DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
RECEP ÇALKANER
RECEP ÇALKANER
Giriş Tarihi : 13-04-2020 14:00

ESKİ RAMAZANLAR

Öncelikle eski ramazanları yaşayıp aramızdan ayrılan geçmişlerimize Allah’tan rahmet dileyerek söze başlamak istiyorum.

            O eski insanlar bana göre bir evliyâ idiler. Katıksız ekmekle oruca niyet eder, duru suyla da oruçlarını açar, iftar ederlerdi. Bizler babaannemin oruca niyet edişine gülerdik. Derdi ki;

            Ekmek yedim kuruca

            Su içtim duruca

            Niyet ettim yarınki

            Tutacağım oruca

            Kıtlık mı vardı ? Hayır. Boğaza fazla önem verilmez, hatta “boğazda bostan bitmez”diyerek çok yiyenler kınanırdı.

            Eğer bir evin reisi bir çuval un, bir teneke yağ, üç kilo da tahin almışsa, işte o ev Ramazanı bayram sevinciyle yaşardı. Bu erzakı düzen (gazanan) erkeğin artık yanına varılmazdı cakadan. Gerisi ev hanımının mahâretine kalırdı. Artık o hanım becerisine göre, un ve yağdan keteler, halkalar, börekler, çörekler... yapabildiğince çeşitler yaparak ev halkını mutlu etmeye çalışırdı.

            Eskiler... ah ahhh o eskiler... benim hatırladığım kadarıyla eskiden her şey daha iyi ve çok daha değerliydi.

            Komşunun değeri, günlerin, ayların, Ramazanın, Bayramların ayrı değerleri vardı. O günün insanının birbirlerine sonsuz güveni, sevgi ve saygısı vardı. Eskiden, oruca verilen değerse daha da farklıydı. İnanın anlatmaya zamanlar yetmez.

            Oruç tutan Müslümanları bırakalım, o günün Ermenileri (eski mahallemizde komşu idiler) Ramazanda onlar bile sanki oruç tutarlardı. Ben hâla hayret ederim, o insanların içerisinde hiç mi tiryakileri yoktu. Hiç birinin oruç günü sokakta, iş yerinde ne bir sigara içtikleri görülür, ne de üzerlerinde sigara içtiklerine dair bir emâre olurdu. İçlerinde çok usta terziler, saatçiler, kunduracılar, bakırcılar, camcılar vardı , hiç birinin ne bir şey yediği veya içtiği görülemezdi. Eskinin Ermenisi  bile iyiydi diyorum.

            Eski mahallelerde taş fırınlar olurdu. Her evden bakır leğenlerle yoğrulmuş hamur gelir, isteğe göre ekmek, kete, halka, börek, çörek yaptırılırdı. O dönemde Ermenilerin de halka ve kete yaptıkları olurdu. Herkes onların yaptığı ketenin güzelliğine hayran kalırdı. Çünkü, onlar biraz daha yemeklerine özen gösterirler, yemeğin malzemesinden iktisat yapmadan  bol yağlı keteler yaparlardı. Bu konuyu Everekli Seyrani Baba, bir şiirinde ne güzel izah eder:

            Ermenin, Rumun yağlı ketesi -Kaypak Müslümanı dinden çıkarır.

Bu şiirinde o da Ermenilerin ve Rumların daha güzel kete yaptıklarını kabul ediyor. Eski fırıncıların şeet’leri olurdu, yani yardımcıları ... bugün çırak dediğimiz kişiler... Dikkat edermisiniz, eski insanlar, çalışan küçük işçilerine “çırak”demekten bile hayâ ederlerdi. şeet, kalfa,usta,başusta  gibi değerleri vardı. Fırında pişen ekmek, kete, halka gibi hamur işlerini şeet, evlere taşırdı. Bunlara bahşiş olarak getirdiği ne ise illa ondan bir miktar verilir ve mutlaka gönlü alınırdı. Leğenle götürülen hamurdan eğer fırında sıra çoksa iftara yetecek kadar çörek yaptırılır, yani bugünkü pideler gibi, o pişen çörekleri de eve gidene  kadar kimi görürsen onu taze ekmek al, çörek al, kete al teklifinde bulunarak, illâ ucundan al gibi ısrarlar da bulunarak mutlaka almaları sağlanırdı. Ne kadar insana ikramda bulunmuşsanız o derece sevinç yaşardınız. İşte insanlık, işte eski insanların insan ilişkilerine ve insanlara verdiği değer...

           

 YAYLALARA DEĞİŞMEM.

Ben aziz bilirim dost kokusunu,

Sevgiyi,saygıyı her ikisini,

Dostlarla olunca bağ sekisini,

Toroslar da yaylalara DEĞİŞMEM.

Bence cihan değer dostluğun tümü,

Dostlukla doldurun yarıp göksümü.

Dostun yüzündeki tek tebessümü,

Cennet vâri sahralara DEĞİŞMEM.

Dostun sıcaklığı sarar kışımı,

Sırtımda taşısam çatmam kaşımı.

Yaslasam omzuna yanan başımı

Başı  karlı sarp  dağlara DEĞİŞMEM.

Eğer açılırsa dostumla ara,

Oluşur içimde onulmaz yara.

Dostun çadırını ben  saraylara,

Trilyonluk villalara DEĞİŞMEM

            Eski ramazanlardan en çok  keteyi, halkayı, hoşafı ve karlı suyla soğutulan şeker şerbetini özledim. Şekere ekmek doğrayarak sahur yemek, iftar etmek, orucun en kıymetli ziyâfeti sayılan has yiyecekleriydi.

Dün erzak almak için Beğendik’e uğradık.aldığımız gıda maddelerini arabamız olmasa taşımamız mümkün değildi. Bu nasıl oruç tutmak ki sekiz saatlik açlığa on altı saatlik tıkınma malzemesi... Hem de alınanları herkesin görebileceği yerde sallaya sallaya eve götürme gururuna yenik düşmek... Alamayanların olabileceğini düşünmeden kostak kostak yürüyerek “ben satarım, ben alırım ben götürürüm”aslan edâlarıyla küçülmeler ters geliyor ters...

            Dilimizden düşmeyen “Errızkı taal Allah”yani rızık Allah’tandır, inancını söyleyip “ben alırım, ben satarım” ne demek oluyor, kafam almıyor.

            Alabildiği bir şeyi evine taşırken koltuğunun altında saklı getiren, yerken de illa komşusuyla paylaşan, yakınlarının göz hakkı inancıyla, bana veren Allah komşularıma vesile olsun diye vermiştir.zihniyetiyle  hareket edebilen insaniyet ve İslamiyet örneği insanlar... yüzde doksanının okuması yazması bile yoktu. Ama o insanları anmadan ve geçmişlerimize rahmet okumadan geçmek mümkün müdür bilemiyorum. Ama şimdi bizler yaptığımızla, yediğimiz, giydiğimiz ve de oturduğumuz evlerimizle övünmekte haklıyız. Çünkü hepimizin evi birer saray yavrusu, villa ve sanat eseri apartmanlardır. Ve bizler;

APARTMANDA YAŞIYORUZ.

           

            Komşularla tanışırız

            Kapıda selamlaşırız

            Asansörde kaynaşırız

            Apartmanda yaşıyoruz       

        Komşu gelmez biz gitmeyiz

         Komşuluk hakkı gütmeyiz

         Hâl, hatırdan söz etmeyiz

         Apartmanda yaş

            Aç oturup, aç yatarmış

            Derdine bin dert katarmış

            Bana ne ki derdi varmış

            Apartmanda yaşıyoruz

            Eski ramazanlarda komşuluk ilişkileri çok daha  güzeldi. Kim ne pişirirse en yakın yedi kapıya sahanlarla (Tabak) dağıtılır. Onlardan gelenlerle sofralar daha bir zengin  olurdu. Bugün insanlar, “evdekini verelim de biz aç mı kalalım”, felsefesini güdüyorlar. O zamanlar iyiliğe iyilikle muamele esastı ve verici olanlar daha kârlı çıkardı. Amaç, yardımlaşma, dayanışma, paylaşma, yarım elma gönül alma felsefesi idi.

O zamanlar insanların çok fazla yiyeceğide yoktu; çünkü yokluk vardı. İnsanlar gerçekten oruç tutarlardı. Bugünkü gibi  kızartmalar, kavurmalar, kıymalılar, güveçler, fırın ağazları

Altındede’den tahinliler, serpil abladan tatlılar, börekler Bünyan’dan alabalıklar... Neler, neler... Ye memed ye, ama sadece kendin ye... İşte bu olmadı.........

            Ramazanda küçük çocukları oruca alıştırmak için onlara çeşitli hediyeler alınır, sevdikleri şeylerle mükafatlandırılırdı. Hatta yarım gün oruç tutulur, çocuklar oruca alıştırılırdı. Bu oruca “tekne orucu” denirdi. Bende çok tekne orucu tuttum. Hele tam gün oruç tuttuğumda annem beni sırtında taşıdı.akşam yaklaşırken oruçlu olduğum bütün komşulara söylendi.

O gün beni kucaktan kucağa gezdirdiler ve hediyelere boğuldum. Oruca teşvikin, orucu sevdirmenin elbirliği örneği...

Şimdi ise “Sen daha küçüksün, senin ne halin var, koca koca zırıklar tutmuyor da sana ne oluyor, hele büyüyünce tutarsın...

İşte bu görüşlerle büyüyen çocuk önceden eğitilmediğinden kalas gibi oluyor. İlk fırsatta “seferiyim” diyor, orucunu yiyor. “Hastayım” diyor, orucunu yiyor. Sonra da  “Allah’ın bildiğini kuldan  ne saklayayım” zihniyeti ile aleni (açıkça) yiyor veya yiyebiliyor.

Eski ramazanlar bir harika idi.

Evlerde buzdolabı olmadığı dönemlerdi. Varlıklı insanlar Erciyes’ten atlarla kar getirir, herkese  hayır için dağıtılırdı. Bıçkı ve testerelerle kesilen karlar âdeta kapışılır yaz günlerinin hararetini alır, dillerden dualar eksilmezdi.

Bazı hayır sahipleri kamyonlarla kar getirir, hem dağıtılır, hemde câmi önlerinde bakır leğenlerin içine kar doldurulur, yanına da bir bakır maşrafa koyarak dua alma amaçlı fedakarlıklar yapılır, insanları memnun etmenin hazzı yaşanırdı.  

            Hiç unutmam teravih namazından çıkar çıkmaz ilk işimiz câmi kapısındaki gazoz satan satıcıdan bir gazoz alıp patlattırmaktı. Karın içinde saatlerce beklemiş gazozu içmenin keyfine doyulmazdı.

            Bakır leğenlere kar dolduran satıcılar karların altına şişelerle gazoz koyar onların soğumasını öylece sağlamış olurlardı. Bunların en keyifli yanı o gazozları sallayarak köpüklendirir testerenin tersi ile vurarak açılır, gazoz kapağının patlayarak açılan sesi herkesi heyecanlandırır, içmeyecek olanlar bile “bir de benim için patlat” derlerdi. Teşbihte hata olmasın sanki şampanya patlatmak gibi.

            Keyiflerin çoğu iftara yakın saatlerde yaşanırdı. Yuvarlak, teker haline getirilmiş tellerin arasına tapa yerleştirilir, havaya atılır, yere düşen telin sarsılmasıyla sıkışan tapa patlar, korkmalara, gülüşmelere, bazen döğüşmelere yol açardı.

Döğüşü bile hoş olurdu. Kızan kişi gider bakkaldan bir kutu tapa alır, kızdığı adamın dalgın anında yanına ayaklarının dibine atar, tapanın patlamasıyla küplere binen kişi tapa atanı kovalar, kovalanan kişi yakalanırsa elinden tapası teli alınır ve aynı muameleye maruz bırakılırdı.

Çoğu kez böyle oyunlar oynarken ezan sesi bizleri kendimize getirir, zamanın ne kadar çabuk geçmiş olduğuna şaşar kalırdık...

            Davulcular, çok güzel mâniler bilir ve söylerlerdi. Yanık yanık söyledikleri manilerden biri şöyleydi:

            Ulu câmi direk ister.

            Dayanmaya yürek ister.

            Benim karnım toktur amma

            Evdekiler börek ister.

            Ramazan’da  câmi câmi dolaşırdık. Öyle bir görüşü dantel dantel beynimize işlemişlerdi ki, kaç câmi gezersek o kadar sevap alınırdı. Her adıma bir sevap vardır, derlerdi. Üşenmez, en uzak câmilere gitmeyi tercih ederdik.

Câmilerde bazan kıraatla namaz kılınırdı. İşte ona dayanamazdık. Yani kıraat her rekatta bir sahife Kur’an-ı Kerim okunması idi. Hoca efendi okur okur biz bekler dururduk. Dakkikalar geçmesine rağmen hocanın “Allahu ekber” sesi duyulmaz, bazen nefsimize yenik düşer, şeytana uyar, o câmii terk eder, hemen yanındaki câmiye gitmeye başlar ve câmi değiştirmiş olurduk.

Teravih çıkışlarından sonra bizleri çok güzel oyunlar beklerdi. Neydi o oyunlar? Meselâ Karatavuk. Bu eşleşerek dört, altı kişi veya daha fazla kişiler arasında oynanırdı. Örnek olarak altı kişilik bir oyunda taş tutuşulur. Taş tutuşmak şudur: Biri eline küçük bir taş alır, “Taş mı?” diye sorar, “Taş” cevabını alınca bir elinin içine saklar, ellerini arkaya götürürdü. Hangi elinde olduğunu bilmek kazanmaktı. Kaybeden ebe olurdu. Kaybedenlerden biri sırtını duvara yaslar, ikinci kişi onun karnına başı gelecek şekilde eğilerek elleri dizlerinin üstünde tutarak beklerdi. Üçüncü arkadaşı onun arkasından eğilerek başını bacakları arasına gelecek şekilde sokardı. Karşı oyuncular da arka arkaya  dizilirdi.

İlk oyuncu koşup gelerek eğilmiş duran karşı oyuncuların sırtına atlayıp binerdi. Sırayla gelen oyuncular atlar eğilmiş duran oyuncuların sırtında yerlerini alır ve bir süre onların üzerinde durduktan sonra süreyi tamamlamak maksadıyla şu sözler hep bir ağızdan söylenirdi.

Kara tavuk, karnı yarık,  Beş getir, On getir, On beş getir,Yirmi getir, Yirmi beş getir, Ben gidiyom eş getir.

            Bu süre içerisinde eğer üstteki oyuncuların hiçbirinin

              ayağı yere değmezse veya alttakiler çökmezlerse oyun tekrarlanırdı.

Atlayanlar aynı halde oyuna devam ederlerdi. Yoksa ebe olanlar değişir, böyle zevkli saatler devam ederdi.

            Yaz, kış değişik oyunlar oynanırdı. Eğer dışarıda hava soğuk olur da üşürsek, hemen evlere gider iskembilerde ısınır tekrar oyuna gelirdik. İskembi, günümüzde ısınma aracı olmadığından izahına fayda vardır.

Oturma odasının orta yerinde bir metre kare genişliğinde yarım metre derinliğinde geniş bir yer olur, onun orta yeri mangal konacak şekilde çukur olurdu. Dışarıda yakılarak kor haline gelen mangal o çukurun orta yerine konur, üzerine masaya benzeyen iskemle konurdu. Üzerine örtülecek olan iskembi yorganının ateşe değmemesini ve de masa görevi yapması için konulmuş olurdu.

İskembi yorganı, özel yapılmış büyükçe bir yorgandı. İskembinin etrafına oturan herkesi örtecek büyüklükte olmasına özen gösterilirdi. O yorganın altından gelen sıcak o kadar güzel olurdu ki sormayın. Bütün oturanları tatlı bir uyku sarardı...     

NELER SÖYLENDİ?
@
RECEP ÇALKANER

RECEP ÇALKANER

DİĞER YAZILARI KAYSERİMİZ 24-09-2020 18:52 KAYSERİNİN  BAĞLARI-2 26-08-2020 11:48 GAYSERİ  (PAZARLIĞI) TİCARETİ 12-08-2020 13:39 ZENGİNLİK VE SAKAVET 05-08-2020 11:49 NOSTALJİK 31-07-2020 10:25 MANTI 28-07-2020 12:35 KAYSERİNİN  BAĞLARI 20-07-2020 12:49 ANA - BABA TERBİYESİ 15-07-2020 11:55 KAYSERİNİN  BAĞLARI 06-06-2020 11:51 ESKİ RAMAZANLAR 12-05-2020 12:47 ÇOCUK EDEBİYATI 28-04-2020 16:07  İKİ GAYNANANIN DERTLEŞMESİ 26-04-2020 13:58 BAĞCILIK KEYFİ 19-04-2020 11:21 ESKİ RAMAZANLAR 13-04-2020 14:00 HAMAMLARIMIZ-GELİH HAMAMI 25-03-2020 11:49 KAYSERİ'DEN SEÇMECELER 18-03-2020 12:01 PAPAZIN İNSAN OLAN EŞŞEĞİ 11-03-2020 12:00 KAYSERİLİLİK... 04-03-2020 12:26 İSLÂM’A VE İNANCIMIZA GÖRE ÖLÜM 26-02-2020 12:12 OTOBUS DURAĞINDA İKİ KADININ KAYSERİLİCE KONUŞMASI      19-02-2020 11:18 MİSAFİRLİKDEN DÖNEN KADININ ŞOFÖRLE KONUŞMASI 12-02-2020 12:09 GAYSERİ AĞZI 05-02-2020 11:10 NOSTALJİ 29-01-2020 11:24 ESKİ KOMŞULAR VE KOMŞULUK İLİŞKİLERİ 22-01-2020 12:28 ANA - BABA TERBİYESİ 15-01-2020 11:36 BAĞCILIK KEYFİ 08-01-2020 12:32 NOSTALJİK 01-01-2020 11:12 AİLE BAĞLARI… 25-12-2019 10:46 BAĞDAN İNME ANISI 18-12-2019 11:14 GAYSERİ    BEDDÂLARI    11-12-2019 11:51 YAŞANMIŞ YADA YAKIŞTIRILMIŞ FIKRALAR 04-12-2019 11:58 ESKİ KOMŞULAR VE KOMŞULUK İLİŞKİLERİ 27-11-2019 12:16 ANADOLU  ÂDETİ                   20-11-2019 11:29 GAYSERİLİCE... 13-11-2019 11:22 NOSTALJİ 06-11-2019 11:51 KAYSERİ VE YÖRESİ TÜRKÜLERİMİZ 30-10-2019 12:11 GÜNÜMÜZÜN MİSAFİRİ VE EV SAHİBİ 23-10-2019 11:07 ESKİ KOMŞULAR VE KOMŞULUK İLİŞKİLERİ 16-10-2019 10:55 GELİN HAMAMI 09-10-2019 12:20 GAYSERİ  (PAZARLIĞI) TİCARETİ 02-10-2019 12:01 ESKİ KOMŞULAR VE KOMŞULUK İLİŞKİLERİ 25-09-2019 10:55 GAYSERİLİCE TÂBİRLER 18-09-2019 11:13 GUMALIDA MANGAL 11-09-2019 11:39 NOSTALJİK 04-09-2019 11:52 GAYSERİLİLİK… 28-08-2019 11:52 MİSAFİRLİKDEN DÖNEN KADININ ŞOFÖRLE KONUŞMASI 21-08-2019 11:14 HAMAMLARIMIZ-GELİN HAMAMI-2 14-08-2019 14:29 HAMAMLARIMIZ-1 07-08-2019 12:12
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Spor Toto Süper LigOP
  • 1Beşiktaş4084
  • 2Galatasaray4084
  • 3Fenerbahçe4082
  • 4Trabzonspor4071
  • 5Demir Grup Sivasspor4065
  • 6Atakaş Hatayspor4061
  • 7Aytemiz Alanyaspor4060
  • 8Fatih Karagümrük4060
  • 9Gaziantep Futbol Kulübü4058
  • 10Göztepe4051
  • 11İttifak Holding Konyaspor4050
  • 12Medipol Başakşehir4048
  • 13Çaykur Rizespor4048
  • 14Kasımpaşa4046
  • 15Helenex Yeni Malatyaspor4045
  • 16Fraport-TAV Antalyaspor4044
  • 17Hes Kablo Kayserispor4041
  • 18BB Erzurumspor4040
  • 19MKE Ankaragücü4038
  • 20Gençlerbirliği4038
  • 21Denizlispor4028
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA