DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
ABDULLAH AYATA
ABDULLAH AYATA
Giriş Tarihi : 21-05-2021 10:48

AZERBAYCAN UYUYAN DEVİ UYANDIRDI

  Ermenilerin, daha yapmış oldukları Hocalı katliamının, soykırımının kanı kurumadan geçtiğimiz Eylül ayında Azerbaycan’a saldırmaları bizleri fazla şaşırtmadı. Tarih boyunca önemli imparatorluklar kuramamış, kendi kültürünü oluşturamamış, soylarının bile nereye ait olduğu belli olmayan bu topluluk neden bir zamanlar kendilerini Bizans zulmünden kurtaran yüce Türk Milletine karşı bu denli, kinli ve öfkeliydi? Bu nankörlüğün sebebi neydi? Sürekli olarak büyük devletlerin himayeleri altında yaşamaya alışmışlar, Türklerden başka bütün milletler tarafından aşağılanmışlar ama yine de uslanmayıp düşmanlarımızın, birliğimizi, dirliğimizi bozmak isteyen güçlerin piyonu olmaktan kurtulamamışlardı.

Elbette Ermenistan’ın, SSCB’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan ülkeler arasında kendisini en kısa zamanda toparlayıp Türk Dünyasının yıldızı haline gelen Azerbaycan ile ne ekonomik ne de askeri alanda rekabet edebilecek gücü vardı? İyi de bu ahmak cesaretini kimden alıyor, kimler sürüyordu kendilerini arenaya? Belli ki, yüzyıllardır Avrupa ve Anadolu topraklarında Türklerle yaptıkları savaşlarda aldıkları mağlubiyetleri hazmedemeyen başta Fransa olmak üzere eli kirli, mazisi karanlık Avrupa devletlerinin bazıları intikam almak için silah, mühimmat ve lojistik desteklerle güçlendirdikleri Ermenileri Bu defa yine Azerbaycan Türklerinin üzerine salmışlardı.

Hemen taraflarını belli edip haçlı saflarında yerlerini aldılar. Hatta Ermeni ordusuna moral vermek amacıyla Kim Kardashian’ı cepheye gönderip Ermeni neferleriyle erotik resimler çektirdiler. Hormonla kaslarını geliştirmiş devşirme salon lejyonerleri, gavur tığaları dünyanın çeşitli yerlerinden gelip dövmeli pazılarını şişirerek Ermeni askerlerinin yanında pozlar vermeye başladılar.

Lakin, bu bir gerçek savaştı. “Rambo” filmindeki uyduruk kahramanlarla yapılmıyordu. Savaş öncelikle, cesaret, kararlılık ve taktik işiydi. Karşılarında binlerce yıllık devlet kültürüne sahip tüm dünyanın “Tanrının Askerleri” adını verdikleri, yeryüzüne adalet ve huzuru getiren, Alparslan’ın, Fatih’in, Mustafa Kemal’in, Ahmed Cavad’ın torunları, Mübariz İbrahimov’un gardaşları vardı. Daha savaş başlar başlamaz gözleri cepheden kaçmakta olan Ermeni askerleri cesur Azerbaycan yiğitleri karşısında dağılıp, zamanında haksız yere işgal ettikleri Türk toprağı Karabağ’dan çekilmeye başladılar. Feryatlar figanlar ederek hamilerini, sahiplerini yardıma çağırdılar. Durumun vahametini gören koruyucuları araya girip yalvar yakar Rusya’yı da devreye sokarak Azerbaycan’ın istediği şartlarda barışı kabullendiler. 44 Gün süren savaşı bizler Türkiye’de heyecan ve sevinçle takip ettik. Her zaman kapitalist güçler tarafından kullanılan Ermeniler’ in aynı hataya düşmelerini ibretle izledik. “İndiremeyeceğini bilemediğin eşeği dama çıkarma” diye bir Acem atasözü vardır. Demek ki Ermenilerin bu sözden haberi yokmuş. Bunu bütün dünya öğrenmiş oldu.

Savaş sonrası haklı olarak Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın Aliyev, bir Anadolu genci dürüstlüğü ve edasında, hepimizi memnun edip gülümseten;” Ne oldu Paşinyan?” cümlesini söyledi. Sayın. Aliyev keşke bu sözüne; “Ne oldu Fransa? Ne oldu Türk düşmanları?” sözlerini de ilave etseydi. Zira bu savaşta kahraman Azerbaycan Ordusu sadece Ermenileri değil onları destekleyen tüm öteki devletleri de yenerek tarihe damgasını vurdu.

 Bu savaş sonrası Azerbaycan, uyuklamakta olan bir dev görünümündeki Türk Dünyasının başucuna meşaleyi yakarak uyuyan devi, “Uyan Türkmenistan, Uyan Kazakistan, Uyan Kırgızistan, Uyan Özbekistan! Uyanın Dünyanın çeşitli iklimlerindeki Türk Toplulukları! Zaman birlik zamanı!  Vakit Dirlik Vakti!..” şeklinde ikazını yaparak uyuyan devi uyandırdı.

Ben, bu savaşta ve daha öncelerinde şehit olan bütün Türk evlatlarına Allahtan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum. Ayrıca, Can Azerbaycan’ı cumhurbaşkanından neferine kadar kutluyor, başarılarıyla ne kadar sevinip onurlandığımızı içtenlikle bildiriyorum…

Saygıdeğer gönül dostları; aslında bu yazımın ana konusu kardeş Azerbaycan’daki önemli kültür etkinlikleri ve bazı kültür insanları. Ne yapayım? Konu Azerbaycan olunca duygularımı frenleyemiyorum. Umarı bu durumuma hoşgörü gösterirsiniz.

Şimdi esas konumuza geçelim.

Benim Azerbaycan sevdam çocukluk yıllarımda başladı. Daha lise öğrencisiyken bulunduğum şehirde kurulmuş olan “Azerbaycan’la Dayanışma ve Kültür Derneği” isimli STK ya üye olmuştum. Daha sonraları bu durum YÖRTÜRK Vakfı (Yörük -Türkmen) yönetim kurulu üyeliğimle Türk Dünyası öğrencileri ve Azerbaycanlı akademisyenlerle devam etmeye başladı. Esas bu kardeş ülkeyle derin samimiyetimiz iki sene önce oluşmaya başladı. Syumgayd Şehri Yazarlar Birliği Başkanı Gülnara Cemaledin Hanım’ın Türkiye’deki edebiyat ve kültür dernekleriyle temasa geçmesiyle başladı. Kendisi, aynı zamanda yetenekli bir şair olan Gülnara Hanım KAYDASER ile de ortak şiir dinletileri, görüntülü programlar yapmaya başlayınca oldukça dikkatimizi çekti. Belli ki teşkilatçı, atak, kararlı kendisini yetiştirmiş bir konumdaydı. Sonradan öğrendiğimize göre iyi bir ailede yetişmiş, kendisini Türk Dünyasına adamış, Turan yolunda her türlü etkinliğe beklentisiz katılan bir Türk Asenası. Zaten bu sebepten şimdilere kadar evlenip yurt yuva kurmaya fırsatı olmamış, tüm Türk çocuklarını kendi evladı kabullenerek onların geleceğine ışıklı yollar açmaya çalışıyordu. Elbette böyle saygın bir Türk hatununa rastlamamız bizleri sevindirip onurlandırdı. Kitaplarımın şahsına ulaşması, “Son Ermeni “isimli romanımı Azerbaycan lehçesine çevirisiyle başlayan, dostluğumuz, sonrasında kardeşliğe dönüştü. Mutlaka orada çok değerli sanat erbabı hanımefendiler, beyefendiler, yetenekli edebiyatçılar, sanatçılar vardır. Bizim onlara da saygımız sonsuz. Kısmet olursa onlarla da tanışmayı arzu ederiz.  Akabinde “Muhbir Mehmet” isimli romanımın dizi film amacıyla senaryo yazımına başlanması konum ve ağırlığını ortaya koydu.

Elbette birbirimizi yakın çevremizdeki beklentisiz Türk Dünyasının neferleri ile tanıştırmak oldukça önemliydi. Gülnara Hanım’ın sayesinde Azerbaycan görsel medyasını en önemli senarist ve yapımcılarından olan Hafiz Muallim ile tanışmamız elimizi güçlendirip, cesaretimizi artırdı. Hafiz kardeşimiz de benzeri konumda gönüllü bir Turan fedaisi durumundaydı. Üstelik kıt imkanlarıyla yapmış olduğu belgesel filmler, tarihimiz ve kültürümüzün unutulmaması bakımından her Türk insanın tamamının izlemesi, gerçekleri öğrenmesi açısından oldukça önemliydi. Son olarak İÇTİMAİ TV de “Yüzü yüze” isimli programda yayınlanmış olan “Suç ve Cezasızlık” adıyla hazırlamış olduğu üç bölümlük belgesel yapımı harikaydı. Her zaman gündemde olan Ermeni yalanlarının temel ve tarihinin tarihi belgeler ve görsel efektlerle müthiş şekilde işlemişti. Biz bu belgeseli ABD; Avrupa ve Türkiye’nin çeşitli şehirlerindeki insanlarımıza ulaştırma gayretine girdik. Bu çalışmamız hala devam etmektedir. Zira artık bunu bir görev olarak kabulleniyoruz. Amacımız, dünya geneline yayın yapan büyük TV kanallarında yayınlanmasını sağlatıp büyük kitlelere ulaştırabilmektir.

 Mutlaka, müzisyenlerimizin, tiyatrocularımızın, hikayecilerimizin kültürümüzü işledikleri eserlerini karşılıklı olarak tanıtmamız zaruri hale gelmiştir. Millet bütünlüğümüzü korumamızın yolu kültürümüzü yaşatmak ve geliştirmekle mümkün olacaktır. Bunun için ise kilit ülke Azerbaycan’dır. Orası bizlerin Türk Dünyasına açılış kapımızdır. Yine, öteki Türk cumhuriyetleri ise Azerbaycan’dan bizim aracılığımızla dünyaya açılma imkânı bulacaklardır. Bu sebepten artık iş birliği, eski deyimle “İmece” şart olmuştur. Azerbaycan sanatçıları bu durumun farkındadır. O sebepten herkesten önce davranıp girişimde bulunmaya başlamışlardır. Kendilerine teşekkür ediyorum.

Bizler yetenekli, beklentisiz, genç kültür insanları olan Emrah Bekçi ve Memduh Yağmur’u Azerbaycanlı kardeşlerimizle tanıştırarak gücümüze güç katmış olduk. Emrah, gençlik yıllarında dünyaca ünlü bir kola firmasın reklam yıldızı, ileride herkes tarafından sevilip aranılan bir oyuncu olma fırsatı varken her şeyi bir tarafa bırakıp Yakutistan’a kadar Türk Dünyasını gezip bilgiler toparlamış, “Ermeni Yalanları Çığlık, Mevlâna, Yunus Emre, Seyyid Burahaneddin” gibi önemli kitapları yazmış, şimdilerde senaryo ve belgesel filmlerle uğraşan, dünya malında gözü olmayan, en büyük zenginliğini Türk olarak doğmuş olması kabullenen mert bir kardeşimiz. Memduh’un ise ondan aşağı kalır durumu yok. Üniversitede Görsel sanatlar bölümünde vatansever öğrenciler yetiştiren, kendisini Türk Milletine adamış bir gönül eri. Eğer istese bu günlerde televizyon kanallarında gençlerin ayıla bayıla izledikleri birçok filmin yapımcısı olabilir, villalarda, yalılarda yaşama imkânı bulabilirdi. Lakin, eğilmesi, bükülmesi mümkün değildir. Parayla, pulla da pek alakası yoktur. Onun en büyük zenginliği Yetiştirip Türk Dünyasına hediye ettiği genç öğrencileri senaristler, kameramanlar, yapımcılardır. Azimle, gururla çalışmalarına devam etmekte olup Türk için, Türk’e dair her teşkilatta yerini alıp projeler üretmeye, sunumlar yapmaya devam etmektedir.

Bizim buralarda, “Elimizde yağ var, un var, şeker var. Eeee… helva yapmak için ne bekliyoruz.” Diye bir söz vardır. Bünyemizde böyle yetenekli, cesur, atak Türk Dünyası sevdalısı varken bir araya gelip ortak projeler yapmak için bizler neyi bekliyoruz? Ortak projeler üretip, kültür birimlerinden destek alıp Türk Dünyasına açılmanın zamanı gelmedi mi? Daha neyi bekliyoruz?

 Bizler henüz müşterek projeler için bir araya gelmekte zorlanırken bakınız, başkaları neler yapmış ve yapıyor. İsterseniz, hiç gündemden düşmeyen hepimizin ortak sorunu olan Ermenilerden örnek verelim. Sürekli olarak ayağımızın altında dolaşıp bize çelme takmaya çalışan, dünyanın çeşitli ülkelerinde küçük gruplar halinde yaşayan Ermenilerin 2018 yılı itibarı ile dünya genelinde aleyhimizde faaliyet gösteren 1244 dernekler bulunmaktadır. Bu dernekler vasıtasıyla yılda 120 milyon dolardan fazla bir parayı aleyhimizde yapmış oldukları propagandada kullanmaktadırlar. Şimdiye kadar birçok tiyatro, konser, kitap, dergi, broşür yoluyla bunu gerçekleştirmektedirler. Bugüne kadar uyduruk hikayelerden oluşan, gerçekten uzak 32.000 den fazla roman, hikaye ve araştırma kitabını çeşitli dillere çevirip dünyaya dağıtmışlardır. Türkiye’nin ise bu konuda yazılıp yabancı dillere çevrilen kitap sayısı sadece 42 dir. 1960lı yıllarda“MARLİNG” Annem, 1980li yıllarda “GECE YARISI EKSPRESİ”, 1990lı yıllarda “ARARAT” İsimli uzun metrajlı sinema filmlerini dünya piyasasına sunarak hakkımızda kötü intiba uyandırılmasına sebep olmuşlardır. Bizim yapmış olduğumuz birkaç dizi Türkiye’den dışarı çıkamamıştır. Kısacası bu devasa kültürün sahibi yüce millet kendini tanıtmaktan aciz duruma düşmüştür. İşte Azerbaycanlı kardeşlerimizin atmış oldukları kıvılcımla yanmaya başlayan bu kültür ateşi bu sebepten oldukça önemlidir. Zaman birlik zamanıdır.

 Sizlere özellik ve maharetleriyle tanıtmaya çalıştığım arkadaşlarım hiçbirinin şahsi şöhret ve makam hırsları bulunmamaktadır. Tek amaçları, onurlu, sade bir hayat sonunda iz bırakabilmektir. Hele hele, kahramanlığa soyunma gibi bir niyeti akıllarının ucundan geçirmemektedirler. Allah hepsine sağlıklı uzun ömürler versin ama unutulmamalıdır ki bizler genellikle insanlarımızın değerini öldükten sonra anlıyoruz. Zamanında olmadık iftira ve işkenceye tabii tutulan Ahmed CAVAD’ın kahramanlığını, ömrünün büyük bölümünde sefaletle mücadele eden Neşet ERTAŞ’ın gerçek sanatçı olduğunu sonradan anladığımız gibi…

Bu yazdıklarımı kimler okur, kimler inceler, duyarlı yetkililerin eline geçer mi, orasını bilemem ama anlatmak istediğim şey şudur. Gülnara Cemaleddin’in, Hafiz Muallim’in, Memduh Yağmur’un, Emrah Bekçi’nin, Çınar Arıkan’ın bir ikincisi daha yok. Kıymetleri bilinip, önleri açılmalıdır… Kalın sağlıcakla…

                                                                                                               

NELER SÖYLENDİ?
@
ABDULLAH AYATA

ABDULLAH AYATA

DİĞER YAZILARI AZERBAYCAN UYUYAN DEVİ UYANDIRDI 21-05-2021 10:48 KAYSERİ’NİN BAŞKENTİ TOMARZA 15-02-2021 23:34 MİSAFİR 27-04-2020 11:34 KAYSERİ’DE BİR CENNET KÖŞESİ: ŞIHBARAK 18-04-2020 10:52 MİMARSİNAN   PARKI 22-03-2020 13:56 UMRE-3 17-03-2020 10:58 UMRE-2 16-03-2020 10:57 UMRE-1 15-03-2020 12:51 SINIRSIZ  ZENGİNLİK 23-02-2020 13:59 KLEOPATRA-4 19-02-2020 11:18 KLEOPATRA-3 18-02-2020 11:05 KLEOPATRA-2 17-02-2020 11:55 KLEOPATRA-1 15-02-2020 17:50 TAHSİN-2 10-02-2020 12:17 TAHSİN-1 09-02-2020 13:27  ALTI ADET TUĞLA 02-02-2020 14:26 İÇERİ GİRİYORUM HASAN, DIŞARI ÇIKIYORUM HASAN 26-01-2020 14:29 DEDE KORKUTUN OĞLU-2 13-01-2020 12:13 DEDE KORKUTUN OĞLU-1 12-01-2020 14:26 TREN GARINDA GECE 05-01-2020 14:17 SINIRSIZ ZENGİNLİK 29-12-2019 14:22 TREN GARINDA GECE-2 23-12-2019 11:13 TREN GARINDA GECE-1 22-12-2019 14:21 AKÇADAĞLI OLMAK AYRICALIKTIR -3 17-12-2019 11:54 AKÇADAĞLI OLMAK AYRICALIKTIR-2 16-12-2019 11:15 AKÇADAĞLI OLMAK AYRICALIKTIR-1 15-12-2019 14:32 EN BÜYÜK ZENGİNLİK-3 10-12-2019 11:14 EN BÜYÜK ZENGİNLİK-2 09-12-2019 12:08 EN BÜYÜK ZENGİNLİK-1 08-12-2019 14:46 ZARGANA 01-12-2019 14:44 ACAR EMMİ-2 25-11-2019 11:09 AŞTİ’ DE SABAH-2 18-11-2019 11:51 AŞTİ’ DE SABAH-1 17-11-2019 14:04 KÖMÜŞ MEHMET-2 11-11-2019 11:27 KÖMÜŞ MEHMET-1 09-11-2019 16:52 BABASI YAPILI 03-11-2019 15:02 HABİP  KÖPRÜSÜ-5 31-10-2019 11:28 HABİP  KÖPRÜSÜ-4 30-10-2019 12:11 HABİP   KÖPRÜSÜ-3 29-10-2019 11:16 HABİP   KÖPRÜSÜ-2 28-10-2019 11:31 HABİP   KÖPRÜSÜ-1 27-10-2019 13:29 EN ACIMASIZ TÖRE-3 22-10-2019 10:58 EN ACIMASIZ TÖRE-2 21-10-2019 11:41 EN ACIMASIZ TÖRE-1 19-10-2019 16:42
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Beşiktaş614
  • 2Hatayspor613
  • 3Trabzonspor513
  • 4Altay612
  • 5Fatih Karagümrük611
  • 6Konyaspor511
  • 7Fenerbahçe510
  • 8Kayserispor610
  • 9Alanyaspor59
  • 10Gaziantep FK68
  • 11Galatasaray68
  • 12Sivasspor66
  • 13Adana Demirspor66
  • 14Yeni Malatyaspor66
  • 15Kasımpaşa55
  • 16Göztepe65
  • 17Antalyaspor65
  • 18Başakşehir FK63
  • 19Giresunspor51
  • 20Çaykur Rizespor61
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA