DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
SÜLEYMAN KOCABAŞ
SÜLEYMAN KOCABAŞ
Giriş Tarihi : 08-01-2021 13:06

DİL BUHRANI VARLIĞIMIZIN  İZAHI


DİLİMİZİ  SARAN “DİL GÜVELERİ”

VE

DİL HASTALIKLARIMIZ

Giriş

        Milletimiz, tarihimizde Tanzimat döneminden başlayarak, içine düştüğü ve bir türlü atlatamadığı birçok buhranın yanında, “kültür buhranları” yla da karşı karşıya gelmiş,  bunlardan birisi de  yaşamaya devam ettiğimiz “dil buhranı” olmuştur.          

       Milletimizi millet yapan ve varlığına sebep olan milli dilimiz, dünyanın en zengin dillerinden, kelime üretme  yeteneği en fazla, dünyanın tek matematiksel ve müzikal dili, konuşulması yazıldığı gibi olan, öğrenilmesi  dünyanın en kolay dili   Türkçemizin, günümüz itibariyle  dünyadaki bütün dillerin katili “Katil Dil” unvanını alan İngilizcenin yıkıcı etkilerinde,  buna içimizdeki,  milli dil bilincinden, millet  şuuru ve dinî  hassasiyetler  düşüncesinden yoksun bir kısım insanlarımızın da  âlet olarak, dil uzmanlarımızdan Prof. Mehmet Kaplan’ın tabiriyle  içimizdeki  “dil güveleri”  yapılanmasında  yardımcı oldukları halde,  birçok “dil hastalıkları” yla nasıl karşı  karşıya bulunduğumuzu ortaya koymaya yönelik  gözlemlemeler ve örneklemelerimiz şunlar olmuştur: 

                                                                1

      Dilimiz, 98 yıllık (1923 – 2020) Cumhuriyet döneminde başlıca  “İKİ BÜYÜK DİL YOL KAZASI” na uğramıştır.

A

 “BİRİNCİ BÜYÜK DİL YOL KAZASI”

“DİL DEVRİMİ” İLE  GELEN “TOPYEKUN TASFİYECİLİK”   DEN OLARAK “DİLİMİZİN DEVRİLMESİ” VEYA UYDURUKÇA DİL

1932 - 1980

         “DİL DEVRİMİ” ile gelen  “DİLİMİZİN DEVRİLMESİ” zaman dilimini kapsayan 1932 – 1980 zaman dilimine, dilimizdeki bütün Arapça ve Farsça kelimeleri, “bunlar bize yabancıdır” diyerek ve üstelik de sanki dünyadaki bütün diller “SAF DİL” imişlercesine  “ARI DİL, ÖZ TÜRKÇE” arayışı içinde  kuru-sıkı, hamasi, hissi ve duygusal   ırkçılık – milliyetçilik anlayışıyla  atılarak, yerlerine,  halkın dilinden ve Orta Asya Türkçesinden tam olarak karşılıkları bulunamadığından (veya bulunsa bile  tutmadığı, kabul görmediğinden)  bu sefer de masa başına oturarak, “uydurukça dil yapmak” a yönelik (valiye ilbay, hayata yaşam, kurbana sunum, hayale imge, kelimeye tilcik demek gibi) “uydurukça dil hastalığı” ile dilimizi  kirletme, yozlaştırma, zayıflatmaya yönelik olarak  “ARI DİL, ÖZTÜRKÇECİLİK” adına sun’i ve yapmacık, bir nevi de “ESPERANTO DİL YARATMAK” “dil hastalığı”  48 yıl (1932 – 1980) süreyle  devam etmiş, bu süreç, tam anlamıyla dilimizin “canına okunuş” süreci olmuş,  dünyanın en zengin dillerinden Türkçemiz,  1980’li yılların başlarına gelindiğinde dünyanın en fakir dillerinden ve neredeyse bir “KABİLE DİLİ” dili haline getirilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Uydurukça  Dilden Dönüşü 

        Adı geçen sürecin daha başında hele ki, Mustafa Kemal Atatürk, yapılan hataları görmesi sonucu,   “UYDURUKÇA DİL” hatası ve hastalığından  dönmeye yönelik olarak, dil konusunda kendisiyle en yakın çalışanlardan  Falih Rıfkı Atay ve Ahmet Cevat Emre’ye, “Denedik, tecrübe ettik olmadı, birbirimizi anlayamaz hale geldik, bir çıkmaza girmişizdir, dili bu çıkmazda bırakırlar mı? Bırakmazlar… Biz de  çıkmazdan kurtarma şerefini başkalarına bırakamayız,   dilde ve musikide inkılap (devrim) olmaz”  (Atay, Türk Dili Dergisi, Aralık 1951, s. 124 - 126, Emre, İki Neslin Tarihi, s. 338-339) diyerek uydurukça dilden vazgeçmesine ve dil konusunda hiçbir zaman “devrim” kelimesini kullanmamasına, genelde “dilimizin tetkiki,  geliştirilmesi ve olabildiğince millileştirilmesi”  hususlarında karar kılmasına  rağmen,   onun ölümünden sonra,  ilk karşılaştığımız ve birinci olarak  “EN BÜYÜK DİL HASTALIKLARIMIZDAN” denilen  “UYDURUKÇA DİL” e  geri dönülmüştür.

Yeniden “İKİ DİLLİ” Toplum Haline  Dönüşümüz

       Türkçenin tarihinin Osmanlı döneminde, sivil –asker aydın, yazar, bilim adamı  ve bürokratların ilim dili olarak Arapça, edebiyat dili olarak Farsçanın yoğun etkisinde kalmalarıyla gelen, yazılı dillerine %80’e varan oranda adı geçen dillerden kelimeler, terimler almaları sonucu, halkımız da “YAŞAYAN TÜRKÇE” yi yazdığı ve konuştuğundan, bunların yazdıkları ve konuştuklarından bir şey anlayamaz hale gelip Osmanlı toplumu  “İKİ DİLLİ” bir toplum haline gelmiş, bunun büyük zararlarını görmüştür.

        Cumhuriyet döneminde ise, bu sefer de “DİL DEVRİMİ”  adı altında, sanki dünyada yüzde yüz  saf bir dil varmış gibi (olmadığı halde),   “Arapça ve Farsça kelimelerin boyunduruğundan tamamen kurtulalım” diyerek  “uydurukça  dil hastalığı” na yakalanmaları sonucu, bu sun’i ve yapmacık dili, üretenleri dışında onu, halkın kendisi  “YAŞAYAN TÜRKÇE” yi kullandığından, konuşamaz ve yazamaz olmuş,  bu sebepten yalnızca az ve sınırlı  sayıda aydın ve bürokrat çevrelerin tekelinde kalan yapılanma gösterdiğinden  bu uydurukça dile,  sağduyulu edebiyatçı  yazarlarımız tarafından,  “SINIF DİLİ”, yeni  bir “İKİ DİLLİLİK” adlandırmalarından  olarak: 

        Atilla İlhan, “Devrimciler Lehçesi.” 

        Cevdet Kudret, “Aydınların dili.”

         Vâlâ Nurettin, “Ataçca,” (Uydurma  dilin şampiyonluğunu yapan Nurullah Ataç’ın masa başında uydurduğu kelimelerden dil.), 

        Ahmet Kabaklı, “Ecevitce” veya “Ecurufca dili” (Siyasilerimizden uydurukça dile kendisini en çok kaptıranlardan olan Bülent Ecevit’in bu hali sebebiyle)

      İsimlerini haklı olarak vermişler,  bu “SUN’İ DİL”  le, günümüzün Türkiyesinde de Osmanlı döneminde olduğu gibi  yeniden “İKİ DİLLİ” olmak gibi bir “DİL HASTALIĞI” na  yol açılmış, bunun sonucu nesiller de birbirlerinden koptukları halde, Cumhuriyetin ilanının 97’ inci (1923 – 2020) yıl dönümünde bile Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada süper güç haline gelememesinin  en başından gelen sebeplerden birisi de işte bu “DİL BUHRANI” olmuş, bundan dolayı dilimiz zayıf düşürüldüğü, çağımızın yapılanmasına  cevap verecek şekilde  “YENİ  TÜRK RÖNESANSI, İLMİ, MİLLİ VE YERLİ BİR MEDENİYET SENTEZİ” yapamadığımız için,  ilim, teknoloji, kültür ve sanat alanlarında beklenen atılımlar gerçekleştirilememiştir.     

                                                                B

“İKİNCİ BÜYÜK DİL YOL KAZASI”

İNGİLİZCENİN BOYUNDURUĞU VE İŞGALİ ALTINA GİRİŞ

1980 – 2020

          Dilimizin bu sefer de, yaklaşık 1980’ lerin başından başlayarak,  günümüz itibariyle 40 yıl (1980 – 2020) süreyle  yeni bir dilin “boyunduruğu altına girmek” veya “işgaline uğramak” tan  olarak İngilizcenin “yıkıcı etkisi” ne maruz kalmaya   başlaması kendisini göstermiştir.

         “Dil Devrimi” ile gelen dilimizin devrilmesi sürecinde dilimiz iyice zayıflatıldığı için, “zaten sınırlarımızdan girmek için fırsat bekleyen İngilizcenin istilasına kapı açılmıştır” da denilerek (dil uzmanlarımızdan merhum Prof. Necmettin Hacıeminoğlu’nun görüşü), işte  günümüz itibariyle, hayatımızın bütün alanlarında kendi dilimizi yok edercesine İngilizce dilinin istilası hastalığını yaşıyoruz.

 

 

En Tehlikeli İşgal:  Yabancı Kelimeler ve Kültürlerin İşgalidir

      Bu “tehlikenin büyüklüğü” nü vurgulamak için,  100 yıl önce 1920’ lerde İstiklal Harbimiz günlerinde “Ülkemizi işgal eden İngiliz askerlerinin (ve başkalarının da) yerini, bugün itibariyle (2020’ lerde) İngilizce kelimelerin  işgali almıştır” da denilmektedir. Hele, Fransız İmparatoru I. Napolyon’un şu sözü, tehlikenin askeri işgalden daha da büyük olduğunu şöyle dile getirmektedir:  “BİR ÜLKEYE BENİM KELİMELERİM VE KÜLTÜRÜM GİRMİŞSE, O ÜLKEYE ASKERLERİMİ SOKMAYA GEREK YOKTUR.” Çünkü ülke, “KÜLTÜREL İŞGALLER” le içten fethedilmiştir.  

      Ülkemiz,  günümüz itibariyle, bütün illerimizin caddelerinde İngilizce kelimelerden işyeri isimleri verilmesi “salgın dil hastalığı” na bakılırsa,  “ANADOLU DÜŞÜYOR MU?... Bu sefer de Anadolu’muzu  İngiliz askerleri yerine  İngiliz kelimeleri mi işgal ediyor?” devasa ve çözüm bulunması gereken sorusuyla karşı karşıya gelmiştir. Bu oluşum karşısında sloganımız,“İŞ YERLERİMİZE YABANCI İSİMLER VERMEK, İSTİKLALİMİZE AYKIRIDIR” olmalıdır. 

    Tedaviye muhtaç “dil hastalıkları” mız şunlardır: 

1

Özentili ve Modalaşmak Alımları

        İşyerlerine  yabancı kelimelerden isimlerin verilmesi,  ancak sömürgelerde olur. İşin en acı tarafı, ülkemizin, bir kısım insanlarımız tarafından işyerlerine yabancı kelimelerden iş yeri isimleri verilmek suretiyle sömürge ülkeleri görünümüne sokulması olmuştur. Acilen, içinde hiçbir İngilizin yaşamadığı ve  sakinlerinden de  neredeyse İngilizce bilen hiç kimsenin bulunmadığı Müslüman Türk mahalleleri ve caddelerinde  bu    yabancı oluşlarıyla sırıtan, çirkin ve  milli olmayan (bunlara Müslüman mahallesinde salyangoz satmak da denilebilir)  görünümlerden nasıl kurtulabileceğimizin  yolları aranmalı, tedbirleri alınmalıdır.   

         Öğrenilmesi yalnızca, ufkumuzu  açmak ve bilgimizi daha da artırmak, dünyaya açılmak  kabilinden olması  gereken ve bunlarla sınırla olması lazım gelen, İngilizceyi veya bir başka yabancı dili, hayatımızın her alanında (mobilya, yemek, politika, yayın ve kültür hayatı,  spor, turizm  alanları vb.) bin yıldan beri kullandığımız kelimelerimizi acımasızca kovarak bunların yerine “zorunlu” olan alımların  (radyo, telefon, telgraf gibi) dışında ve dilimizde bütün karşılıkları oldukları halde, özellikle de karşı olduğumuz “ÖZENTİ VE MODALAŞMA ALIMLARI” ndan  (house, home, shop, shoes, outlet, golden, gross, center vb. gibi) olarak dilimizin  nereyse giderek topyekun  İngilizceyle değiştirilmek istenilmesi dil hastalığı ile karşı karşıya bulunuyoruz ki, bu yasal  olarak  Anayasamızın üçüncü maddesinde yer alan, “Madde 3- Türk Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir” maddesine aykırıdır. Çünkü,  Türkçemiz sanki unutturulmaya çalışılarak onun yerine “İNGİLİZCEYİ TÜRK MİLLETİNİN DİLİ YAPILMAK”  havası estirilmekte, izlenimi uyandırılmaktadır. 

      Bu hava ve izlenimden ortaya çıkan en yaygın “dil hastalıklarımız” ın belli başlıları  maddeler halinde sıralanmaya devam edilecek olunursa şunlardan bahsedebiliriz:    

                                                             2

Caddelerimiz  Türk Caddesi Olmaktan Nasıl Çıkarıldı?

       İşyerlerimizin neredeyse tamamına yakını  İngilizce kelimelerden yabancı işyeri isimleri olması sebebiyle, caddelerimizde bir Türk caddesinde değil, bir İngiliz caddesinde gezer gibi gezdiğimiz, bu sebepten öz vatanımızda  garip ve öksüz kaldığımız günümüz Türkiyesinde, bu işyerlerine Türkçe karşılıkları olduğu halde, özenti ve modalaşma alımlarından olarak  yüzde yüz İngilizce kelimelerden işyerleri isimleri verilmesi  (bir özel hastanenin  adı “System Hospital” gibi), yanında, yarı İngilizce – yarı Türkçe isimlerden olarak da  (“Nohut of Pilav’s” örneği) isimlerinin verilmesi görünümü sonucu, vatanımız giderek bir “TÜRK VATANI” OLMAKTAN ÇIKARILIP BİR “İNGİLİZ VATANI” MANZARASI OLMAK  içine sokulmaya çalışılmaktadır.   Bu da hayatımızda, “Türkçeden başka dil kullanmaya yol açmak” tan olarak  Anayasamızın 3. maddesine aykırı bir uygulamadır. 

                                                             3

29 Türk Harfinin Dışına Çıkılarak Yabancı Harf ve İşaretlerin Kullanılmaya Başlanması

      Son yıllarda, 29 harften ibaret alfabemizde olmayan, İngilizceden veya başka dillerden, “zorunlu alıntılar” dan değil, özentili ve modalaşma alıntılarından  olarak  Q,W,X,Ʌ,Ǝ vb. harflerin kullanılmaya başlanması  (bir inşaat şirketinin adı   “TNT Yapı Qent”, bir sarraf adı “ɅKKɅYɅ”, giyim  mağazası “HƎRİF” vb. örnekleri) işyeri isimleri koymak, yasal olarak  1 Kasım 1928 tarihli “Alfabe Kanunu” na aykırı olup,  29 harfimiz dışında bir harfin kullanılması yasaktır.

                                                                  4 

İngilizcenin  İmlası ve Gramer Kurallarının  Dilimizi İşgali

    Yine son yıllarda, özenti ve modalaşmak alımlarından  olarak dilimizin imla ve  gramerinde (dil bilgisi) karşılıkları olduğu halde, çoğul eklerimiz  “…ler, …lar”  yerine İngilizceden “s” ekinin alınması  (Mehmet Usta Döner’s örneği) yanında, dilimizde “ve” bağlaç kelimemizin karşılığı İngilizceden“&” in kullanılmaya başlanması (“Et & Süt Ürünleri Market” örneği) ve ayrıca Türkçemizdeki  “…den beri” yerine İngilizceden bunun karşılığı “since” nin de kullanılmasının kendisini göstermesi,   (“Güneş Kuruyemiş Since 1947” örneği) sonucu,    dilimizin kirlenmesi, bozulması, yabancılaşması ve kimlik kaybına daha büyük boyutlarda katkıda bulunulmaya başlanmıştır. 

                                                              5

Dilimizin Ses Uyumu ve İmlası Dışına Çıkılarak İngilizce  Kelimelerin Asılları Gibi  Yazılması

      Günümüzün   özenti ve modalaşma alımlarından  olarak, dilimize yıllardan beri bizim ses uyumumuz ve imlamıza uydurularak alıp kullandığımız İngilizce kelimelerin, bunun dışına çıkarak,  işyerlerimize  bile İngilizce yazılış şekilleri ile yazılması da dilimizi kirletmek ve bozmaya yönelik bir diğer dil hastalığı olmuştur. Buna birkaç örnek: Grup yerine  İngilizce yazılış aslından “group”, oto yerine “auto”, koleksiyon yerine “collection” yazmak ve işyeri isimlerine bunları da böylesine yansıtmak gibi (birkaç  örnek “Enes Auto”, Güneş Group,Tuba Collection”).   

                                                                 6 

Türkçenin İngilizce Diline Benzetilmesi Özentisi ve Modalaşması

     İngilizce özentisi ve modalaşmasından olarak, kendi milli kelimelerimizi bile İngilizceye benzetmeye yönelik günümüzde ortaya çıkan diğer bir  dil hastalığı son yıllarda kendisini göstermiştir. Buna birkaç örnekten olarak,    “yer, mekan” anlamında “mahal” kelimemizin sonuna bir “L” harfi daha ekleyerek “mahall” şeklinde İngilizceye benzetilmesi özentisi (Shell benzeri)   yanında, (bir inşaat şirketinin adında yer aldığı halde  “Arven Mahall” örneği), yine adı geçen benzetme özentisinden olarak,  ne anlama geldiğini çözemediğimiz kelimelerin sonlarına bir ayraçtan sonra eklenen “m” ve “a” harfleriyle yazmalardan olarak da bir giyim işyeri    “Halime’m Butik”, bir berber işleri “Saloon Saç’a “( “saloon” yazmakla  İngilizceyi de bozduğu halde)  şeklinde yazılma örnekleri caddelerimizde işyerleri isimleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Özentiye yönelik bunlara, “Eti Beyazzz”, “Kuzzu Kokoreç”,  “Dönercimmm” gibi işyerleri örneklerini de ilave edebiliriz. 

                                                                   7

İngilizce ve Türkçe Kelimelerin Birleştirilerek “Melez” veya “Piç” Kelimeler Üretilmesi Hastalığı

       Dilimizi bozmaya yönelik olarak son yıllarda dilimizi İngilizceye benzetmek veya onunla melezleştirmeye yönelik bir Türkçe kelime ile bir İngilizce kelime  birleştirilerek “birleşik kelime” yapılması ve bunun işyerlerini isim olarak verilmeye başlanmasına yönelik olarak yeni bir dil hastalığı karşımıza çıkmıştır. Bunu işyeri isimlerinden iki örnek, “Narinlife Perde”, Threelıonpapuç” vb. 

                                     

 

                                                        8   

Yabancı Dillerden Gelen Özneler, Nesneler, Terimler ve Aletlere Türkçe Karşılıkları Bulunmadan  Kullanılması Hastalığı

       Milli dillerin kanunlarından olarak her dilin kendi farklılıklarını koruma “mekanizması”, “refleksi” veya “içgüdüsü” vardır. Böyle olmazsa o dil kendisini zenginleştiremez ve yaşatamaz, yaşatamayacağı için sahibi olduğu millet de yaşayamaz, “tarihin milletler mezarlığı” na gömülür. 

        Her dilde olduğu gibi Türkçede de kendisinde olmayan yabancı kelimeler ve terimlere bunların Türkçe karşılıklarını bulma kabiliyeti vardır. Hatta onun bu kabiliyeti, İngilizcede neredeyse hiç olmadığı gibi, Arapçaya kıyasla da ondan daha zengin yeni kelime ve terim üretme yeteneğine sahip bir dildir. Yeter ki bunun bilincinde olarak  ve dilimizi iyi öğrenerek karşılığı olan kelimeleri bulma fedakârlığı ve zahmeti içinde olalım. İşin kolayına kaçarak yabancı kelimeler ve terimleri olduğu gibi almayalım. Bir milli dilin korunmasının en büyük özelliği, farklılıklarının her devirde korunarak devam ettirilmesidir.

      “Zorunlu alımlar”, “sınırlı olarak” elbette  alınacaktır. Radyo, telefon, telgraf vb. benzeri. Batı dillerinde de “zorunlu alımlar” olmuştur. Bir örnek, Fransızcaya  “yoğurt” ve “divan” kelimeleri Türkçeden   geçmiş olup bu halleriyle  kullanılmaktadırlar. 

        Ama, bu alımlar, genelde “sınırlı” alımlardır ve böyle olmalılardır.  Asıl olan, yabancı kelimeler ve terimlere Türkçe karşılıklarını bularak kullanmaktır. Buna birkaç örnek,  İngilizce “washing-machine” yerine çamaşır makinası, İngilizce “refrigeratör” yerine buzdolabı, “computer” yerine bilgisayar denilmesi gibi. 

       Dilimizde,  “köşe vuruşu” tabiri varken yerine “korner”, “belge geçer” tabir varken “fax” yabancı kelimeleri kullanmak yanlıştır. Bu, milli dil bilincinin olmayışının göstergesidir.  

                                                               9

Resmi Kuruluşların İçine Düştükleri, “Gaflet, Dalalet ve Cehalet”  Yapılanmaları

      “Dil Hastalıkları” mızdan olarak, haydi bunlara, “Milli dil bilincinden mahrum olan bir kısım vatandaşlarımız  yakalanmıştır” diyelim, ama, “resmi kuruluşlara da ne oluyor, bu  onlara yakışıyor mu?” demek de hakkımızdır. 

       Dilimizin korunmasında hassasiyet göstermesi gereken resmi kuruluşlarımız bunları yaparlarsa, bunlar vatandaşa kötü örnek olacağından onlar hayda haydaya yapar” dan bir gözlemleme ve örnekleme olarak Türk Haya Yolları’nda yaşanan “dilimizde yabancılaşma ve kimlik kaybı rezaleti” ni verebiliriz. 

        Bu resmi teşkilatımız, sanki  bir Türk kuruluşu değil de bir “İngiliz kuruluşu”  çağrışımı yapmaya yönelik olarak bir zamanların Yeşilköy Havalimanını, Ankara sanki bir “İngiliz şehri” ve içinde bütün yaşayanlar “İngilizmiş” gibi,  “Turkish Cargo”, “Turkish Technic” vb.  İngilizce tabelalarıyla  donatmıştı. Üstelik de daha düne kadar uçakları üzerinde “Türk Hava Yolları” yazdığı halde, bu son zamanlarda silinerek “Turkish Aırlines” e çevrilmiş, uçaklarında okusunlar diye yolcu koltuklarına bıraktığı dergisine de  “gök” anlamında İngilizce “Skylife” ismi verilmiştir. 

       “İngilizce uluslararası ve evrensel bir dil olduğu için bunları yaptık” gerekçesi ve savunmasının  da yanlış olduğunu raporumuzun ikinci bölümünde anlatacağız.  

          THY yanında daha birçok resmi kuruluş zıvanadan çıkmıştır. Hele Dışişleri Bakanlığımızın, Türkçe kullanılması gereken yerlerde bile İngilizce kullanmaya başlaması işin daha büyük boyutlarda cabası olmuştur. 

           Bütün bunlar, Avrupa’nın ada ülkesi İngilizcenin ana vatanı  İngiltere hariç,  hiçbir kara ülkesinde olmaz; İngilizce ön plana çıkarılarak tabelalar yazılmaz. Hiçbir Fransız uçağının üzerini “Franceish Airlines”, hiçbir Almanya uçağının üzerine de “Germanish  Airlines”  yazılmaz vb. Çünkü bu milletler bizden daha iyi  milli dil bilincine sahip oldukları için dillerine sahip çıkarlar ve onu korurlar.    Ama gelin görün ki, bizim ülkemizde bunlarda olanların tersi yapılıyor.  Bizdeki  bütün bu  oluşumlar, “bir ülkenin kendi kendisini sömürgeleştirmesi, sömürgeciliğe âlet olması” olarak değerlendirilebilir. 

                                                            10

Şehirlerimizin Milli Kimliklerinin Yabancı Kimliklerle Değiştirilmesi

     “Daha da tehlikeli”  değerlendirebileceğimiz  “dil hastalıklarımız’ dan  olarak, şehirlerimizin  millileştirilerek    asırlardır kullandığımız isimlerinin de son yıllarda değiştirilmeye başlanmasına yönelik olarak, “Kayseri örneği” nde görüldüğü üzere, Ekim 1997’de  Kayseri yerine Bizans İmparatorluğu dilinden   “KASSERİA” yapılması yanında (“Kasseria AVM” işyeri ismi gibi), Ocak 2020’de de  Kayseri’yi Bizanslaştırma özentisinin ardından bu sefer de İngilizleştirme özentisine  yönelik olarak   “THE KAYSERİ…” yapmak suretiyle,  (“The Kayseri Form Residences”, “The Kayseri Loft” mesken ve inşaat işyeri isimlerinin  konulması gibi), milletimizin geleceği açısından, şapkalarımızı önümüze  çıkarıp, başımızı da iki elimizin avucunun  arasına alarak kara kara düşüneceğimiz günlerde olduğumuzu  bize hatırlatmaktadır. 

      Bir vatandaki  şehir isimlerinin milli yapılanması, o vatanın  üzerinde yaşayan millete ait olduğunun bir farklılık  göstergesi  ve coğrafyanın  “MİLLİ TAPU SENEDİ” demektir.     

     Bunları değiştirerek, yerlerine bize yabancı ve hele üstelik de tarihimizde “tarihi ve ebedi düşmanlarımız olmuş, vatanımızı talan ve milletimizi yok etmeyi kendilerine ‘milli emeller’ edinmiş”  milletlerin şehir isimlerini koymaya kalkışmak,  “VATANA, MİLLETE İHANET”  değildir  de nedir?  

        Dilimizde, herkesin uyması gereken kurallar vardır. Hiç kimse dilimizi kendi zevki ve beğenisine  göre değiştiremez,  bozamaz ve hele milli olması mutlak  gerekliliği  dışına  çıkamaz. 

         Böyle durumlar Fransa’da olsa  idi, 1664 yılından beri faaliyet gösteren “Fransız Dil Akademisi” tarafından hemen müdahale edilir, önlenirdi.    Bizde ise dilimiz, yıllardan beri  ihmale uğrayan, hiçbir kimsenin sahip çıkmadığı ve devletin de bir “milli   dil politikası” olmadığı halde, diğer bir çeşit  “dil hastalığı” yapılanması içinde bulunmaktadır. 

          İşte, günümüz itibariyle, milli dil bilinci olan insanlarımızı derinden yaralayan, güzelim dilimizi yukarıdaki “dil hastalıkları”  çeşitleri ve yapılanma gözlemleriyle   anlattığımız halde, milletimizin varlığına sebep olan milli dilimizin bunlarla kirletilmesi, yozlaştırılması,  bozulması, yabancılaştırılması ve kimlik kaybına uğratılmasıyla  karşı karşıya bulunuyoruz.  

Anadolu’da “Tarihin Milletler Mezarlığı” na Gömülmeye Aday 5’inci Millet Türk Milleti midir?

         Millet demek milli dil, milli demek  millet demektir. Milli dillerini kaybeden milletler,  tarihin “milletler mezarlığı” na gömülürler. Bu sebepten, Anadolu’da yaşayarak  ölen belli başlı milletlerden dördü şunlardır: Sümerler, Hititler, Lidyalılar ve Urartular.

         Günümüzde,  dillerin katili “Katil Dil” unvanını alan İngilizcenin kötü etkilerinden olarak  dilimizi kaybedersek, Allah korusun   adları  geçen dört milletten sonra “ANADOLU’DA YOK OLMAYA ADAY BEŞİNCİ MİLLET TÜRKLER” olabilir ki, buna hiç kimsenin vicdanı, gönlü razı olamaz.  

         İngilizcenin veya bir başka yabancı dilin öğrenilmesi, konuşulması ve yazılmasına karşı çıkmak mümkün değildir.  “Dünyaya açılmak ve bilgimizi artırmak” için bunları elbette öğreneceğiz. Ama, dilimizi, dil hastalıklarından olarak bunlara  “bulaştırılmadan”, dilimizin gümrüklerini bütünüyle bunlara açmadan,  “kendi içimizde saklı”  öğrenecek,  yalnızca zamanı ve mekanı geldiğinde kullanılması gereken işlerimizde ve karşılıklı lüzumlu  konuşmalarımızda kullanacağız.  

         Bütün anlattıklarımızdan  sonra, “dil güvelerimiz” in dilimizi tahribatı ve “dil hastalıklarımız” dan   bir an önce kurtularak, dilimizde milli, yerli ve ilmi olmanın yollarına dönülmesini istiyoruz. Sloganımız,  “MİLLİ DİLİ YAŞAT Kİ MİLLET YAŞASIN!...” olmalıdır.

NELER SÖYLENDİ?
@
SÜLEYMAN KOCABAŞ

SÜLEYMAN KOCABAŞ

DİĞER YAZILARI İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN DERİN ANALİZİ I 06-04-2021 10:54 İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE GİDEN YOL 02-04-2021 11:17 TÜRKİYE’DE AİLEYİ YIKMANIN ULUSLARARASI BOYUTLARI 23-03-2021 21:39 CUMHURİYETİMİZİN  100’ ÜNCÜ YIL DÖNÜMÜ ANMA VEYA HATIRA KİTABI  HAZIRLAMA PROJE TEKLİFİ 14-03-2021 12:46 OLMUYOR BEYLER OLMUYOR!... 1 10-03-2021 10:33 AMERİKA’NIN ÜSTÜN TOPU –TÜFEĞİ VARSA BİZİM DE KALEMİMİZ VARDIR. KALEM,  KILIÇTAN, TOP VE TÜFEKTEN DAHA KESKİNDİR. 06-03-2021 12:07 TARİHİMİZE DÜŞEN KARA LEKE 03-03-2021 23:04 YENİ DÜNYA DÜZENİNE STRATEJİK BİR BAKIŞ 24-02-2021 21:28 “BÜYÜK FELAKET” 21-02-2021 17:59 TARİH VE GÜNÜMÜZ PENCERESİNDEN ALINTILI YORUMSUZ TARİH BELGELERİ YAZI DİZİSİ I 20-02-2021 15:19 AK PARTİYE MANİFESTOM 16-02-2021 22:15 LAF EBESİ DEĞİL İŞ EBESİ İSTİYORUZ!... 14-02-2021 23:05 DİLİMİZİN YILLARDIR SAHİPSİZLİĞİ ATATÜRK KÜLTÜR DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI VE BAĞLI KURULUŞLARININ İÇİNE DÜŞTÜKLERİ BÜYÜK HATA 12-02-2021 21:20 TÜRKİYE’DE SİYASİ PARTİLER 12-02-2021 09:43 OLMUYOR BEYLER OLMUYOR YAPAMIYORSUNUZ!... 10-02-2021 18:29 MİLLETİMİZE AÇIK MEKTUP 03-02-2021 22:41 DİL SORUNLARIMIZ I 30-01-2021 12:13 HAYRA ALȂMET DEĞİL!... 29-01-2021 09:48 DİL SORUNLARIMIZ I 22-01-2021 15:44 ANADOLU ELDEN GİDİYOR 10-01-2021 11:33 DİL BUHRANI VARLIĞIMIZIN  İZAHI 08-01-2021 13:06 DİLİN ÖNEMİ, TÜRKÇENİN ÜSTÜNLÜĞÜ VE BİR MİLLETİ YOK ETMEK İÇİN DİLİNİN YOK EDİLMESİNE YÖNELİK   ÖZDEYİŞLER VE GÖRÜŞLER 07-01-2021 10:36 ÜSTADIMIZ  MUHİTTİN NALBANTOĞLU’NU EBEDİYETE UĞURLADIK  06-01-2021 10:54 BİRAZ DA DİLİMİZİN TARİHİNİ  ÖĞRENELİM  31-12-2020 10:40 TALAS İLÇESİ NASIL BİR “İNGİLİZ İLÇESİ” HALİNE GETİRİLDİ ? 24-12-2020 09:40 MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ GENEL BAŞKANI DEVLET BAHÇELİ’YE AÇIK MEKTUBUM 06-12-2020 13:05 TÜRKÇEYİ BOZMAK, YOZLAŞTIRMAK VE KİMLİK KAYBINA YÖNELİK 9 HATA 26-11-2020 21:17 KIBRIS MESELESİNDE AKLIN YOLU BİRDİR 20-11-2020 10:50 TÜRK HAVA YOLLAR MI İNGİLİZ HAVA YOLLARI MI? 08-11-2020 17:53 BİR PROTESTOM 24-10-2020 17:18 TÜRKÇENİN İŞGALİ VE “TÜRKÇE MİSAK - I MİLLİSİ”-3 10-10-2020 13:46 TÜRKÇENİN İŞGALİ VE   “TÜRKÇE MİSAK  - I MİLLİSİ”-2 08-10-2020 19:11 TÜRKÇENİN İŞGALİ VE   “TÜRKÇE MİSAK  - I MİLLİSİ”-1 07-10-2020 19:28 ANADOLU ELDEN GİDİYOR MU? 05-10-2020 19:08 ANADOLU ELDEN GİDİYOR MU?-2 03-10-2020 14:52 ANADOLU ELDEN GİDİYOR MU? -1 29-09-2020 19:15 TÜRKÇE SEVDALISI OĞUZ ÇETİNOĞLU 27-09-2020 16:02 SENARYO-KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-5 14-08-2020 11:20 SENARYO-KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-4 13-08-2020 13:18 SENARYO-KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-4 12-08-2020 13:42 SENARYO-KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-3 12-08-2020 13:40 KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-2 10-08-2020 16:27 KORONA ONDOKUZ (VİRÜS)’ LE SÖYLEŞİ-1 09-08-2020 16:13 KORONAONDOKUZ  (COVID -19) Lakabı Namı VİRÜS İLE SÖYLEŞİ 25-07-2020 14:45 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-29 22-07-2020 12:04 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-28 21-07-2020 13:09 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-27 19-07-2020 12:10 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-26 13-07-2020 13:56 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-25 12-07-2020 12:05 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-24 11-07-2020 12:10 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-23 06-07-2020 10:54 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-22 05-07-2020 14:58 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-21 04-07-2020 11:37 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-21 28-06-2020 11:33 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI-20 20-06-2020 11:27 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-19 14-06-2020 13:24 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-18 09-06-2020 12:10 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-17 02-06-2020 12:09 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-16 31-05-2020 12:00 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-15 30-05-2020 12:13 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-14 26-05-2020 10:49 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-13 25-05-2020 12:46 KAYSERİ’DE YABANCILAŞMA VE KİMLİK KAYBI -12 24-05-2020 07:02 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-11 17-05-2020 12:32 KAPKARA VE KASVETLİ BİR GÜN 12-05-2020 12:41 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-10 11-05-2020 11:58 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI “KASSERİA…” –“THE KAYSERİ…”-9 01-05-2020 13:49 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-8 24-04-2020 12:27 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-7 15-04-2020 15:53 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-6 06-04-2020 13:38 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-5 27-03-2020 11:41 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-4 23-03-2020 11:15 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-3 22-03-2020 13:56 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI “KASSERİA…” –“THE KAYSERİ…”-2 20-03-2020 11:18 KAYSERİ’DE  YABANCILAŞMA  VE KİMLİK KAYBI-1 19-03-2020 11:14 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-8 07-02-2020 11:43 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-7 06-02-2020 11:35 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-6 05-02-2020 11:09 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-5 04-02-2020 11:03 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-4 03-02-2020 11:36 “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-3 02-02-2020 14:26 YENİ BİR BİLGE KAĞAN MESAJI VE ÇAĞRISI “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-2 31-01-2020 10:54 YENİ BİR BİLGE KAĞAN MESAJI VE ÇAĞRISI “EY TÜRK KENDİNE DÖN!...”-1 30-01-2020 10:45
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA