Oynatmıştır belki de...”

Gülüp geçmiş içinden,

Anlamamış sözünde.

Tam tepeye ermişler,

Ekinleri görmüşler.

Köse demiş: — Maşallah!

Doldurup vermiş Allah.

Bu ekinler sizin mi?

Yiyip bitirdiniz mi?

 

Yine şaşırmış Ese,

İçinden demiş: “Köse,

Şüphe ettim aklından.

Senin bir tahtan noksan!

Bu adam süper manyak

Hem de kafadan çatlak!

Ekinleri biçmeden,

Harmana getirmeden,

Deli, bize yedirdi!

Tarladayken bitirdi...”

Biraz daha gitmişler,

Bir mezara yetmişler.

Köse yine seslenmiş,

Ese’ye şöyle demiş:

— Toprakları bol olsun,

Yerleri cennet olsun.

Hep ölü mü bu canlar,

Var mıdır yaşayanlar?

 

Cini tutmuş Ese’nin,

“Vallah, demiş Köse’nin

Birkaç tahtası noksan!

Toprak olan onca can,

Mezarlarda yaşar mı?

Hiçbir örneği var mı?”

Ne “he” ne de yok” demiş,

Cevap bile vermemiş.

Kapıyı çalmış hızla,

Ese yarım ağızla,

Köse’yi davet etmiş,

Evine buyur etmiş:

— Gel içeriye buyur,

Gir de karnını doyur.

Bir acı kahvemi iç,

Yorgun gidilir mi hiç!

 

Köse odaya girmiş,

Ese mutfağa gitmiş.

Ese’nin kızı varmış,

On yaşında kadarmış.

Bir fırsatını bulmuş,

Ese’ye şöyle sormuş:

—  Bu konuk kimdir baba,

Dost mu, yoksa akraba?

 

Ese demiş ki: — Kızım,

Sorma sana ne lazım!

Deli mi, dengeser mi?

Adam sap mı, keser mi?

Çıkamadım içinden

Anlamadım sözünden!

Yokuşta şöyle dedi,

Ekine böyle dedi.

Mezara öyle dedi,

Abuk sabuk söyledi...

 

Kız hafif gülümsemiş:

— İlahi baba, demiş.

Darılıp kızma bana,

Bir imâ, bin bir manâ…

Deli sandığın o zat,

Sanma kafadan sakat!

Çok akıllı lâf etmiş,

Mecaz-î söz söylemiş.

Yokuşta demiş sana:

Yarıya kadar bana,

Havadan sudan konuş.

Yarı olunca yokuş,

Sonra da ben söylerim,

Yokuşu bitiririm.

Ekinleri görünce,

Sana demiş ki bence:

Tarladan çıkacağı,

Sapı ile başağı,

Size mi kalacaktır,

Borca mı yatacaktır?

Mezarlığı görünce,

En büyük söz bu bence:

Burada yatanların,

Sağlığında onların,

İşlediği sevaplar,

Hayır ve hasenâtlar,

Söylenir mi ardından,

Evlat ve torunlardan,

Ananları var mıdır?

Yoksa hep toprak mıdır?

 

Ese dizine vurmuş,

Onun yanına girmiş.

Köse’nin sözlerini

Kızın dediklerini,

Yorumlamaya kalkmış,

Durup yüzüne bakmış.

Köse işi anlamış,

Hemen kızı ünlemiş.

Demiş ki: — Ese kızı,

Baban senden sakızı,

Aldı, çiğneyemedi.

İki söz edemedi.

Akıl yaşta değildir,

Bu söz senin bellidir.

İnce eler, dokursun.

Bana çare olursun.

Sözümü iyi dinle,

Derdime çare söyle.

Bir Türkmen beyi bana,

Ancak tek bir koyuna,

Yetecek para verdi,

Kırk günlük süre verdi.

Yününden börk istiyor,

“Deriden kürk yap” diyor.

“Canına can ver” dedi,

Kanına kan istedi...

Parayı geri ister,

Koyunu diri ister...

Söyle, bana ne dersin;

Ne tavsiye edersin?

 

Kız yine gülümsemiş,

Köse’ye şöyle demiş:

— İlâhi Köse dayı!

Boşa gezdin dünyayı...

Bir kulp takamadın mı?

Çözüm bulamadın mı?

Akıl dağıtırsın sen,

Yardım istersin benden...

Sabah çık git pazara,

Ama iyice ara.

Yakında doğuracak,

Koyun alırsın ancak.

Karaman’ın koyunu,

Çift verir kuzusunu.

Kırk gün sütünü sağar,

Bunu parayla satar,

Etti paraya para.

Kırkıma geldi sıra.

Bu koyunu kırkarsın,

Yününden börk yaparsın.

Sonra onu kesersin,

Deriden kürk edersin.

Bir kuzuyu kesersin,

Etini yedirirsin.

Ötekini verirsin,

Canına candır dersin...

 

Köse parmak ısırmış,

Bu fikre hayran kalmış.

Adam kırk gün içinde,

Tam istenen sürede,

Yakıştırmış ve yakmış,

Türkmen beyine çıkmış.

Bey, bakmış her şey tamam,

Düşünmüş ki “Bu adam,

Birinden akıl almış.

İşi bitirip gelmiş...”

Bey demiş: — Ulan Köse,

Kuşu koydun kafese...

Kâhyalık avucunda,

Ölüm yoktur ucunda.

Bana doğruyu bildir,

Bu iş senin değildir!

Kimden aldın bu aklı?

Kalmasın gizli-saklı...

Köse boynunu bükmüş,

Diz üstü yere çökmüş:

— Neden yalan söyleyim,

Doğrusu şudur beyim:

Parayı aldığımda,

Bir şey yoktu aklımda.

Yılmadım, usanmadım;

Takılıp da kalmadım.

Çaresi vardır dedim,

Kulak ardı etmedim.

Ayıp değil bilmemek,

Kötüsü öğrenmemek.

Diyar diyar dolaştım,

Bir kızla karşılaştım.

Yeni akıllar aldım,

O kıza hayran kaldım.

Kâhyalığı versen de

Vermiyorum desen de,

Hiç umurumda değil!

Doğrusu bu, böyle bil...

 

Bey dilini ısırmış,

Kıza da hayran kalmış.

Dünür etmiş Ese’yi

Damat yapmış Köse’yi.

Bey, Köse’ye seslenmiş:

— Ey damat Köse, demiş.

Dünya bir gemi,

Akıl yelkeni,

Fikir dümeni.

Kullan kendini,

Göreyim seni...

Herkes ermiş muradına,

Denmiş ki dağın adına:

“ Köse Dağı olsun varsın,

Köy de Ese Köyü kalsın...” 

21/11/2002 –Talas / Kayseri

 

 

POSTUNU ZEDELEME

Cimri biri ormanda

Avlandığı esnada,

Yaklaşmış koca kaplan,

Oğlu bağırmış: — Saklan!

 

Gövdeden yakalamış

Azıcık hırpalamış.

Adamı sürüklerken,

Oğlan davranmış erken.

Tüfekle nişan almış,

Kaplanı vuracakmış.

Tam da yaklaştığında

Baba kaplan ağzında,

Oğlunu uyararak;

Demiş ki bağırarak:

— Dururken ayakları

Oğlum sakın yukarı,

Ateş edeyim deme;

Postunu zedeleme!

Dikkat et aman yavrum,

Çok para eder oğlum...

28/09/1998 - KAYSERİ

 

TOP PATLAMIŞ…

Tilki av umuduyla

Onu ağız tadıyla

Yemek için ormana

Dalıp bakmış her yana.

Dalda bir budu görmüş,

İncelerken ürpermiş.

Anlamış ki bir tuzak

Çekilmiş biraz uzak,

Güneş gökten inerken

Kurt gelmiş akşam erken.

Tilkiyle alay etmiş,

Ona şöyle söylemiş:

— Kör müsün bre tilki!

Nasip değilmiş belki…

Gözlerin av arıyor,

O karşında duruyor.

 

Tilki demiş:— Budala…

Bakınca gördüm dala.

Bugün oruçluyum ben

Dilersen indir, ye sen.

 

Kurt, o dala atlamış

Tuzak birden patlamış.

Tilki yerken iştahla

Kurt inliyormuş “ahla!”

Demiş:— Şerifsiz seni!

Bugün oruçtun hani?..

 

Tilki demiş ki: — Sağır!

Algın ne kadar ağır…

Top patladı az önce

Manası neydi sence?..

04/08/2014 Talas/KAYSERİ        

 

VASİYET

Bir adam ölmeden önce,

Ünler oğlunu sessizce.

Kastı vasiyet etmekmiş.

Ona bir öğüt vermekmiş.

Demiş: — Yavrum, beni dinle.

Diyeceğim vasiyetle,

Amel edersen muhakkak,

Yardımcın olacaktır Hak.

Hangi diyara gidersen,

Hemen orda bir ev yap sen.

Hiç kimseye selâm verme,

Bu çok mühim hiç erinme.

Her öğünde bal yiyesin,

Sözlerimi dinleyesin...

 

Aradan bir zaman geçmiş,

Ecel şerbetini içmiş...

Mahdum her gün bal yiyormuş.

Hiç selâm da vermiyormuş.

Uğradığı her ilçeye,

Köylere, şehre, beldeye

Bir tane konut yaparmış.

Lâkin işler sarpa sarmış.

Ne para kalmış, ne pulu.

Çekilmiş tüm Allah kulu,

Birdenbire çevresinden,

Oğlan düşünmüş derinden.

Demiş: “Bu iş böyle olmaz!

İnsan olan dostsuz kalmaz...

Gidip kadıya sorayım,

O ne söyler bir bakayım?

Demiş: — Bir derdim var hocam,

Sağlığında derdi babam:

“Hangi diyara gidersen,

Hemen orda bir ev yap sen.

Selâm verme hiç kimseye,

Her öğünde bal ye…” diye

Bana vasiyetler etti.

Babam çoktan ölüp gitti.

Onun sözlerini tuttum,

İnsanlığımı unuttum!

Ne sağlık kaldı, ne param;

Ne dostlarım, ne akrabam!

Artık dönsem vasiyetten,

Mahrum kaldım tüm nimetten.

 

Kadı demiş: — Dinle yavrum,

Sana şöyle demiş merhum:

“Nerede dost edinirsen,

Bir ev yapmış olursun sen.

Sakın işine geç kalma,

Selâm al da, veren olma.

Sonra gelen selâm verir.

Toplumda kural böyledir.

Çok acıkır işe dalan,

Her gıdayı yer aç kalan.

Bal gibidir soğan bile,

Tadı öyle gelir dile...”

23/06/2003 – TALAS          

 

VERMEYİNCE MABUT

Eskiden hükümdarlar,

Halk içine çıkarlar,

Çarşı-pazar gezerek,

Hâllerini görerek,

Tebaasını dinlermiş.

Sonra yardım edermiş.

Bu niyetle Mahmut Han,

Çıkıp gitmiş saraydan.

Kahvehaneye girmiş,

Sezdirmeden dinlermiş.

Kahveciye acımış,

Yüreciği sancımış.

Çağırmış işaretle,

Demiş ki merhametle:

— Her gün sana bir sini,

Baklavayla içini,

Doldurup göndereyim,

Biraz yardım edeyim.

Çoluk-çocuk yiyiniz,

Kimseye vermeyiniz.

Ben varlıklı biriyim,

İyiliği severim.

 

Her dilimin altına,

Bir altın koyup ona,

Sabahları yollarmış,,.

Adam yemez, satarmış.

Siniye hiç bakmamış,

Sırrını anlamamış...

Aradan geçmiş zaman,

Bir daha gelmiş Sultan.

Hiç değişim görmemiş,

Sırra aklı ermemiş.

Ona demiş: — Bak canım,           

Ben Sultan Mahmut Han’ım.

İhsanda bulunayım

Sarayıma alayım.

Bir kürek, torba al da

Gel beni bul sarayda...

 

Saraya erken varmış,

Kalbi küt küt atarmış.

Padişah almış onu,

Titrermiş her bir yanı.

Açtırmış hazineyi.

Şaşırmış külhanbeyi[4]

 

Demiş: — Küreği daldır,

Doldur, yukarı kaldır.

Küreğine dolanlar,

Senin olsun altınlar…

 

Küreğini daldırmış.

Birkaç altın kaldırmış!

Acele etmiş sersem,

Ters tutarmış meğersem.

 

Padişah demiş: — Senin,

Kesilmiştir kısmetin.

Eğer vermese Mabut,

Neylesin Sultan Mahmut!

24/11/2002 – TALAS

 

 

YÜZ FRANK EDER

Adı: Eskici Miçon,

Cimri bir Hıristiyan…

Gözü dünya malında,

Ölüm yokmuş aklında...

Aniden hastalanmış,

Bir derde yakalanmış.

O, ölüm döşeğine

Yattığında kendine,

Hanım, papaz getirmiş.

Rahip odaya girmiş:

— Evladım, tanıdın mı sen?

Senin pederin ben,

Öp kutsal gümüş haçı,

Kutsandı bunla kaçı!..

Aramızdan gitmeden,

Günahından temizlen.

 

Miçon haçı alarak,

İncelemiş bakarak.

Papaza demiş: — Peder,

Ancak yüz frank eder.

İnat etme, ısrarla

Veremem daha fazla…

28/09/1998 – KAYSERİ

 

 

NEFES

Bektaşi’ye demişler:

— Söyler misin erenler?

Bu dünyada en çok sen,

Hoşlanırsın nelerden?

Bektaşi gülümsemiş,

Sonra şöyle söylemiş:

— Sigaramın ilk nefesi,

Kaynanamın son nefesi...

 

ŞİŞELER

Hoca vaaz verirmiş,

Cemaat de dinlermiş.

Bektaşi’yi görünce,

Biraz da hiddetlice:

— Ey kardeşler, ey canlar

Dinleyin Müslümanlar!

Söylenmedi demeyin,

Ahrette yarın sizin,

Şişeleri içkinin,

Boynunuzdan asarlar,

Şangur şungur sallarlar...

 

Bektaşi gülümsemiş,

Hocaya şöyle demiş:

— Anladık asılacak,

Boş, dolu ne olacak?..

 

Hoca çok hiddetlenmiş,

O da şöyle söylemiş:

— Şişeyi boş koymazlar,

Doldurarak asarlar!

 

Bektaşi demiş: — Aman!

Biz yaşadık o zaman...

22/11/2002-TALAS

 

SONRADAN GÖRME

Sonradan görme oturmuş balkonda

Bir dilenci gelip durmuş altında:

— Efendi sadaka versene bana

Ben de çok dualar ederim sana

 

O dilenciye tiksinerek bakmış

Tüm sinirleri tepesine çıkmış:

— Mehmet sen, Hasan’a söyle de durma

O Hüseyin’e desin beni yorma.

Kapıcıya desin Hüseyin de işi

Bizden inayet bekliyor şu kişi.

 

Dilenci duyunca bunu şaşırmış

Elini açıp Allah’a yalvarmış:

— Ey Allah’ım emretsen Cebrail’e

O da haber versin de Mikail’e

Mikail de anlatsın İsrafil’e

İsrafil de desin ki Azrail’e

Balkonda oturan pinti adam var

Haydi durma git de oraya kadar

Canını al gafilin, işi bitir

Onu al da Cehennem’e götür…

09/01/2017 Talas/KAYSERİ

 

 

TİLKİNİN ÖĞÜDÜ

Tilki bir yavrusunu gezdirirmiş

Çevredeki bağları gösterirmiş.

— Yavrum şu bağların üzümlerini

Olgunlaşmış salkım dizimlerini

Canının çektiğinden yersin ama

Zinhar ha şu sözümü hiç unutma

Köyün mollasının bağına sakın

Asla yaklaşma, olmayasın yakın

Acından öleceğini de bilsen

O bağdan bir üzüm bile yeme sen…

 

Yavru babasına sormuş merakla:

— Babacığım nedir ilgisi yasakla?

O bağın üzümleri zehirli mi?

Bize ne zarar verir ki, kirli mi?

 

O demiş: — Yok be yavrum yanlış fikir

Üzümlerin farkı yok hepsi de bir…

Yediğimizi bir anlarsa molla

O zaman işimiz bitmiştir valla

Tilki eti helal der FETVA verir

Avcıları peşimize düşürür.

Onun din gücü, halkın cehaleti

Birleşir gelir soyun felaketi…

Cahil olan bir topluma karışma

Böyle halkı aldatana yaklaşma.

08/01/2018 TALAS/KAYSERİ

 

 

ŞIH VE KÖYLÜ KADIN

(Türk halk kültüründen şiirlerim)

 

Cübbeli, sarıklı, uzun sakallı

Esmerce tenli, keçi gibi kıllı…

Bir şeyh Türkmen köyüne konuk gelmiş

Köylüler konuktan çok hoşnut olmuş

Kerametini merak ederlermiş

Konuğu dikkatlice dinlerlermiş

Şeyh arada zıplayıp irkilirmiş

Elini sallayıp “hoşt hoşt hoşt” dermiş…

Biri sormuş: — Şeyhim neler oluyor

Seni gören meraklarda kalıyor…

 

Onlara demiş ki: — Ey kardeşlerim

Nasıl anlatayım ki dindaşlarım!

Gördüm ki Kabe’de melun bir köpek

Yapmak istediği de pek kötü pek…

Köpeğe hoşt demesem işeyecek

Kâbe’nin duvarını kirlentecek…

 

Duyunca sözünü evin hanımı

Demiş: “Vallah dondurdu kanımı.

Bir deneyip sınav edeyim şunu

Bilirse ona yaptığım oyunu

Anlarım ki bu adam basiretli

Dalaletten uzaktır ferasetli[5]…”

 

Etli pilav pişirerek götürmüş

Tüm konuklarına sırayla vermiş.

Şeyh herkesin tabaklarını süzmüş

Öfkeyle dudaklarını büzmüş

 

Sonra dönüp demiş ki: — Be hey kadın

Söyle bana nedir senin maksadın?

Görüyorum et vermişsin herkese

Hani bana vermiyorsun nedense!

 

Kadın demiş ki: — Be deyyus, sahtekâr!

Odadan gitmedin Kâbe’ye kadar

Şuradan sezdin oradaki iti

Görmedin tabak altındaki eti…

 

Ahmet KARAASLAN

16/09/2018 TALAS/KAYSERİ

 

EŞEKLE TARTIŞILMAZ…

 

Ormanda tilki eşek

Sanki bir deli fişek

Biraz gezip tozmuşlar,

Dostlukları bozmuşlar.

Tilki demiş: — Ot yeşil

Parlıyor ışıl ışıl.

Eşek demiş: — Avanak!

Gel benim gözümle bak.

Otun rengi kırmızı

Tavuk mu sandın kazı?

 

Kavga etmişler sonra,

Alınmışlar huzura.

Kral aslan dinlemiş

— Tilki! Diye ünlemiş.

Beraet oldu eşek,

Sana bir ceza gerek…

 

İtiraz etmiş tilki

Demiş: —Kral neden ki?

Yeşildir bütün otlar

Sorun söylesin atlar…

Ya da siz deyin şimdi

Eşek de duysun kendi…

 

Kral demiş: — Yeşildir

Bilmeyenler gafildir.

 

Tilki demiş: — Kralım

İşte burda duralım.

Bana da hak verdin sen,

Neden ceza aldım ben?

 

Kral demiş ki: — Tilki,

İyice anla, bilki…

Bana diyorsun niçin?

Onla tartıştın niçin!

Ahmet KARAASLAN

17/01/2017 TALAS/KAYSERİ

 

LÂFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ

Edirneli bir tüccar

Çalışır emek harcar.

Peynir alıp satarmış,

Malına mal katarmış.

Gemiye mal yüklemiş

Kaptana şöyle demiş:

— Gideceğiz İzmir’e

Hareket ettir bre…

 

Kaptan demiş: — Ücreti…

Bırak şimdi sohbeti.

 

Tüccar demiş: — Arkadaş,

Gidelim yavaş yavaş

İzmir’e varınca biz

Ücretini öderiz…

 

Kaptan demiş: — Dur hele

Senin işin rastgele

Gemi hiç söz dinlemez

Lâfla da yürüyemez.

20/01/2018  TALAS / KAYSERİ

 

KÖPEĞİN NESİ OLUYORSUNUZ?

 

Kahraman bir köpek varmış

Kurtlar ondan çok yılarmış.

Düşününce çoban bunu

Ödül verip sevmiş onu.

Bir koyunu ona vermiş

Köpek ansızın gebermiş.

Koyun koca sürü olmuş

Çobanı düşünce almış.

“Bu miras kime kalacak

Kimin hakkı ne olacak!..”

O sürü ile yanında

Hâkime gitmiş sonunda.

Meseleyi deyip ona:

“Bir fikir ver n’olur bana…”

Diyerek yardım istemiş

Hâkim ona şöyle demiş:

— Otur hele, telaş etme

Hükmümü almadan gitme.

Merak etme iki gözüm

Kitaplarda var bir çözüm…

 

Çevirerek sayfaları

Karıştırmış kitapları.

Dönüp demiş ki çobana:

— Mirasın tamamı bana…

 

Çoban çok sevinmiş buna

Çünkü sürü yükmüş ona.

Aklı da karışmış bir an

Hâkime demiş ki çoban:

— Tamam sürüyü vereyim,

Ama şunu öğreneyim:

Bu aklıma takıldı tek

Neyiniz olurdu köpek?..

29/04/2018 TALAS / KAYSERİ

 

CAMİDE HIRSIZLIK

Hoca camide namaz kıldırır

Arkadaki cüzdanına saldırır.

İmam namazına devam eder,

Cüzdanını alana da şöyle der:

— Kuleuzu birabbil felak

Ulan arkamda duran salak,

Cüzdanımı cebime bırak

Yoksa sana atarım dayak…

 

Hırsız da pişkince güler

Arkasından da şöyle der:

— Kuleuzu birabbin nas

Çalınan bırakılamaz.

Çok fazla konuşma imam

Sonra namaz olmaz tamam…

01/09/2018 TALAS / KAYSERİ

 

HIRSIZLARIN SAYISI NE ZAMAN ARTMIŞ?

(Türk halk kültüründen şiirlerimden)

 

Memet Emmi emekliydi

Giyimi kuşamı tamdı

Maaşı çekti bankadan

Hırsız da onu arkadan

Takip edip yürüyordu.

Arada bir duruyordu.

Emekli bindi dolmuşa

Hırsız dedi: “ Sen çok yaşa.”

Aldı cüzdanı cebinden

Ayrıldı onun peşinden.

Oturdu başka koltuğa

O bakarken sola sağa

Ücreti toplar muavin

Hırsız gülümsüyor hain.

Adam elini cebine

Atınca hüzün yüzüne

Bulaştı bir katran gibi

Çünkü boştu onun cebi.

Şoför dedi: — Bey abi sen,

Çok şık üstünde elbisen

Yok cebinde meteliğin

Böyle mi senin beyliğin!

Hırsız dedi: — Dur kardeşim

Hayır işlemektir işim.

Ben vereyim parasını

Alacağım duasını.

Memet Emmi gülümsedi

Dönüp hırsıza söyledi…

—Allah sizden razı olsun

Kesenize altın dolsun.

Çoğalsın senin gibiler

Benim gibi tüm emmiler

Duacıyız hep sizlere

Yardım ettiniz bizlere…

Tomarla çalar hırsızlar

Kırıntı verir arsızlar.

Böyle sayıları artmış

Servetine servet katmış.

Bizler de dua ederiz

“Sayıları artsın” deriz...

Ahmet Karaaslan (Dedem Korkut)

31/01/2021  TALAS/KAYSERİ

 

                                                     

 

[1] Kural dışı. Dışındaki, ayrı tutularak, hariç.

[2] Giden, yürüyen

[3] İnatçı, ayak direyici

[4] Başıboş, bir baltaya sap olamamış, apaş, serseri

[5] zihin uyanıklığı, bir şeyi çabukça anlayış kabiliyeti, bir insanın ahlakını, kabiliyetini yüzünden anlamak melekesi demektir. Feraset iki türlüdür. Biri bir nevi ilham eseridir ki, sebebi bilinmeksizin meydana gelir. Diğeri bir kazanma eseridir ki, muhtelif tabiatlara vakıf olmak sebebiyle meydana gelir

 

NELER SÖYLENDİ?
@
AHMET KARASLAN

AHMET KARASLAN

DİĞER YAZILARI MEVLANA MENKIBELERİNDEN BASILMAYAN YENİ ŞİİRLERİM LAFONTEİN MASALLARINDAN BASILMAYAN ŞİİRLERİM HALK KÜTÜRÜNDEN BASILMAYAN ŞİİRLERİM BEYDEBÂ MASALLARINDAN BASILMAYAN ŞİİRLERİM AİSOPOS (EZOP) MASALLARINDAN BASILMAYAN ŞİİRLERİM KÖYÜME (GÖMÜRGEN) İLKBAHARDA BAYRAMLAŞMA YENİ YOĞURT UTANIN!.. GARADAĞ’DAN GÖRÜNEN YERLE GÖMÜRGEN GÖMÜRGEN DEĞİL Mİ?.. KÖYÜME (GÖMÜRGEN) YAYLADA DEĞİL Mİ? GÖMÜRGEN VAR AHMET KARAARSLAN-ŞİİRLER ŞAH İSMAİL ÇOCUKLUĞUM GÖMÜRGEN YARALI MAHMUT GOÇ MUSTAFA KEDİNİN TEK OYUNU HİKAYELER... AH ADEM BABA AH!.. TOPRAK ANA VE MEVSİMLER CIRCIR BÖCEĞİ (Cırlayık) GÜVERCİN TİLKİ VE LEYLEK LANET OLSUN… DEVECİ İLE YILAN KÖSE DAĞI MASALI ÇİLKEKLİK VE DAĞ KUŞU TİLKİ İLE ÜZÜMLER KARGA İLE YILAN KAZAN ÖLDÜ!.. BİR KEMİK AT DA GÖR! GİDEYİM Mİ DAHA DA? VAAZ KONUŞAN KAVAL TARLA KUŞU AĞUSTOS BÖCEĞİ VE KARINCA KARGA İLE YILAN ANADOLU EFSANESİ KONUŞAN KAVAL KAZAN ÖLDÜ!.. AĞAM İSTANBUL’U MESKEN Mİ DUTTUN? GÖMÜRGENDEN İNANIŞLAR-3 GÖMÜRGENDEN İNANIŞLAR-2 GÖMÜRGENDEN İNANIŞLAR-1 EZOP MASALLARINDAN BİR TÜRKMEN DÜĞÜNÜ... ÖKÜZÜ KESİN NASRETTİN HOCA FIKRALARINDAN ŞİİRLER ODUNCUNUN DİLEĞİ GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-12 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-11 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-10 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-9 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-8 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-7 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-6 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-5 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-4 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-3 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-2 GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-1 HABİB KARAASLAN-10 İLK TEDRİSATA ARZUHAL HABİB KARAASLAN-8 HABİB KARAASLAN-7 HABİB KARAASLAN-6 HABİB KARAASLAN-5 HABİB KARAASLAN-4 ŞAİRLİK HABİB KARAASLAN-3 HABİB KARAASLAN-2 HABİB KARAASLAN-1 GÖMÜRGEN’DE SAYIŞMA VE TEKERLEMELERİMİZ KONUŞAN KAVAL
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Adana Demirspor00
  • 2Alanyaspor00
  • 3Antalyaspor00
  • 4Başakşehir FK00
  • 5Beşiktaş00
  • 6Fatih Karagümrük00
  • 7Fenerbahçe00
  • 8Galatasaray00
  • 9Gaziantep FK00
  • 10Giresunspor00
  • 11Hatayspor00
  • 12İstanbulspor00
  • 13Kasımpaşa00
  • 14Kayserispor00
  • 15Konyaspor00
  • 16MKE Ankaragücü00
  • 17Sivasspor00
  • 18Trabzonspor00
  • 19Ümraniyespor00
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
HAYVANLAR ALEMİ
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
HAYVANLAR ALEMİ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA