Bende eski defter çok…
Eskiden bilgisayarımız olmadığı için, notlarımızı hep deftere, ajanda deftere yazardık.
O defterlerin en ünlüsü de “Ece ajandası” idi.
Hem günlük notları almak hem de gelir-gider dengemizi takip etmek amaçlı. Bir de arşiv defterim var, gündelik yazılarımı kesip yapıştırdığım.
Bunların hepsi de evde bir yerlerde duruyor. Bazen kaybolduğu bile oluyor ama duruyorlar.
Ve ben bu defterleri bugüne kadar geri dönüp de açmayı hiç düşünmedim. Bir faydası olacağını sanmıyorum çünkü.
Maaş ne kadar almışım, aylık nereye ne kadar harcamışım… Aybaşını getirebilmiş miyim, getirememiş miyim?
Örneğin 29 Ağustos 1962 tarihinde n’olmuş?
Ne gerek, zamanında olmuş, bitmiş, gelmiş ve gitmiş… Bugün benden hesabını soran mı var ya da ben kendime hesap mı soruyorum?
Yooo…
Hatta geçmişten bu yana ne kazanmışım, ne harcamışım ve ne yapmışım, dönüp de arkama bakmışlığım bile yok.
Ama olaylardan ders çıkarttığım çok şey var ki gerek olan da bu.
Ben yüz yaşını geçip de toprağa kavuştuğumda, geride kalanlar merak eder de açıp ne yapmış bu adam bugüne kadar derlerse, onlar için bilgi kaynağı olur ama devlet arşivi değil sonuçta…
Devlet arşivi öyle mi?
Gir Osmanlı arşivine, Osman Gazi devleti yönetirken sözlü veya yazılı kime ne demiş, bulursun, ya da Ebusuud efendi ne fetva vermiş…
Hiçbir şey bilmiyorsan, aç Atatürk’ün kendi yazdığı “Nutuk” kitabını, 16 Mayıs 1919 tarihinden itibaren tüm Kurtuluş Savaşının aşamalarını, emirlerini, telgraf metinlerini, hepsini oku…
Neden?
Çünkü “Devlet arşivi” denilen şey, öyle kolayına geçiştirilecek şey değil.
Arşivin bazı kuralları da var örneğin…
Bazı bilgiler, belli süre geçmeden kamuoyu bilgisine açılmaz, “Devlet sırrıdır” o bilgiler. Diğer yandan istediğin bilgi varsa, bilgi edinme yasası çerçevesinde devletten talep edersin, onlar da sana olduğu gibi açık, net bir şekilde verirler (!) bilgileri…
Olaya bu pencereden baktığımızda, Ahmet Davutoğlu’nun “…o defteri açacaksak, kimse sokağa çıkamaz…” dediği şeylerin hepsinin, devlet arşivinde tarihin değerlendirmesine bırakılmış olarak durmaktadır.
Ama bazı istisnalar da olmaz değil…
Kritik görevlerde bulunanlar, belli bir süre geçtiğinde “Hatıralarım” adı altında bilgileri paylaşırlar. Bu kişiler de görev yaptıkları süre içinde yaşadıklarını benim gibi deftere mutlaka kaydedip, emekli olunca da yanlarında götürürler…
Ahmet Davutoğlu, eğrisi ile doğrusu ile devletimizde Dışişleri bakanlığı ve Başbakanlık yapmış önemli kişilerden biridir ve devlet içerisinde geçirdiği süre içinde elbette birçok bilgi, belgesi olmasa bile kendisinde vardır.
Elbette açıklayıp açıklamayacağı kendi önceliğidir.
Ne var ki ülkemizde, önüne gelenin ağzından düşürmediği ama sonunu da bir türlü getirmeye cesaret edemediği şey, “Konuşursam” sonrasıdır.
E be birader, konuşacaksan konuş, konuşamayacaksan sus otur. Konuşursam diyerek kendine ortamda yer açmaya çalışmanın bir anlamı yok ki…
Sonra “Konuşursam” dedikten sonra gerçekten konuşmak da yürek ister, öyle kolay bir iş değildir. Adam söylediği sözün altında da kalabilir…
Ama devlet adamlarının “Konuşursam” tarzındaki açıklamaları, gündemi oluştururken, diyeni de muhatabını da töhmet altında bırakır.
Öyle söylendiği gibi kalmaz, bir yerlerde tahribat mutlaka yapar.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, bilindiği gibi bulabildiği her ortamda, ortamın şartlarına uygun olarak eğri veya doğru mutlaka konuşur. Geçmişteki söylediklerini çoğu kez unuttuğu için çelişkiye düşerek de konuşur.
O “Konuşursam” sözünün bir ucu zaten açıldı…
Ahmet Davutoğlu, Başbakanlık yapığı dönemde Erdoğan ve AKP MKYK'nın kendisinden, "Sen başbakan gibi görün ama başkan olma, başbakanmış gibi yap ama yetki kullanma" isteğinde bulunduklarını açıklamıştı. Davutoğlu, talebi kabul etmediğini ima ederek "Ben kendimi bilirim, benden her şey olur da düşük profilli olmaz"dedi ki, neden Başbakanlık görevinden alındığının da itirafı gibi bir şey…
Eğer Davutoğlu görev yaptığı süreçte istemese de “…gibi…” davrandıysa ki kuvvetle muhtemel, o süreçte geçen olaylardan Erdoğan baş sorumlu olur ama Davutoğlu’nun sorumluluğunu yok etmez elbette.
Bütün bu olayların ışığı altında “Defter” muhabbeti oldukça önemlidir.
Amaaaaa…
Açtıysan kapağını, birinci sayfasından başlayacaksın okumaya.
Yoksa hiç açmayacaksın kardeşim.
Kimin sokağa çıkacağı, kimin çıkamayacağı milleti ilgilendirmez ama bundan 20-25 bilemediniz 30 sene sonra ortaya dökülecek, kapağı açılacak o defter var ya o defter, kuşkunuz olmasın ki yeni nesillere sizi anlatacak…