YEREL
Giriş Tarihi : 27-01-2021 21:44   Güncelleme : 27-01-2021 21:44

SİS EKO TREKKİNG "MEYVE FİDANI DİKME FAALİYETİ" 27.01.2021

SİS EKO TREKKİNG


ORMAN KUŞU BANA MEKTUP GETİRDİ!   
Bu gün rüyamda (ama hepsi rüya değil. Fidanlar ve fidan dikimi gerçek) fidan dikmek için doğaya gidiyordum. Paramız sekiz fidan almaya yetti.  “Olsun” dedim. “Sekiz fidan, sekiz fidandır”. Ayrıca aracımda yakıt ve çıkınımda azığım var. Zenginim. Azığım mı ne?  Evden getirdiğim bir kaynamış yumurta, bir domates, bir bağ maydanoz, biraz küp peyniri ve ekmek. Mutluyum.
Karlar içerisinde orman içi boş bir alanda yaban hayvanlarına beslenme alanı olsun diye fidanları diktim. 
Ama çok özendim. İşim bitince maydanozu ve domatesi yıkadım ve tam da yemek için oturacaktım ki her halinden çok perişan olduğu belli olan bir yavru ceylan geldi yanıma.
Hemen kaktım. Boynunu okşadım. “Ne bu halin?” dedim. “Bir deri bir kemik. Üşümüşsün ayrıca".  
Ceylan bana baktı. Bakışları her şeyi anlatıyordu ve ceylan “İnsanlar duyarsız. Doğa ölüyor ve biz tükeniyoruz”. Diye mırıldandı. 
Yüreğim parçalandı ve “Peki! Annen baban yok mu senin?” dedim. 
Yavru ceylan hüzünlendi. “Babam aç kalmış. Halsiz düşmüş. Kaçamamış. Bu nedenle onu avcılar vurmuş ve ben annemi arıyorum” dedi.
Çok üzüldüm. Evet dedim. Açlık üşütür ve halsiz bırakır her canı. Sessizlik oldu. Sonra kendimi toparladım ve "iyi ki getirmişim" diye maydanozlara ve peynire yöneldim. 
Yavru ceylana "Al bunları ye. Biraz ısınırsın" dedim ve etrafa bakınmaya başladım... Her yer alabildiğine kar ve bomboş dağlar. Görünürde bir şey yok. Üzüldüm. “Annesini asla bulamaz” diye geçirdim ve kazmamı küreğimi toplamaya başladım.  
O ara bir çığlık geldi. Ceylan “aman tanrım” diye bağırmıştı. Bir kurt. Ceylanın etrafında dolaşıyor. O da aç. 
Ceylana dönerek “sen benim getirildiklerimi ye" dedim. Hem sen daha çok küçüksün ve yaşamdan alacağın benden çok daha fazla. Onun için kurtta beni yesin diye söylenerek kurda doğru yöneldim. 
Kurt “olmaz”. “Sen fidan dikiyorsun. Ben seni yemem” dedi ve uzaklaştı.
Yavru ceylana döndüm. “Hadi sen yemeğini ye” dedim. Ceylan sadece maydanozları yedi ve “Peynir burada kalsın. Onu da başka canlılar yesin” dedi. 
O öyle deyince ben de ekmeğimin yarısını bıraktım. Kalan yarısıyla domatesi yedim. Ancak ayrılma vakti gelmişti. Çıkınımı topladım ve ne yapacağımı bilmiyordum.
Ceylana dönerek. “Haydi. Çocuk. Seni burada bırakamam. Birlikte şehre gidelim” dedim. Yavru ceylan “ama insanlar bana nasıl bakarlar ki” dedi. “Çoğunun içerisindeki sevgi tükenmiş. İnsanların çoğunda çok vahşi, ilkel ve duyarsız mangal kültürü var! Beni bir et parçası olarak görürler ve senden almak isterler” dedi.
Daha da hüzünlenerek “yok dedim. Apartman bahçesinde çocuklar var. Onların yürekleri kararmış değil.  Onların yürekleri tamamen sevgiyle dolu. Onlar seni korur” dedim.
Ceylan “tamam” dedi “çocuklara güveniyorum” dedi ve aracımı orada bırakarak ceylanla birlikte şehre doğru yürümeye başladık.
Tam da şehrin o beton, asfalt ve ağır karbon monoksit kokuları arasına girmeye başlayacaktık ki sarı ve küçük bir orman kuşlu sevinçle bize doğru yaklaştı ve doğruca ceylanın üzerine kondu. Ancak orman kuşu yalnız değildi. Bir de benim için gagsında mektup getirmişti. 
Orman kuşu “gagamdaki mektuba alsana!” der gibi bana baktı. Orman kuşunun gözlerinden saçılan ışıklar ve kendisi adeta eşi benzeri görülmemiş bir gökkuşağı gibiydi.
Mektubu açtım. Mektubun içerisinde büyük harflerle ve renklerin tamamını kullanarak yazılmış kocman ama tek bir cümle vardı.
“MÜJDE” diyordu yazı “MÜJDE”. “İİNSANLARIN İÇİNDEKİ “NSAN” GALİP GELDİ. “EGO” YENİLDİ VE İNSANLARDAKİ DUYARLILIK YÜKSELDİ” yazıyordu.
Ben yazıyı okuduktan sonra kafamı kaldırarak orman kuşuna baktığımda orman kuşu şehre doğru uçmaya başlamıştı.
Aman ALLAH'IM. Orman kuşunun üzerinden geçtiği, dağlar, asfalt yollar ve o kocaman caddeler ormana dönüşüyordu. 
Caddeler orman, yüksek binalar ve araçlar su birikintileri ve aralarda bahçeli evler oluşuyordu. Her bahçede koyunlar, kuzular, tavuklar ve toprakla uğraşan çalışkan, hassas, nazik ve duyarlı insanlar vardı. Caddelerden dönüşen ormanların içerisinde ise zürafalar, filler ve ceylan sürüleri vardı. Asfalt yol ya da beton kaldırım kalmamıştı. Evler arasında sadece patikalar vardı. Çünkü insanlar kendi yiyeceklerini kendileri üretiyordu. Hemen yanımdaki yavru ceylana baktım. Yavru ceylan “ANNE” diye sevinç çığlıkları atarak ceylan sürüsüne doğru koşuyordu. Allah’ım. İnsan DÖNÜŞMÜŞTÜ. İnsan tüm canlılarla kardeş olmuştu, yaşamı ne kadar da güzel paylaşıyordu ve zaman “benim adım mutluluk” diye şarkılar söyleyerek akıp gidiyordu. 
Keşke hiç bitmeseydi bu rüya. Ama uyandım ve milyonda bir umut için de olsa rüyamı gerçekleştirmek için bu yazıyı yazmaya başladım. İNSANLARA yani size hitaben. Lütfen! İmkânlarınız dâhilinde ve küçük adımlarınızla Doğay sahip çıkmak için daha çok bekleyecek misiniz? Bakar mısınız? Doğa ölüyor. Saygılarımla.