DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
SÜLEYMAN KOCABAŞ
SÜLEYMAN KOCABAŞ
Giriş Tarihi : 07-05-2021 22:42

FETÖ İLE MÜCADELE McCARTHYCILIK’A MI DÖNÜŞMÜŞTÜR?

 

AMAN DİKKAT!...


         Gazeteci dostumuz, Harun Sökmen’ in haberini, Yeni Akit Gazetesi  6 Mayıs 2012  tarihli sayısında “Fetö Aklı, Şimdi de  Mütedeyyin Kesim Üzerinden  Oyun Kuruyor. CUMHUR İLE  REİSİN ARASINI AÇMA PLANI” manşeti ile verdi. Haberinde yazılanların neredeyse tamamına yakını doğrudur. Ama, bu anlatılanların dışında, daha geniş boyutlarda  “CUMHURİYET  İTTİFAKI İLE MÜTEDEYYİN KESİMİN ARASINI AÇMAK İÇİN” diyebileceğimiz  daha büyük bir senaryo, FETÖ yargılamalarının başladığı günden beri artarak ve çeşitlenerek devam etmektedir. Bunlardan en önemlisi şudur: Basında da imalı veya direk olarak yer aldığı üzere,  Gülen, Pensilvanya’dan  “imamları” denilenlere  daha işin başında şu emri vermiştir: “Özellikle imamlarımız, kendilerini geçici bir süre de olsa kurtarmak için, itirafçı olsunlar. Suçlu, suçsuz,  özellikle de mütedeyyin   kesimleri suçlu göstererek  bunları, AK Parti ve  Cumhur İttifakına düşman etsinler ve bunların oy oranlarını iyice düşürerek iktidardan uzaklaştırsınlar.”

     Yine basında yer almıştır. FETÖ imamlarının  % 40’ı  itirafçı olmuşlardır. Tarihte ve günümüzde dünyanın neresinde  bir terör örgütünün başlarının %40 gibi bir çoğunluğunun itirafçı olduğu görülmüştür?  Bu sanki, Türkiye’ye mahsus bir “algı operasyonu” olarak kaşımıza çıkmaktadır. Zaten,  FETÖ davlarının tamamına yakını bu itirafçı bilgileri sonucu tutuklamalar yapılmış, yargılamalar gerçekleştirilmiştir. Avrupa’nın modern hukukunda bile “itirafçıların verdikleri bilgiler tam anlamıyla  doğru deliller sayılamazlar”  da bilinen bir gerçek olduğu halde, Türk yargısı bunu ciddi bir değerlendirmeye alabilmiş midir? “Ben dedim” demekle bu iş olmaz. İşin mahiyeti daha derinlemesine araştırılmalıdır. Hele, bunlarda  bir senaryo kokusu bulunduğu halde, konular hakkında  daha büyük hassasiyetler gösterilmelidir. .

        Konumuza bu ana unsurun da ilavesiyle , FETÖ yargılamalarının neredeyse tam bir “McCartıycılık Örneği” ne dönüşmüş olabileceği  de dikkate  alınırsa,  sanki “Hükümetimiz ve yargımızın kendi ayağına kendisi kurşun sıkmak” gibi gizli –açık bir yapılanmanın içinde bulunabileceği ve işin esasına bakılırsa,  mütedeyyin kesimi  “REİSTEN ASIL KOPARAN UNSUR” un    bu olabileceği  karşımıza çıkmaktadır.

        Aşağıdaki yazımız, makale formatında   bir rapor halinde 6 Nisan 2021’de CİMER  kanalıyla Cumhurbaşkanı  Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a sunduğumuz  bu yazımızda, olup bitenler, geniş bir tarih perspektifinden  dile getirilmiş, aynı raporum,   “Türkçenin Katli ve Alınması Gereken Tedbirler” i içeren “DİL RAPORUM”   da, aynı yazımla    Milliyetçi  Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye de gönderilmiştir.

Bir  Atalar Sözü veya Bir Vecize


     “FETÖ ile mücadelede çok dikkatli olalım!... At izi it izine karışmışa benziyor!... Kurunun yanında yaş da yanmasın!...”

                                                                                                 Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                              T.C. Devleti Cumhurbaşkanı

         Edebiyat derslerimizde  o saatteki ders konumuz “Atasözleri ve Vecizelerin İşlenmesi” ise, edebiyat öğretmenlerimiz bize hep, “Atasözleri, söyleyenin kim olduğu ve  hangi yılda nerede  söylendiği belli  olmayan,  içeriği insana büyük dersler ve öğütler  vermekle yüklü anomin  edebiyat metinleridir” diye tarif ederler. “Vecizeler” in (şimdi uydurukça olarak “özdeyişler” diyorlar) ise,   zaten kimin tarafından ve özellikle de ünlü kişiler tarafından “dersler verici” olarak söylendiğini herkes bilir.

    Raporumuzun, adına ister “ata sözü”, isterse “vecize” denilsin, kendisi de zaten Devlet Başkanımız olduğu için tarihimize  “Atalarımızdan”  olarak geçecek  Sayın Cumhurbaşkanımız   R.T. Erdoğan’ın yukarıdaki sözünü  “vecize” olarak kabul edersek, 5 yıldan (2016 – 2021) beri kendisiyle “canhıraş” olarak mücadele ettiğimiz “FETÖ İLE MÜCADELE” de  gerçekten “âdil ve hakkaniyetli bir mücadele   vermek” ten olarak  daha işin başında “çok ciddi bir uyarı” vecizesi olmuştu.  Sayın Başkanımız, bu sözüne ilaveten daha ne gibi vecizeler söylemişti?  “FETÖCÜLÜK” ün “üç katmanı” na yönelik olarak da şunlardan bahsetmişti:

                                                           FETÖÇÜLÜK’ ÜN  Üç Katmanı

“FETÖCÜLÜK  üçe ayrılır:                                   

          “ 1-Tabanı ibadet.”

          Açıklama: İbadet ehli, mazlum, garip Müslümanlar ve dua etmekten başka ellerinde silahları olmayan kandırılmış,  aldatılmış veya FETÖ hakkında   kendileri aydınlatılmadığı için onu yanlış algılamış ve sonra hatasını görünce ‘tövbe’ etmiş, dönmüş, ekmeğini yemeyi bile beceremeye  ümmi  zavallı kesim.

           “2-Ortası ticaret.”

         Açıklama: Müslümanlıktan, mücahitlikten  müteahhitliğe ve (giderek darbeciliğe)  terfi etmiş ve bütün servetleriyle FETÖ’nün emrinde olan Türkiye  burjuvazisinin bir kısmı.

           “3-Tepesi ihanet.”

        Açıklama: Fethullah Gülen’in etrafını sarmış yerli küçük bir yönetici kadro grubu ve ona verdikleri desteklerle palazlanarak başımıza bela eden bir kısım resmi, askeri ve sivil  ‘üst düzey destek yapılanması” yanında, uluslararası boyutlardan olarak da “İsrail –(Anglo –Sakson)- Kıta Avrupası Şer Ekseni” ve kuruluşlardan  da NATO’lik,    Masonik, Moonik, Evangelistlik, Papalık, Hahamlık, Siyonistlik vb.  gibi bazı kuruluş elemanları ve benzerleri.

         Sayın Erdoğan, bahsettiğimiz  üzere, “At izini it izine karıştırmayalım” diyerek mücadelenin doğru yolunu  dile getirmişti.

     Ama, gelin görün ki,  sanki buna hiç uyulmamış, o günden bugünü “FETÖ ile mücadele” neredeyse tam anlamıyla   “McCarthycılık “ a mı dönüşmüştür? sorusunun ciddi olarak sorulmasına yol açmıştır.

McCarthycılık Nedir?


         McCarthycılık  nedir? Şudur: Tâ  Amerika Birleşik Devletlerine kadar uzanalım. Amerika, II. Dünya Harbinde Almanya’nın “Hitler Diktatörü” nü mağlup etmek için “Sovyet Diktatörü Stalin” ile can –ciğer dost ve müttefiktir. Yalta’da  Amerikan Başkanı Roosevelt ve Rusya Başkanı Stalin’in öpüşen ve birbirlerine çılgın âşıklar gibi sarılan resimlerini  çok gördük. Ama bir zaman geldi ki, bu iki âşıkların  bu sefer de birbirlerinin  “can düşmanı” haline geldiklerini (!?) gördük sanki. Zaferden sonra “Diktatör Stalin”, “Amerikan Kapitalizmi” ne alternatif olarak  “Rusya Komünizm” ini  dünyaya yeniden ihraca başlayınca, süper güçler arası bu  çıkar çekişmelerinden dolayı birbirleriyle  “kanlı –bıçaklı” hale geldiler. İşte tam bu sırada bizdeki “FETÖ ile Mücadele Sendromları”  nın tıpa tıp benzeri olmuş,  Amerika’da “Komünizmle  Mücadele Sendromları” kendisini  göstermişti.  Tabii ki bunun esası, Amerika’da bürokraside  ve sivilde  ne kadar Komünist varsa yakalayıp cezalandırmaktı.  Yani anlayacağınız “Amerikan devi” “komünizmle canhıraş  mücadele” ye  ilkin kendi içinden başlamıştı.  Amerikan hükümeti, bunun için bir “Komünizmle Mücadele Soruşturma Komisyonu”    kurmuş,  başına da  eski istihbaratçı ve Cumhuriyetçi Parti Senatörü Joseph Raymond  McCarthy’ı  Başkan Truman 1950’de  atamıştı.

    Atanmıştı ama, adı geçen mücadelesi hiç de “adalet ve hakkaniyet” ölçüleri içinde olmamıştı.   “Hiçbir kimseye karşı güvenli bir kanıt gösteremediyse de, suçlamalarıyla birçok insanı işinden eti;  bir çoğunun da  toplum dışına itilmesine yol açtı. İnsanların Komünistlik  suçlanmasıyla  baskı ve kovuşturmaya uğraması ve bu uygulamanın ABD’lileri uyumlu yurttaş olmaya zorlaması  McCarthycılık olarak nitelendirildi.” (AnaBritannica Ansiklopedisi, C. 15,s . 83 – 84)

Amerika’da “Komünizmle  Mücadele” de  McCarthycılık


             1954’e kadar adı geçen  komisyonun başında bulunan Senatör McCarthy’ın “Komünizmle mücadeleleri”  Amerikan halkına tam anlamıyla  kök söktürmüştü. McCarthy ve ekibinin  sergilediği mücadele örneklerine  göre neredeyse  200 milyonluk bütün Amerikan halkı,  tam bir “potansiyel tehlike” olarak görülüp, neredeyse herkese haklı veya haksız (genelde haksız) “komünizm taraftarı” damgası vurulup tutuklamalar ve yargılamalara gidilmeye başlanmıştı.  Öyle ki, Komünist Rusya’nın Washington’daki Büyükelçiliğinin önünden  geçmek bile  “komünist olmak” için yeterli bir delil sayılıyordu. Burası uzaktan  CIA ajanlarının sürekli gözetimi altında idi. Büyükelçiliğin duvarının dibinden geçen ve hatta birazcık dinlenmek için duvarına yaslanan veya kenarına kısa bir süre oturanların resimleri bile çekiliyor, bunlar, İstihbarata gönderilerek resimlerin “deşifre” edilmesinin ardından evleri polislerce  basılarak yaka paça kodese götürülüp ilk sorgulamaları  yapılıyor, ardından da “komünist haini yakaladık” denilerek savcılara teslim ediliyorlardı.  

       Daha da öyle ki, Rusya Büyükelçisi ve elamanlarının  alışveriş yaptıkları bakkallar  bile “Sen onunla niye alışveriş yaptın, öyleyse sen de Komünistsin ” diye yakalanıp  götürüyorlar, sorguya çekiliyorlar, mazlum bakkal ancak bin bir dil döktükten sonra yakayı ya kurtarabiliyor, kurtaramayanlar kodesi boyluyor, üstelik de bakkalları kapatılarak  eşi ve çocukları aç bırakılıyor, bunlara, “komünist damgası” vurulduğu için de hiç kimse sahip çıkmıyordu.

       Devlet dairelerinde durum büsbütün fecaat idi. En büyüğünden en küçüğüne hiçbir bürokrat,  “komünist damgası” yiyeceği için “Russia” (Rusya) tabirini kullanamazlar,  kullanmak zorunda kalırlarsa  “Ruzzori” vb. olarak konuşurlardı.  Daha neler neler!...

        Amerika’da McCarthycılık, 1950 – 1954 zaman diliminde çok etkili oldu.  Daha sonra yeni Başkan Eisenhower zamanında   görüldü  ki, Senatör  McCarthy’ın  yaptığı bütün işler neredeyse tümüyle  yanlış. Bu sefer de görevinden alınıp hakkında “görevini kötüye kullanmak” tan kendisi yargılanıyor, yargıçlar onu yargılarken “Komünistlerin  niye hain tavanı ile uğraşmadın da niye mazlum  tabanı ile uğraştın” sorusunu bile  soruyorlar, bunlara  tatmin edici  cevaplar veremediği için cezalar alıyordu.  Tabii ki bu arada “haksızlık” a uğramışlara  “haklarını aramak” izni veriliyor, hayali “Komünistlik suçu” ndan” görevlerinden  atılmış memurlar görevlerine geri dönüyorlar, mağdurlara, devlet bütçesinden  “mağduriyet tazminatları” ödeniyordu.  FETÖ ile mücadelede  bu “sendromlu” yapılanma bizde de böyle olacak mıdır?  

          Bizim yakın tarihimizde de “McCarthycılık  Sendromu” nun tıpatıp benzeri  iki örneği şöyle yaşanmıştır:

Türkiye’de   27 Mayıs 1960 Darbesi ile  Gelen  McCarthycılık


           27  Mayıs 1960 Darbesini  yapan 38 kişilik darbeci subaylar cuntası, bu darbeyi hangi gerekçelerle yapmışlardı?  Uzatmayalım, hemen söyleyelim: “Biri  Cumhurbaşkanı, diğeri Başbakan diktatörler  Celal Bayar –Adnan Menderes ikisinin Demokrat Parti iktidarı, Anayasayı ihlal ettiği, Demokrasiyi katlettiği,  Atatürkçülüğe ihanet ettiği,  hak ve hürriyetleri ayaklar altına aldığı ve kardeş kavgasına sebep olduğu, gençlerimizi öldürtüp Ankara Et Balık Kurumu tesislerinde kıyma yapıp izlerini kaybettirmeye  çalıştığı, Ardahan’ı Ruslara satmak istediği için  vs, vb.   bütün bunları önlemeye yönelik olarak müdahalede bulunduk (darbe yapmak)”  gerekçeli darbe bildirileri  yayınlanmış, haberleri yapılmıştı.  Yine  uzatmayalım,  bu gerekçelerin  hepsi de külliyen yalan (hem de kuyruklu yalan), dalavere, dümendi. (Canlı belgelere dayalı olarak bunları daha geniş boyutlarda öğrenmek için benim şu üç kitabıma bakınız: 1-Menderes Dönemi 1950 – 1960, 2-27 Mayıs 1960 Darbesinin İçyüzü Menderes Nasıl Devrildi?, 3- 27 Mayıs Rejimi 1960 – 1961).

             Darbe yapıldıktan sonra toplumumuz,   ortasından tam “çat, pat” diye  ikiye ayrılmıştı: 1-“Düşükler ve Kuyruklar”, 2- “Hürriyet Kahramanları ve Vatan Fedaileri.”

             “Düşükler ve Kuyruklar” kimlerdi? Darbenin  devirdiği, iktidar partisi Demokrat Parti’nin bakanları ve üst düzey yöneticileri için “Düşükler”,  bunlara oy veren seçmen kitlesi için de onları aşağılamaya yönelik  “Kuyruklar” masaları uydurulmuştu. “Düşükler”,  zaten darbe günü bütün yurttan  armut toplar gibi toplanmışlar,  “sanıklar” ın (!) cezaları zaten önceden karşılarına kurşun kalemle yazılmış olduğu halde, göstermelik “Siyasal Mahkeme” de yargılanmak için 650 kişi civarında, “kaçamasınlar” gerekçesiyle Marmara’nın ortasında Yassıada  zindanına tıkılmışlar, atılmışlardı.

          Yargılamalar,  yalnızca 650 kişi ile sınırlı kalsa iyi idi. Ama, “Demokrat Parti –Başbakan Menderes’e oy verdi” denilerek Edirne’den Kars’a kadar ne kadar Demokrat Parti seçmeni ve genelde  “sivriler” i “Kuyruklar” olarak “potansiyel tehlike” statüsünde  toplanıp, bunlar da “mahalli mahkemeler” de yargılanıp çeşitli cezalara çarptırılmışlardı. Vatandaştır, elbette birilerine oy verecektir. “Niye İsmet İnönü’nün partisi Cumhuriyet  Halk Partisine (CHP) değil de onun muhalifi  Bayar -Menderes  ikilisinin  Demokrat Parti’sine  oy verdin” ihsaslı ve imalı olarak Demokratların seçmenleri cezalandırıldı. O zaman,  “bütün partileri kapatın herkes CHP’ye oy versin gitsin!...” demezler mi? Zaten,  1923 – 1945 Tek Partili Dönem Türkiye’sinde  hep böyle oluştu. Demek ki şimdi bizi, “Göstermelik bir demokrasi  gösterisi” yle de aldatmışlar!... Buna da “McCarthycılık” denebilir mi?

        Darbecilerin,  McCarthycılık uygulamaları,  Amerika’daki McCarthycılık örnekleri gibi korkunç oldu. Hatta onu solda sıfır bıraktı.  Cumhuriyet Halk Partililer (özellikle ifritlerinden olarak), en üst düzeyinden en alt düzeyine (seçmenlerine) kadar McCarthycılık örneklerinin tam anlamıyla “figüranları” oldular. Edirne’den Kars’a kadar, bunlardan, Darbenin 38 kişilik beynine (Milli Birlik Komitesi üyeleri) Demokratlar (anlayacağınız Kuyruklar)  aleyhine  “yüzbinler” le ifade edilebilecek  “JURNAL MEKTUPLARI”  yağdı. Bunlarda genelde, “Bu vatan hainlerini yakalayıp  yargılamanızı arz ederiz” ifadeleri yer alıyordu.

          “27 Mayıs Darbesi McCarthycılık  Sendromu” nu, 38 kişilik beyinden birisi olan ve “birinci elden şahidi”  Orhan Erkanlı, “itiraflar” kabilinden  olarak, hatırlarında dile getirir (Geniş bilgi için onun şu iki kitabına bakınız: 1-Askeri Demokrasi , 2- Anılar Sorunlar Sorumlular). Erkanlı,  her gün PTT’den Milli Birlik  Komitesi odasına   iki - üç çuval dolusu “CHP JURNALLERİ”  geldiğini, 38 kişi üyeler olarak bunları tek tek okumaktan  memleketin  diğer meselelerine vakit ayıracak zaman bulamadıklarını,  bir ara gına getirip çuvalları açmadan götürüp kalorifer dairesinde yaktıklarını,  “absürt jurnal örneklerinden” olarak, erkeğinden  boşanmak için bir kadının kendilerine  bir jurnal mektubu ile başvurduğunu, kadının iddiasının,  kocasının  Demokrat Partili oluşunu da ihsasla, asıl suçlamasının  “Onun Komünist olduğu” nu bu sebeplerden boşanmak istediğini, kendisine yardım edilmesi  isteğini yazmış.  Ciddiye alıp yerinde incelemişler.  Evine gitmişler. Bakmışlar, görmüşler  ki kadın yalan söylüyor;  kocası yerine onu cezalandırmışlar.

            CHP jurnalleri ile ilgili olarak basına öyle haberler yansımış, sızmıştı ki,    bir jurnal mektubunun  içinden adresli bir köyden şapkalı ve şalvarlı olarak bir Mehmet Ağa’nın Başbakan Menderes’le sarmaş dolaş olmuş   fotoğrafı çıkmıştı. Bu bile “cezalandırmak” tan olarak takibe alınmış, köye iki jandarma gönderilerek  gariban ve masum Mehmet Ağa elleri kelepçeli  olarak köyün meyanından geçirilerek ilçenin  Jandarma karakoluna getirilmiş.  Komutan ona, “Menderes’le niye bu fotoğrafı çektirdin?” diye sormuş ve ardından  “iyi bir dayak” atarak köyüne geri göndermiş. 

          27 Mayıs Darbesi’nin en korkunç ve üstelik de “vatanı kurtaralım” derken,   “vatanı bölmek” e tahvil edilebilecek bir diğer  McCarthycılık uygulaması,   Kürt kardeşlerimizin  yoğun olarak yaşadığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yönelik yaşanmıştı. Bu iki bölgede,  “Demokrat Partiye oy verdiler” gerekçesiyle, “Kuyrukların buradaki sivri uzantıları” statüsünde ne kadar Kürk ağası, beyi, ileri geleni ve  şeyhi varsa, toplam 485 kişiyi armut gibi toplanarak “SİVAS KÜRT KAMPI “ na  getirilerek burada yargılanmışlar, hapis cezası alanlar kodese tıkılmış, berat edenler  ise, “potansiyel tehlike” olarak görülmeye devam edilerek, getirildikleri yerlere gönderilmeyip, Batı Anadolu’ ya “sürülmüşler” idi. Bu  büyük McCarthycılık  olayı, “vatan bölücülüğü” ne kapı açmıştı. Sivas Kampı’na gelene kadar Kürt olduklarını bile  bilmeyenler, burada gördükleri  işkenceler  ve yedikleri dayaklarla “Kürk oldukları” nın bilincine varmışlar, Türkiye’de “SİYASİ KÜRTÇÜLÜK” ün temelleri ilk defa “Sivas Kürt  Kampı” nda atılmış ve PKK da  “embryon” veya “rüşeym” halinde burada doğmaya başlamıştı. (Geniş bilgi ve canlı belgeleri için şu iki kitaba bakınız: 1- Nevzat Çiçek, 27 Mayıs’ın Öteki Yüzü  Sivas Kampı, 2-Süleyman Kocabaş,  27 Mayıs Rejimi 1960 – 1961) FETÖ ile mücadeledeki  McCarthycılık’ta   da eğer ciddi tedbirler alınmaz ve yanlışlardan dönülmez ise,  buna benzer çok kötü sonuçlar doğurabilir. Bir terör örgütünün,  özellikle de “imamları elemanları” nın  Amerika –Pensilvanya’daki  “Baş Şeytan” ı  FETÖ’nün emriyle % 40’ının “itirafçı olması” ne demektir? Ne anlama geliyor? Tarihte dünyanın neresinde bu kadar çok “itirafçı” görülmüştür? Bari oldu olacak en sonunda FETÖ’de “itirafçı” olsun ve kurtulsun. Bütün bu olup bitenler   hiç ölçüldü, tartıldı mı? Gülen başının, “İtirafçı, pişman kılığına girerek şimdilik bununla kurtulun, üstelik de, suçlu, suçsuz, herkesi emniyet ve savcılara ihbar edin, ortalığı  iyice karıştırın, bunlarla halkı, AK Partiye iyice düşman edin ve oy oranını büyük ölçüde  düşürün” şeytani talimatları  niye  hiç dikkate alınmadan haklı –haksız (çoğu haksız) kovuşturma, cezalandırma  işlemleri yapıyor?  Tarih bir gün gelip bunun hesabını, ilgililer ve  sorumlularından  sormaz mı? Bunu zaten aşağıda detaylı olarak anlatacağız.

Türkiye’ye 15 Temmuz 2016 FETÖ Darbesi ile Gelen McCarthycılık Mı?


       Biz millet olarak çok garip ve dünden yediklerini bugün bile  unutan bir milletiz. Yani anlayacağınız, mazimiz ve tarihimizden iyice ve çok çok  kopuğuz. Günümüzde de hafızamızı yoklayabilsek, canlandırarak  “I’inci Türkiye McCarthycılık” ından dersler alabilseydik, bugün itibariyle “2’inci Türkiye McCarthycılık” ını hiç yaşamazdık.

      “2’inci  Türkiye McCarthycılık uygulamaları” nı,   15 Temmuz 2016 FETÖ Darbesi ile gelen süreçte yaşamaya başladık.

       Bunun zaten, “McCarthycılık örnekleri” ni yaşayarak gördükleri için herkes biliyor. Basından, televizyonlardan, internetten ve mağdurlarla  kişisel görüşmelerden olarak hep  yaşanmış, uygulanmış  adı geçen örneklerden  özet maddeler halinde  şunlardan bahsedeceğiz:

        1-“Fetö’yle (Cemaatin sahte şeyhi ve hatta bazılarına  göre “şeytanı” başı Fethullah Gülen) niye tanıştın ve buluştun? Gel bakayım bunun hesabını ver!... Sen de ondan mısın?”

        Açıklaması ve yorumu:  Kişi ve vatandaş  değil mi, herkesle tanışma, buluşma hürriyetine sahiptir.  Kim olursa olsun bu onun “vatan hainliği” ne yorumlanamaz.  Nüfusumuzu neredeyse üçte birisi Gülen’le  tanışmış, resimler çekmiştir. Öyleyse bunların hepsini tutuklayıp yargılamak gerekmez mi? diye sormazlar mı? Ülke halkımızın üçte ikisini kodeslere sokmanın tarihi vebalini kim verebilir, ödeyebilir?

                                                  

AMAN DİKKAT!...

 

FETÖ İLE MÜCADELE McCARTHYCILIK’A MI  DÖNÜŞMÜŞTÜR?

 

Süleyman KOCABAŞ

 

Tarihçi Yazar

 

kocabassuleyman@gmail.com


             

Giriş


         Gazeteci dostumuz, Harun Sökmen’ in haberini, Yeni Akit Gazetesi  6 Mayıs 2012  tarihli sayısında “Fetö Aklı, Şimdi de  Mütedeyyin Kesim Üzerinden  Oyun Kuruyor. CUMHUR İLE  REİSİN ARASINI AÇMA PLANI” manşeti ile verdi. Haberinde yazılanların neredeyse tamamına yakını doğrudur. Ama, bu anlatılanların dışında, daha geniş boyutlarda  “CUMHURİYET  İTTİFAKI İLE MÜTEDEYYİN KESİMİN ARASINI AÇMAK İÇİN” diyebileceğimiz  daha büyük bir senaryo, FETÖ yargılamalarının başladığı günden beri artarak ve çeşitlenerek devam etmektedir. Bunlardan en önemlisi şudur: Basında da imalı veya direk olarak yer aldığı üzere,  Gülen, Pensilvanya’dan  “imamları” denilenlere  daha işin başında şu emri vermiştir: “Özellikle imamlarımız, kendilerini geçici bir süre de olsa kurtarmak için, itirafçı olsunlar. Suçlu, suçsuz,  özellikle de mütedeyyin   kesimleri suçlu göstererek  bunları, AK Parti ve  Cumhur İttifakına düşman etsinler ve bunların oy oranlarını iyice düşürerek iktidardan uzaklaştırsınlar.”

     Yine basında yer almıştır. FETÖ imamlarının  % 40’ı  itirafçı olmuşlardır. Tarihte ve günümüzde dünyanın neresinde  bir terör örgütünün başlarının %40 gibi bir çoğunluğunun itirafçı olduğu görülmüştür?  Bu sanki, Türkiye’ye mahsus bir “algı operasyonu” olarak kaşımıza çıkmaktadır. Zaten,  FETÖ davlarının tamamına yakını bu itirafçı bilgileri sonucu tutuklamalar yapılmış, yargılamalar gerçekleştirilmiştir. Avrupa’nın modern hukukunda bile “itirafçıların verdikleri bilgiler tam anlamıyla  doğru deliller sayılamazlar”  da bilinen bir gerçek olduğu halde, Türk yargısı bunu ciddi bir değerlendirmeye alabilmiş midir? “Ben dedim” demekle bu iş olmaz. İşin mahiyeti daha derinlemesine araştırılmalıdır. Hele, bunlarda  bir senaryo kokusu bulunduğu halde, konular hakkında  daha büyük hassasiyetler gösterilmelidir. .

        Konumuza bu ana unsurun da ilavesiyle , FETÖ yargılamalarının neredeyse tam bir “McCartıycılık Örneği” ne dönüşmüş olabileceği  de dikkate  alınırsa,  sanki “Hükümetimiz ve yargımızın kendi ayağına kendisi kurşun sıkmak” gibi gizli –açık bir yapılanmanın içinde bulunabileceği ve işin esasına bakılırsa,  mütedeyyin kesimi  “REİSTEN ASIL KOPARAN UNSUR” un    bu olabileceği  karşımıza çıkmaktadır.

        Aşağıdaki yazımız, makale formatında   bir rapor halinde 6 Nisan 2021’de CİMER  kanalıyla Cumhurbaşkanı  Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a sunduğumuz  bu yazımızda, olup bitenler, geniş bir tarih perspektifinden  dile getirilmiş, aynı raporum,   “Türkçenin Katli ve Alınması Gereken Tedbirler” i içeren “DİL RAPORUM”   da, aynı yazımla    Milliyetçi  Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye de gönderilmiştir.

Bir  Atalar Sözü veya Bir Vecize


     “FETÖ ile mücadelede çok dikkatli olalım!... At izi it izine karışmışa benziyor!... Kurunun yanında yaş da yanmasın!...”

                                                                                                 Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                              T.C. Devleti Cumhurbaşkanı

         Edebiyat derslerimizde  o saatteki ders konumuz “Atasözleri ve Vecizelerin İşlenmesi” ise, edebiyat öğretmenlerimiz bize hep, “Atasözleri, söyleyenin kim olduğu ve  hangi yılda nerede  söylendiği belli  olmayan,  içeriği insana büyük dersler ve öğütler  vermekle yüklü anomin  edebiyat metinleridir” diye tarif ederler. “Vecizeler” in (şimdi uydurukça olarak “özdeyişler” diyorlar) ise,   zaten kimin tarafından ve özellikle de ünlü kişiler tarafından “dersler verici” olarak söylendiğini herkes bilir.

    Raporumuzun, adına ister “ata sözü”, isterse “vecize” denilsin, kendisi de zaten Devlet Başkanımız olduğu için tarihimize  “Atalarımızdan”  olarak geçecek  Sayın Cumhurbaşkanımız   R.T. Erdoğan’ın yukarıdaki sözünü  “vecize” olarak kabul edersek, 5 yıldan (2016 – 2021) beri kendisiyle “canhıraş” olarak mücadele ettiğimiz “FETÖ İLE MÜCADELE” de  gerçekten “âdil ve hakkaniyetli bir mücadele   vermek” ten olarak  daha işin başında “çok ciddi bir uyarı” vecizesi olmuştu.  Sayın Başkanımız, bu sözüne ilaveten daha ne gibi vecizeler söylemişti?  “FETÖCÜLÜK” ün “üç katmanı” na yönelik olarak da şunlardan bahsetmişti:

                                                           FETÖÇÜLÜK’ ÜN  Üç Katmanı

“FETÖCÜLÜK  üçe ayrılır:                                   

          “ 1-Tabanı ibadet.”

          Açıklama: İbadet ehli, mazlum, garip Müslümanlar ve dua etmekten başka ellerinde silahları olmayan kandırılmış,  aldatılmış veya FETÖ hakkında   kendileri aydınlatılmadığı için onu yanlış algılamış ve sonra hatasını görünce ‘tövbe’ etmiş, dönmüş, ekmeğini yemeyi bile beceremeye  ümmi  zavallı kesim.

           “2-Ortası ticaret.”

         Açıklama: Müslümanlıktan, mücahitlikten  müteahhitliğe ve (giderek darbeciliğe)  terfi etmiş ve bütün servetleriyle FETÖ’nün emrinde olan Türkiye  burjuvazisinin bir kısmı.

           “3-Tepesi ihanet.”

        Açıklama: Fethullah Gülen’in etrafını sarmış yerli küçük bir yönetici kadro grubu ve ona verdikleri desteklerle palazlanarak başımıza bela eden bir kısım resmi, askeri ve sivil  ‘üst düzey destek yapılanması” yanında, uluslararası boyutlardan olarak da “İsrail –(Anglo –Sakson)- Kıta Avrupası Şer Ekseni” ve kuruluşlardan  da NATO’lik,    Masonik, Moonik, Evangelistlik, Papalık, Hahamlık, Siyonistlik vb.  gibi bazı kuruluş elemanları ve benzerleri.

         Sayın Erdoğan, bahsettiğimiz  üzere, “At izini it izine karıştırmayalım” diyerek mücadelenin doğru yolunu  dile getirmişti.

     Ama, gelin görün ki,  sanki buna hiç uyulmamış, o günden bugünü “FETÖ ile mücadele” neredeyse tam anlamıyla   “McCarthycılık “ a mı dönüşmüştür? sorusunun ciddi olarak sorulmasına yol açmıştır.

McCarthycılık Nedir?


         McCarthycılık  nedir? Şudur: Tâ  Amerika Birleşik Devletlerine kadar uzanalım. Amerika, II. Dünya Harbinde Almanya’nın “Hitler Diktatörü” nü mağlup etmek için “Sovyet Diktatörü Stalin” ile can –ciğer dost ve müttefiktir. Yalta’da  Amerikan Başkanı Roosevelt ve Rusya Başkanı Stalin’in öpüşen ve birbirlerine çılgın âşıklar gibi sarılan resimlerini  çok gördük. Ama bir zaman geldi ki, bu iki âşıkların  bu sefer de birbirlerinin  “can düşmanı” haline geldiklerini (!?) gördük sanki. Zaferden sonra “Diktatör Stalin”, “Amerikan Kapitalizmi” ne alternatif olarak  “Rusya Komünizm” ini  dünyaya yeniden ihraca başlayınca, süper güçler arası bu  çıkar çekişmelerinden dolayı birbirleriyle  “kanlı –bıçaklı” hale geldiler. İşte tam bu sırada bizdeki “FETÖ ile Mücadele Sendromları”  nın tıpa tıp benzeri olmuş,  Amerika’da “Komünizmle  Mücadele Sendromları” kendisini  göstermişti.  Tabii ki bunun esası, Amerika’da bürokraside  ve sivilde  ne kadar Komünist varsa yakalayıp cezalandırmaktı.  Yani anlayacağınız “Amerikan devi” “komünizmle canhıraş  mücadele” ye  ilkin kendi içinden başlamıştı.  Amerikan hükümeti, bunun için bir “Komünizmle Mücadele Soruşturma Komisyonu”    kurmuş,  başına da  eski istihbaratçı ve Cumhuriyetçi Parti Senatörü Joseph Raymond  McCarthy’ı  Başkan Truman 1950’de  atamıştı.

    Atanmıştı ama, adı geçen mücadelesi hiç de “adalet ve hakkaniyet” ölçüleri içinde olmamıştı.   “Hiçbir kimseye karşı güvenli bir kanıt gösteremediyse de, suçlamalarıyla birçok insanı işinden eti;  bir çoğunun da  toplum dışına itilmesine yol açtı. İnsanların Komünistlik  suçlanmasıyla  baskı ve kovuşturmaya uğraması ve bu uygulamanın ABD’lileri uyumlu yurttaş olmaya zorlaması  McCarthycılık olarak nitelendirildi.” (AnaBritannica Ansiklopedisi, C. 15,s . 83 – 84)

Amerika’da “Komünizmle  Mücadele” de  McCarthycılık


             1954’e kadar adı geçen  komisyonun başında bulunan Senatör McCarthy’ın “Komünizmle mücadeleleri”  Amerikan halkına tam anlamıyla  kök söktürmüştü. McCarthy ve ekibinin  sergilediği mücadele örneklerine  göre neredeyse  200 milyonluk bütün Amerikan halkı,  tam bir “potansiyel tehlike” olarak görülüp, neredeyse herkese haklı veya haksız (genelde haksız) “komünizm taraftarı” damgası vurulup tutuklamalar ve yargılamalara gidilmeye başlanmıştı.  Öyle ki, Komünist Rusya’nın Washington’daki Büyükelçiliğinin önünden  geçmek bile  “komünist olmak” için yeterli bir delil sayılıyordu. Burası uzaktan  CIA ajanlarının sürekli gözetimi altında idi. Büyükelçiliğin duvarının dibinden geçen ve hatta birazcık dinlenmek için duvarına yaslanan veya kenarına kısa bir süre oturanların resimleri bile çekiliyor, bunlar, İstihbarata gönderilerek resimlerin “deşifre” edilmesinin ardından evleri polislerce  basılarak yaka paça kodese götürülüp ilk sorgulamaları  yapılıyor, ardından da “komünist haini yakaladık” denilerek savcılara teslim ediliyorlardı.  

       Daha da öyle ki, Rusya Büyükelçisi ve elamanlarının  alışveriş yaptıkları bakkallar  bile “Sen onunla niye alışveriş yaptın, öyleyse sen de Komünistsin ” diye yakalanıp  götürüyorlar, sorguya çekiliyorlar, mazlum bakkal ancak bin bir dil döktükten sonra yakayı ya kurtarabiliyor, kurtaramayanlar kodesi boyluyor, üstelik de bakkalları kapatılarak  eşi ve çocukları aç bırakılıyor, bunlara, “komünist damgası” vurulduğu için de hiç kimse sahip çıkmıyordu.

       Devlet dairelerinde durum büsbütün fecaat idi. En büyüğünden en küçüğüne hiçbir bürokrat,  “komünist damgası” yiyeceği için “Russia” (Rusya) tabirini kullanamazlar,  kullanmak zorunda kalırlarsa  “Ruzzori” vb. olarak konuşurlardı.  Daha neler neler!...

        Amerika’da McCarthycılık, 1950 – 1954 zaman diliminde çok etkili oldu.  Daha sonra yeni Başkan Eisenhower zamanında   görüldü  ki, Senatör  McCarthy’ın  yaptığı bütün işler neredeyse tümüyle  yanlış. Bu sefer de görevinden alınıp hakkında “görevini kötüye kullanmak” tan kendisi yargılanıyor, yargıçlar onu yargılarken “Komünistlerin  niye hain tavanı ile uğraşmadın da niye mazlum  tabanı ile uğraştın” sorusunu bile  soruyorlar, bunlara  tatmin edici  cevaplar veremediği için cezalar alıyordu.  Tabii ki bu arada “haksızlık” a uğramışlara  “haklarını aramak” izni veriliyor, hayali “Komünistlik suçu” ndan” görevlerinden  atılmış memurlar görevlerine geri dönüyorlar, mağdurlara, devlet bütçesinden  “mağduriyet tazminatları” ödeniyordu.  FETÖ ile mücadelede  bu “sendromlu” yapılanma bizde de böyle olacak mıdır?  

          Bizim yakın tarihimizde de “McCarthycılık  Sendromu” nun tıpatıp benzeri  iki örneği şöyle yaşanmıştır:

Türkiye’de   27 Mayıs 1960 Darbesi ile  Gelen  McCarthycılık


           27  Mayıs 1960 Darbesini  yapan 38 kişilik darbeci subaylar cuntası, bu darbeyi hangi gerekçelerle yapmışlardı?  Uzatmayalım, hemen söyleyelim: “Biri  Cumhurbaşkanı, diğeri Başbakan diktatörler  Celal Bayar –Adnan Menderes ikisinin Demokrat Parti iktidarı, Anayasayı ihlal ettiği, Demokrasiyi katlettiği,  Atatürkçülüğe ihanet ettiği,  hak ve hürriyetleri ayaklar altına aldığı ve kardeş kavgasına sebep olduğu, gençlerimizi öldürtüp Ankara Et Balık Kurumu tesislerinde kıyma yapıp izlerini kaybettirmeye  çalıştığı, Ardahan’ı Ruslara satmak istediği için  vs, vb.   bütün bunları önlemeye yönelik olarak müdahalede bulunduk (darbe yapmak)”  gerekçeli darbe bildirileri  yayınlanmış, haberleri yapılmıştı.  Yine  uzatmayalım,  bu gerekçelerin  hepsi de külliyen yalan (hem de kuyruklu yalan), dalavere, dümendi. (Canlı belgelere dayalı olarak bunları daha geniş boyutlarda öğrenmek için benim şu üç kitabıma bakınız: 1-Menderes Dönemi 1950 – 1960, 2-27 Mayıs 1960 Darbesinin İçyüzü Menderes Nasıl Devrildi?, 3- 27 Mayıs Rejimi 1960 – 1961).

             Darbe yapıldıktan sonra toplumumuz,   ortasından tam “çat, pat” diye  ikiye ayrılmıştı: 1-“Düşükler ve Kuyruklar”, 2- “Hürriyet Kahramanları ve Vatan Fedaileri.”

             “Düşükler ve Kuyruklar” kimlerdi? Darbenin  devirdiği, iktidar partisi Demokrat Parti’nin bakanları ve üst düzey yöneticileri için “Düşükler”,  bunlara oy veren seçmen kitlesi için de onları aşağılamaya yönelik  “Kuyruklar” masaları uydurulmuştu. “Düşükler”,  zaten darbe günü bütün yurttan  armut toplar gibi toplanmışlar,  “sanıklar” ın (!) cezaları zaten önceden karşılarına kurşun kalemle yazılmış olduğu halde, göstermelik “Siyasal Mahkeme” de yargılanmak için 650 kişi civarında, “kaçamasınlar” gerekçesiyle Marmara’nın ortasında Yassıada  zindanına tıkılmışlar, atılmışlardı.

          Yargılamalar,  yalnızca 650 kişi ile sınırlı kalsa iyi idi. Ama, “Demokrat Parti –Başbakan Menderes’e oy verdi” denilerek Edirne’den Kars’a kadar ne kadar Demokrat Parti seçmeni ve genelde  “sivriler” i “Kuyruklar” olarak “potansiyel tehlike” statüsünde  toplanıp, bunlar da “mahalli mahkemeler” de yargılanıp çeşitli cezalara çarptırılmışlardı. Vatandaştır, elbette birilerine oy verecektir. “Niye İsmet İnönü’nün partisi Cumhuriyet  Halk Partisine (CHP) değil de onun muhalifi  Bayar -Menderes  ikilisinin  Demokrat Parti’sine  oy verdin” ihsaslı ve imalı olarak Demokratların seçmenleri cezalandırıldı. O zaman,  “bütün partileri kapatın herkes CHP’ye oy versin gitsin!...” demezler mi? Zaten,  1923 – 1945 Tek Partili Dönem Türkiye’sinde  hep böyle oluştu. Demek ki şimdi bizi, “Göstermelik bir demokrasi  gösterisi” yle de aldatmışlar!... Buna da “McCarthycılık” denebilir mi?

        Darbecilerin,  McCarthycılık uygulamaları,  Amerika’daki McCarthycılık örnekleri gibi korkunç oldu. Hatta onu solda sıfır bıraktı.  Cumhuriyet Halk Partililer (özellikle ifritlerinden olarak), en üst düzeyinden en alt düzeyine (seçmenlerine) kadar McCarthycılık örneklerinin tam anlamıyla “figüranları” oldular. Edirne’den Kars’a kadar, bunlardan, Darbenin 38 kişilik beynine (Milli Birlik Komitesi üyeleri) Demokratlar (anlayacağınız Kuyruklar)  aleyhine  “yüzbinler” le ifade edilebilecek  “JURNAL MEKTUPLARI”  yağdı. Bunlarda genelde, “Bu vatan hainlerini yakalayıp  yargılamanızı arz ederiz” ifadeleri yer alıyordu.

          “27 Mayıs Darbesi McCarthycılık  Sendromu” nu, 38 kişilik beyinden birisi olan ve “birinci elden şahidi”  Orhan Erkanlı, “itiraflar” kabilinden  olarak, hatırlarında dile getirir (Geniş bilgi için onun şu iki kitabına bakınız: 1-Askeri Demokrasi , 2- Anılar Sorunlar Sorumlular). Erkanlı,  her gün PTT’den Milli Birlik  Komitesi odasına   iki - üç çuval dolusu “CHP JURNALLERİ”  geldiğini, 38 kişi üyeler olarak bunları tek tek okumaktan  memleketin  diğer meselelerine vakit ayıracak zaman bulamadıklarını,  bir ara gına getirip çuvalları açmadan götürüp kalorifer dairesinde yaktıklarını,  “absürt jurnal örneklerinden” olarak, erkeğinden  boşanmak için bir kadının kendilerine  bir jurnal mektubu ile başvurduğunu, kadının iddiasının,  kocasının  Demokrat Partili oluşunu da ihsasla, asıl suçlamasının  “Onun Komünist olduğu” nu bu sebeplerden boşanmak istediğini, kendisine yardım edilmesi  isteğini yazmış.  Ciddiye alıp yerinde incelemişler.  Evine gitmişler. Bakmışlar, görmüşler  ki kadın yalan söylüyor;  kocası yerine onu cezalandırmışlar.

            CHP jurnalleri ile ilgili olarak basına öyle haberler yansımış, sızmıştı ki,    bir jurnal mektubunun  içinden adresli bir köyden şapkalı ve şalvarlı olarak bir Mehmet Ağa’nın Başbakan Menderes’le sarmaş dolaş olmuş   fotoğrafı çıkmıştı. Bu bile “cezalandırmak” tan olarak takibe alınmış, köye iki jandarma gönderilerek  gariban ve masum Mehmet Ağa elleri kelepçeli  olarak köyün meyanından geçirilerek ilçenin  Jandarma karakoluna getirilmiş.  Komutan ona, “Menderes’le niye bu fotoğrafı çektirdin?” diye sormuş ve ardından  “iyi bir dayak” atarak köyüne geri göndermiş. 

          27 Mayıs Darbesi’nin en korkunç ve üstelik de “vatanı kurtaralım” derken,   “vatanı bölmek” e tahvil edilebilecek bir diğer  McCarthycılık uygulaması,   Kürt kardeşlerimizin  yoğun olarak yaşadığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yönelik yaşanmıştı. Bu iki bölgede,  “Demokrat Partiye oy verdiler” gerekçesiyle, “Kuyrukların buradaki sivri uzantıları” statüsünde ne kadar Kürk ağası, beyi, ileri geleni ve  şeyhi varsa, toplam 485 kişiyi armut gibi toplanarak “SİVAS KÜRT KAMPI “ na  getirilerek burada yargılanmışlar, hapis cezası alanlar kodese tıkılmış, berat edenler  ise, “potansiyel tehlike” olarak görülmeye devam edilerek, getirildikleri yerlere gönderilmeyip, Batı Anadolu’ ya “sürülmüşler” idi. Bu  büyük McCarthycılık  olayı, “vatan bölücülüğü” ne kapı açmıştı. Sivas Kampı’na gelene kadar Kürt olduklarını bile  bilmeyenler, burada gördükleri  işkenceler  ve yedikleri dayaklarla “Kürk oldukları” nın bilincine varmışlar, Türkiye’de “SİYASİ KÜRTÇÜLÜK” ün temelleri ilk defa “Sivas Kürt  Kampı” nda atılmış ve PKK da  “embryon” veya “rüşeym” halinde burada doğmaya başlamıştı. (Geniş bilgi ve canlı belgeleri için şu iki kitaba bakınız: 1- Nevzat Çiçek, 27 Mayıs’ın Öteki Yüzü  Sivas Kampı, 2-Süleyman Kocabaş,  27 Mayıs Rejimi 1960 – 1961) FETÖ ile mücadeledeki  McCarthycılık’ta   da eğer ciddi tedbirler alınmaz ve yanlışlardan dönülmez ise,  buna benzer çok kötü sonuçlar doğurabilir. Bir terör örgütünün,  özellikle de “imamları elemanları” nın  Amerika –Pensilvanya’daki  “Baş Şeytan” ı  FETÖ’nün emriyle % 40’ının “itirafçı olması” ne demektir? Ne anlama geliyor? Tarihte dünyanın neresinde bu kadar çok “itirafçı” görülmüştür? Bari oldu olacak en sonunda FETÖ’de “itirafçı” olsun ve kurtulsun. Bütün bu olup bitenler   hiç ölçüldü, tartıldı mı? Gülen başının, “İtirafçı, pişman kılığına girerek şimdilik bununla kurtulun, üstelik de, suçlu, suçsuz, herkesi emniyet ve savcılara ihbar edin, ortalığı  iyice karıştırın, bunlarla halkı, AK Partiye iyice düşman edin ve oy oranını büyük ölçüde  düşürün” şeytani talimatları  niye  hiç dikkate alınmadan haklı –haksız (çoğu haksız) kovuşturma, cezalandırma  işlemleri yapıyor?  Tarih bir gün gelip bunun hesabını, ilgililer ve  sorumlularından  sormaz mı? Bunu zaten aşağıda detaylı olarak anlatacağız.

Türkiye’ye 15 Temmuz 2016 FETÖ Darbesi ile Gelen McCarthycılık Mı?


       Biz millet olarak çok garip ve dünden yediklerini bugün bile  unutan bir milletiz. Yani anlayacağınız, mazimiz ve tarihimizden iyice ve çok çok  kopuğuz. Günümüzde de hafızamızı yoklayabilsek, canlandırarak  “I’inci Türkiye McCarthycılık” ından dersler alabilseydik, bugün itibariyle “2’inci Türkiye McCarthycılık” ını hiç yaşamazdık.

      “2’inci  Türkiye McCarthycılık uygulamaları” nı,   15 Temmuz 2016 FETÖ Darbesi ile gelen süreçte yaşamaya başladık.

       Bunun zaten, “McCarthycılık örnekleri” ni yaşayarak gördükleri için herkes biliyor. Basından, televizyonlardan, internetten ve mağdurlarla  kişisel görüşmelerden olarak hep  yaşanmış, uygulanmış  adı geçen örneklerden  özet maddeler halinde  şunlardan bahsedeceğiz:

        1-“Fetö’yle (Cemaatin sahte şeyhi ve hatta bazılarına  göre “şeytanı” başı Fethullah Gülen) niye tanıştın ve buluştun? Gel bakayım bunun hesabını ver!... Sen de ondan mısın?”

 

        Açıklaması ve yorumu:  Kişi ve vatandaş  değil mi, herkesle tanışma, buluşma hürriyetine sahiptir.  Kim olursa olsun bu onun “vatan hainliği” ne yorumlanamaz.  Nüfusumuzu neredeyse üçte birisi Gülen’le  tanışmış, resimler çekmiştir. Öyleyse bunların hepsini tutuklayıp yargılamak gerekmez mi? diye sormazlar mı? Ülke halkımızın üçte ikisini kodeslere sokmanın tarihi vebalini kim verebilir, ödeyebilir?

 

NELER SÖYLENDİ?
@
SÜLEYMAN KOCABAŞ

SÜLEYMAN KOCABAŞ

DİĞER YAZILARI ARAPLARIN SELÇUKLU VE OSMANLI YÖNETİMİNE GİRMELERİ 21-09-2021 10:58 ANAVATAN ANADOLU TOPRAKLARIMIZA YÖNELİK DÖRT BÜYÜK   TEHDİT VE TEHLİKE 10-09-2021 11:52 AVRUPA’DA ZULUM GÖREN YAHUDİLERİN   TÜRKİYE’YE SIĞINMALARI VE TOPLU GÖÇLERİ 06-09-2021 10:42 BALKAN MİLLETLERİ OSMANLI YÖNETİMİNE NİÇİN VE NASIL GİRMİŞLERDİ? 22-08-2021 12:15 TARİH BİZİ ÇAĞIRIYOR I 14-08-2021 19:11 MUSTAFA KEMȂL PAŞA’DAN KAMȂL ATATÜRK’E 21-07-2021 11:48 TÜRKÇE YILI MÜNASEBETİYLE I 11-07-2021 11:26 I.NAPOLYON’UN ÖLÜMÜNÜN 200. YILDÖNÜMÜ  MÜNASEBETİYLE ÇAR I.ALEKSANDR’LA  ARASINDA İSTANBUL VE BOĞAZLAR’I  PAYLAŞIM PAZARLIĞI 06-07-2021 11:25 SİYONİST YAHUDİLERLE TÜRKİYE’NİN 20 YILLIK DİPLOMATİK VE ASKERİ SAVAŞI 18-05-2021 23:59 TÜRKİYE’DE ADI KONULMAMIŞ HRİSTİYANLIK YAŞINIYOR AMA!.... 13-05-2021 12:29 “ŞÜYUU HAKİKATİNDEN BETERDİR” 12-05-2021 13:32 YUNANİSTAN’IN KURULUŞU VE TÜRKİYE ALEYHİNE 9 KERE BÜYÜMESİ 11-05-2021 19:29 İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİ BIRAK GAZETELERİN MAGAZİN EKLERİNE BAK!... 10-05-2021 16:17 TARİHTE YAHUDİLERİ KURTARAN MÜSLÜMANLAR ONLAR TARAFINDA BUGÜN NASIL YOKEDİLİYORLAR 09-05-2021 14:38 İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİ BIRAK GAZETELERİN MAGAZİN EKLERİNE BAK!... 08-05-2021 17:44 FETÖ İLE MÜCADELE McCARTHYCILIK’A MI DÖNÜŞMÜŞTÜR? 07-05-2021 22:42 “ŞÜYUU HAKİKATİNDEN BETERDİR” 06-05-2021 20:12 TÜRKİYE ENGELLENEMEZ 05-05-2021 01:27 OĞUZ ÇETİNOĞLU’ NUN SÜLEYMAN KOCABAŞ’LA İSTANBUL SÖZLEŞMESİ RÖPORTAJI 30-04-2021 19:59 YUNANİSTAN’IN KURULUŞU VE TÜRKİYE ALEYHİNE 9 KERE BÜYÜMESİ 28-04-2021 09:53 TÜRKÇENİN İNGİLİZCE VE İNGİLİZCE  GRAMER  KAİDELERİ  İLE  İŞGALİ 27-04-2021 10:54 OSMANLI DEVLETİ MONDRÖSÜNDEN T.C. DEVLETİ MONDRÖSÜNE KISA TARİH 26-04-2021 10:16 AMERİKAN BAŞKANI JEO BİDEN’İN SATIR ARALARINDAN ÇIKARTILABİLECEK TÜRKİYE ÜZERİNDEKİ YENİ EMELLERİ 25-04-2021 12:46 İNGİLTERE – AMERİKA’NIN İSTEDİĞİ KADAR ZENGİNLİK –MÜSLÜMANLIK VE COĞRAFYAYA SAHİP OLABİLDİK 24-04-2021 15:23  BAŞINIZA “CÜBBELİ  AMİRAL” KADAR  TAŞ MI DÜŞSÜN? 21-04-2021 10:34 OSMANLI DEVLETİNİN MONDRÖSÜ 17-04-2021 21:14 İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE GELEN SÜREÇ NASIL YAŞANDI? 15-04-2021 20:57 İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN DERİN ANALİZİ I 06-04-2021 10:54 İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE GİDEN YOL 02-04-2021 11:17 TÜRKİYE’DE AİLEYİ YIKMANIN ULUSLARARASI BOYUTLARI 23-03-2021 21:39 CUMHURİYETİMİZİN  100’ ÜNCÜ YIL DÖNÜMÜ ANMA VEYA HATIRA KİTABI  HAZIRLAMA PROJE TEKLİFİ 14-03-2021 12:46 OLMUYOR BEYLER OLMUYOR!... 1 10-03-2021 10:33 AMERİKA’NIN ÜSTÜN TOPU –TÜFEĞİ VARSA BİZİM DE KALEMİMİZ VARDIR. KALEM,  KILIÇTAN, TOP VE TÜFEKTEN DAHA KESKİNDİR. 06-03-2021 12:07 TARİHİMİZE DÜŞEN KARA LEKE 03-03-2021 23:04 YENİ DÜNYA DÜZENİNE STRATEJİK BİR BAKIŞ 24-02-2021 21:28 “BÜYÜK FELAKET” 21-02-2021 17:59 TARİH VE GÜNÜMÜZ PENCERESİNDEN ALINTILI YORUMSUZ TARİH BELGELERİ YAZI DİZİSİ I 20-02-2021 15:19 AK PARTİYE MANİFESTOM 16-02-2021 22:15 LAF EBESİ DEĞİL İŞ EBESİ İSTİYORUZ!... 14-02-2021 23:05 DİLİMİZİN YILLARDIR SAHİPSİZLİĞİ ATATÜRK KÜLTÜR DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI VE BAĞLI KURULUŞLARININ İÇİNE DÜŞTÜKLERİ BÜYÜK HATA 12-02-2021 21:20 TÜRKİYE’DE SİYASİ PARTİLER 12-02-2021 09:43 OLMUYOR BEYLER OLMUYOR YAPAMIYORSUNUZ!... 10-02-2021 18:29 MİLLETİMİZE AÇIK MEKTUP 03-02-2021 22:41 DİL SORUNLARIMIZ I 30-01-2021 12:13 HAYRA ALȂMET DEĞİL!... 29-01-2021 09:48 DİL SORUNLARIMIZ I 22-01-2021 15:44 ANADOLU ELDEN GİDİYOR 10-01-2021 11:33 DİL BUHRANI VARLIĞIMIZIN  İZAHI 08-01-2021 13:06 DİLİN ÖNEMİ, TÜRKÇENİN ÜSTÜNLÜĞÜ VE BİR MİLLETİ YOK ETMEK İÇİN DİLİNİN YOK EDİLMESİNE YÖNELİK   ÖZDEYİŞLER VE GÖRÜŞLER 07-01-2021 10:36 ÜSTADIMIZ  MUHİTTİN NALBANTOĞLU’NU EBEDİYETE UĞURLADIK  06-01-2021 10:54 BİRAZ DA DİLİMİZİN TARİHİNİ  ÖĞRENELİM  31-12-2020 10:40 TALAS İLÇESİ NASIL BİR “İNGİLİZ İLÇESİ” HALİNE GETİRİLDİ ? 24-12-2020 09:40 MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ GENEL BAŞKANI DEVLET BAHÇELİ’YE AÇIK MEKTUBUM 06-12-2020 13:05 TÜRKÇEYİ BOZMAK, YOZLAŞTIRMAK VE KİMLİK KAYBINA YÖNELİK 9 HATA 26-11-2020 21:17 KIBRIS MESELESİNDE AKLIN YOLU BİRDİR 20-11-2020 10:50 TÜRK HAVA YOLLAR MI İNGİLİZ HAVA YOLLARI MI? 08-11-2020 17:53 BİR PROTESTOM 24-10-2020 17:18 TÜRKÇENİN İŞGALİ VE “TÜRKÇE MİSAK - I MİLLİSİ”-3 10-10-2020 13:46 TÜRKÇENİN İŞGALİ VE   “TÜRKÇE MİSAK  - I MİLLİSİ”-2 08-10-2020 19:11 TÜRKÇENİN İŞGALİ VE   “TÜRKÇE MİSAK  - I MİLLİSİ”-1 07-10-2020 19:28 ANADOLU ELDEN GİDİYOR MU? 05-10-2020 19:08 ANADOLU ELDEN GİDİYOR MU?-2 03-10-2020 14:52 ANADOLU ELDEN GİDİYOR MU? -1 29-09-2020 19:15 TÜRKÇE SEVDALISI OĞUZ ÇETİNOĞLU 27-09-2020 16:02 SENARYO-KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-5 14-08-2020 11:20 SENARYO-KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-4 13-08-2020 13:18 SENARYO-KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-4 12-08-2020 13:42 SENARYO-KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-3 12-08-2020 13:40 KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-2 10-08-2020 16:27 KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-1 09-08-2020 16:13 KORONAONDOKUZ  (COVID -19) Lakabı Namı VİRÜS İLE SÖYLEŞİ 25-07-2020 14:45 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-29 22-07-2020 12:04 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-28 21-07-2020 13:09 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-27 19-07-2020 12:10 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-26 13-07-2020 13:56 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-25 12-07-2020 12:05 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-24 11-07-2020 12:10 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-23 06-07-2020 10:54 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-22 05-07-2020 14:58 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-21 04-07-2020 11:37 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-21 28-06-2020 11:33 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-20 20-06-2020 11:27 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-19 14-06-2020 13:24 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-18 09-06-2020 12:10 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-17 02-06-2020 12:09 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-16 31-05-2020 12:00 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-15 30-05-2020 12:13 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-14 26-05-2020 10:49 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-13 25-05-2020 12:46 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI -12 24-05-2020 07:02 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-11 17-05-2020 12:32 KAPKARA VE KASVETLİ BİR GÜN 12-05-2020 12:41 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-10 11-05-2020 11:58 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI “KASSERİA…” –“THE KAYSERİ…”-9 01-05-2020 13:49 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-8 24-04-2020 12:27 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-7 15-04-2020 15:53 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-6 06-04-2020 13:38 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-5 27-03-2020 11:41 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-4 23-03-2020 11:15 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-3 22-03-2020 13:56 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI “KASSERİA…” –“THE KAYSERİ…”-2 20-03-2020 11:18 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-1 19-03-2020 11:14 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-8 07-02-2020 11:43 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-7 06-02-2020 11:35 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-6 05-02-2020 11:09 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-5 04-02-2020 11:03 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-4 03-02-2020 11:36 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-3 02-02-2020 14:26 YENİ BİR BİLGE KAĞAN MESAJI VE ÇAĞRISI “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-2 31-01-2020 10:54 YENİ BİR BİLGE KAĞAN MESAJI VE ÇAĞRISI “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-1 30-01-2020 10:45
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Altay715
  • 2Beşiktaş714
  • 3Trabzonspor614
  • 4Hatayspor613
  • 5Fenerbahçe613
  • 6Konyaspor612
  • 7Alanyaspor612
  • 8Fatih Karagümrük711
  • 9Kayserispor610
  • 10Sivasspor79
  • 11Adana Demirspor79
  • 12Galatasaray68
  • 13Antalyaspor78
  • 14Gaziantep FK78
  • 15Yeni Malatyaspor76
  • 16Göztepe65
  • 17Kasımpaşa65
  • 18Başakşehir FK63
  • 19Giresunspor61
  • 20Çaykur Rizespor61
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA