YEREL
Giriş Tarihi : 22-04-2021 14:51   Güncelleme : 22-04-2021 14:51

SİS EKO TREKKİNG "ŞEHİT SAMİ ÇELİK ANADOLU LİSESİ FİDAN DİKME FAALİYETİ"

SİS EKO TREKKİNG


Bu lise muhteşemdi. Öğretmenler uygulama sahasında emeklerini esirgemediler. BİZİM ÖĞRETMENLERİMİZ.
Faaliyet yaptığım okul sayısı 40 rakamına ulaştı. Okullardaki faaliyet sayım ise 500'ü geçti. Daha çok okula ulaşmak istiyorum. Çünkü çocuklar ve gençler okullarda ve onlara doğayı öğretmeliyiz. 
Bu nedenle "TOHUM EKİMİ, FİDAN DİKİMİ, AŞI, BUDAMA, DOĞA YÜRÜYÜŞLERİ, KONFERANS YA DA SINIF DERSLERİ" için çağrıldığım her okula koşarak gidiyorum. Ücret talebim yoktur. 
*** 
Sevgi EMEKTİR. Emek vermeden sevgi olmaz. 
Çevreye (DOĞA'YA / YAŞAM'A ) katkı sağlamadan MUTLULUK olmaz. 
Sevgiyi ve mutluluğu ya da mutsuzluğu insanın kendisi oluşturur.
Doğa ile iletişimlerimizi düzelterek sevgiyi ve mutluluğu güçlendirmeliyiz. 
***
BÜYÜK BOZ AYININ HİKAYESİ (5. BÖLÜM)
...
-Açlık uyku vermedi. Kışın tam da orta yerinde Yaşlı ve Büyük Bozayı kış uykusundan uyandı. Karnı çok aç. Mağarada yiyecek yok. “Ne yapabilirim ki?” Diye düşündü ve içinden “önce bal kayasına çıkıp bir parça bal alayım, sonra da biraz kuşburnu toplayıp tekrar uyurum” diye plan yaptı ve olduğu yere daha yakın olan bal kayasına doğru yöneldi. Maalesef. Halsiz bir şekilde bal kayasının yanına geldiğinde umutları kırıldı. Bal kayasında bal kokusu yoktu. Yinede şansını denemek için zar zor ilk yuvaya kadar tırmanmaya çalıştı ve tırmanırken kayalara çakılmış olan demirler gördü. Üzüldü. Çünkü Yaşlı ve Büyük Bozayı kayalara çakılmış olarak gördüğü demirlerden balların tamamını insanların almış olduğunu anlamıştı. Yine de bir umut diye ilk yuvaya kadar tırmandı.  Maalesef. Hiç bal yoktu ve arılar açlıktan soğuğa dayanamamışlar ve buz tutmuşlardı. 
-Yaşlı ve Büyük Bozayı kayadan aşağı doğru umutsuzca indi. Hem arılar için, hem de kendisi için çok üzülmüştü. Çok yorulmuştu. Kayanın dibine yaslanarak oturdu ve içinden “insanlar neden hepsini alıyorlar ki? O balları arılar kış aylarını geçirebilmek düşüncesiyle kendileri için yapmışlardı. Bak. Yazık değil mi? Hepside aç kalınca soğuğa dayanamayarak ölmüşler. Ben olsam sadece karnımın doyacağı kadarını alırdım. İçim acıdı! Yalnızlaştım. Vadi bir renk daha kaybetti. Issızlaştı”. Diye geçirerek oturduğu yerden yavaş, yavaş doğruldu ve yeni bir umut diye kuşburnu çalılarının olduğu yerlere doğru yöneldi. 
-İçinden “biraz kuşburnun yersem kendimde taşları yerinden oynatacak güç bulurum. Biraz da böcek yerim ve tekrar kış uykusuna dalarım”. Diye geçirerek kuşburnu çalışlarının olduğu yamaçlara doğru tırmanmaya başladı. Çok açtı ve halsizdi. Adeta sürünerek çıkıyordu. “Şurayı da çıkarsam, şurayı da çıkarsam kuşburnu çalılarına ulaşır ve karnımı doyurabilirim. Biraz kuşburnu yedikten sonra kendimde buz tutarak yere yapışmış olan taşları sökecek güç bulurum. Böcek yerim. Protein alırım ve tekrar mağarama dönerek kış uykusuna dalarım” diye hayaller kurarak tırmanmaya çalışıyordu.
-Büyük Bozayı hangi kuşburnu çalısının olduğu yere gitmişse hepsinin de dallarının kırılmış olduğunu gördü. Eğimi dolaştı baktı.  İçinden “Allah’ım. Ben rüyada mıyım? Bütün dalları kırmışlar” diye geçirdi. Sonra aklına vadiyi çıktıktan sonra düzlükte bulunan dağ armutları geldi.  “İçlerinde belki yenilebilir olanlar vardır” diye düşündü. Bu nedenle çok zayıf bir umutta olsa vadiyi çıkmaya zorladı. Vadiyi çıktıktan sonra gördüğü manzara onu çok şaşırttı. Dağ armutları yoktu. Ancak onların yerinde aşılı meyve ağaçları vardı. İnsanlar yabani armutların hepsine de aşı yapmışlardı. Yaşlı ve Büyük Bozayı içinden “keşke hepsine aşı yapmasalardı” diye geçirdi. Çünkü aşısız (yabani) meyveler az sulu oldukları için soğuk hava şartlarına daha çok dayanır ve kış ortalarına kadar bozulmadan (soğuk almadan) dallarında kalabilirlerdi. Buna karşılık aşılı ağaçların meyveleri çok sulu olacağı için erken sonbaharda hemen toplanırdı ve toplanmalıydı. Çünkü onların don direnci çok düşük olurdu. Dallarda yabani meyveler kadar uzun süre bekleyemezlerdi ve insanlar hepsini çoktan toplamışlardı. 
-Büyük Boz ayı umutsuzca etrafına bakınırken İlerde evler gördü. Güzel kokular geliyordu. Evlere doğrun yaklaştı. Bir verandanın kenarında kum yığını gördü. Oradan pelit kokuları geliyordu. Hemen kum yığınına yöneldi ve yığının yanına gelir gelmez kumların arasında duran pelitleri gördü. Aman Allah’ım. Gözlerine inanamıyordu. Kumların içerisinde bir dolu pelit vardı ve hemen oracıkta yemeye başladı. Pelitler ilgisizlikten yer, yer kumun dışından gözükür halde ve rüzgâra açık bir yerde oldukları için biraz bozulmuşlardı ama idare ederdi. Tam bir, iki pelit yedikten sonra bir köpek havlamaya başladı. Sonra bir köpek daha derken köpekler çoğaldı ve ayının etrafını sardılar. Büyük Bozayı canını kurtarmak için geri çekildi. Ne çare. Köpekler onu çembere almışlardı. Hiçbir yere kıpırdayamıyordu. Zaman, zaman üzerine zıplayan köpeklere “benim sizinle bir işim yok. Açım. Bakın. Burada çok fazlaca pelit var. Hatta insanlar ihtiyaçlarından fazlaca topladıkları için bozulmaya yüz tutmuşlar. Artık onlar bu pelitleri yemezlerde. Lütfen. Tamamen çürümesinler. Karnımı doyurup gitmek istiyorum. Lütfen. Bırakın gideyim” diye yakarıyordu. 
***
DEVAMI BUNDAN SONRAKİ PAYLAŞIMIMDA