GÜNCEL
Giriş Tarihi : 26-07-2020 14:57   Güncelleme : 26-07-2020 15:01

MUSTAFA GÖÇER ”MANİSA TARZANI’NIN RUHUNU CANLANDIRMALIYIZ”

MUSTAFA GÖÇER ”MANİSA TARZANI’NIN RUHUNU CANLANDIRMALIYIZ”

“Güzel şehrimiz Kayseri de aracıma fidanları doldurdum. Hazırlıklarım tamam. 26 Haziran da Manisa ya gidiyorum ve Sipil Dağından ülkemiz genelinde tüm doğaseverlere mesaj vermek istiyorum” şeklinde açılmamalarına başlayan Göçer, “şayet bu gün yaşam tarzımızı değiştirerek yüzümüzü doğaya dönmezsek, 10 yıl kadar sonra hiçbir şey yapmamıza gerek kalmayacak! Çünkü o zaman doğa inisiyatifi tamamen ele alacak ve bu gün yaşamı korumakta olan doğal güçler o gün yaşamı yok edecek olan düşman güçler haline dönüşecek. Bu durumsa gezegenimizde geri dönülmez noktanın başlangıcını ve çok kısa bir süre içerisinde yeryüzünde yaşamın sonunu getirecek”. Dedi.
Manisa da Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi den sonra onun izlerini takip ederek DDY Akhisar / Turgutlu güzergâhlarında fahri bir şekilde ağaçlandırma yapan ve o ağaçları büyüten Manisa’nın duyarlı doğa insanlardan Mehmet Erbil’in daveti üzerine Manisa’ya gittiğini belirten Göçer, “Zevklerimiz. Kaprislerimiz. Bencilliğimiz ve duyarsızlığımız nedeni ile bizden sonra yaşayacak olan tüm canlıların yaşam haklarını yok etmeye hakkımız olmamalı”. Diyerek sözlerini devam ettirdi.  
Göçer, “Manisa Tarzan’ı rahmetli Ahmet Bedevi kurtuluş savaşından dönerken güzel şehrimiz Manisa’nın halini görür ve üzülür. Çünkü düşman Manisa’dan çekilirken her tarafı yakıp yıkmıştır. Bedevi memleketi olan Kerkük’e gitmekten vazgeçer. ‘Artık Türk bayrağının dalgalanmadığı bir yerde yaşayamam. Burada kalmalı Manisa’yı ve Manisa’nın yaslanmakta olduğu Sipil Dağını ağaçlandırmalıyım’ der”.
AHMET BEDEVİ RUHUNU CANLANDIRMALIYIZ!
“Bu ruhu her şehrimizde canlandırmalıyız”. Diyerek açıklamalarını sürdüren Göçer, “bu ruh yeryüzünde yaşamın geleceğini kurtaracak olan ruhtur. Özellikle doğadan tamamen kopuk olarak büyümekte olan gençliği olduğumuz şehirlerde bizimle beraber doğaya yönlendirmeli ve doğanın yaralarını birlikte sararak, dünyaya mesaj vermeliyiz. Tabii. Bunu başarabilmek içinse önce biz yüzümüzü doğaya dönmeli, gezilerden, eğlencelerden vazgeçerek kararlı bir şekilde çalışmalı, fidanlar yetiştirmeli ve onların mutluluğunu yaşayarak güçlenmeliyiz” dedi.
EN GEÇ 5 YIL İÇERİSİNDE 15 MİLYAR FİDAN DİKMELİYİZ!
Göçer “Benim kesin olmayan yüzeysel hesaplarıma göre bu gün ülkemiz ormanlarında tahmini olarak 20 milyar civarında ağaç var. Bu hesaba göre bir zamanlar ülkemiz genelinde kırk sekiz milyar civarında ağaç varmış ve ülkemizin %70 kadarı ormanmış. Bu ağaçların etkisi ile olacak Anadolu göller diyarıymış. Her yerde göller varmış ve Anadolu’muz dünyanın en zengin bitki ve hayvan çeşitliliğine sahip olan nadir yerlerden biriymiş”. Dedi.
Göçe, “Sürekli olarak yağmur alan ülkelere bakıyoruz. En azında %45 orman var. Öyleyse biz de tez zamanda orman miktarımızı %45 civarına yükselterek (15 Milyar fidan dikerek) iklim problemlerine karşı ülkemizin direncini güçlendirmeli, Arap çöllerinin iç bölgelerimize sokulma riskini tamamen yok etmeli ve çalışmalarımızla dünya geneline örnek teşkil ederek, bütün dünyayı yeşille buluşturmalıyız. İşte o zaman yeryüzünde yaşamakta ve yaşayacak olan canlılar adına çok büyük bir iyilik yapmış oluruz” diyerek açıklamalarını sürdürdü. 
ERCİYES DAĞININ ÖĞRETTİKLERİNİ SİPİL DAĞINDA ANLATMAK İSTİYORUM
“Ben tek başıma bir yılda en az bin fidan dikebiliyorum. Gruplardan, köylülerden, oklulardan, spor kulüplerinden destek alırsam 5000 fidana çıkabiliyorum. Bununla birlikte yine tek başıma yılda en az 250 bin tohum ekebiliyorum. 
Bu tohumların da %20 kadarı toprağa tutunmayı başarsa yılda 55 bin fidan eder. Ayrıca. Gruplardan destek aldığımda bir milyon tohuma çıkabiliyorum. O zaman yılda 205 bin fidana eder. Bir de benim fidan dikmeyi öğrettiğim gençlerin ve beni örnek alarak fidan diken ve tohum eken insanların diktikleri var. O zaman sayı çok daha katlanıyor”. Dedi.
“Erciyes dağında yükseklere ve kuzey cephelere uygun tarihlerde ve nizami olarak fidan diktiğimde sulama istemiyorlar. Yükseklerde fidan daha rantıbıl. Yükseklere ve kuzey cephelere tohum ektiğinizde ise tohumlar en erken iki yıl sonra çıkabiliyorlar. Şayet o bölgelerde köstebek varsa bu durum (iki yıllık süre) riski büyütüyor”. Şeklinde konuşarak açıklamalarını sürdürdü.
DAĞLARDA ÇOK GEZDİK. 
Göçer, “dağlarda çok gezdik. Artık gezecek vaktimiz olmamalı. Ülkemize ve ülkemizin gençliğine sahip çıkmalıyız. Sürekli olarak uygulama içerisinde olmalı, sürekli olarak doğadan öğrenmeli ve öğrendiklerimizi aynen benim yaptığım gibi yakın çevremizle, apartman sakinlerimizle, okullarla, spor kulüpleriyle, derneklerle, köylülerle, iş yerlerinde, sosyal etkinlik gruplarında paylaşarak (teoride ve uygulama alanlarında) çoğalmalıyız”. 
“Gençlerimizi elektronik, sığara ve alkol bağımlılığından; uyuşturucu ve benzeri tehlikelerden uzak tutabilmek için.
Gençlerimiz ve insanlarımızın tamamını lüks, para, kapris, hırs, israf ve duyarsızlık değil; insani ihtiyaçlar doğrultusunda hareketlendirebilmek için olduğumuz yerlerde Ahmet Bedevi duyarlılığı ile hareket ederek gençliğin önünde rol modeller olmalıyız”. Dedi.
EN ÖNEMLİSİ!
Göçer, en önemlisi insanlardaki duyarlılığı yükselterek doğanın korunaklılığını artırmalıyız. Ormanların 200 metre yakınında ateş yakmamalıyız. Ateşli piknik yapmamalıyız. SİS EKO TREKKİNG “YAŞAM SOFRALARI” kurmalıyız. Kendi mutfağımızı popüler yapmalıyız. Karbon izlerimize dikkat etmeli ve küçültmeliyiz. Eski, temiz ve sade giyinmeliyiz. Bencillikten, gösterişten, lüks takıntısından, israftan ve her türlü tüketim çılgınlığından vazgeçmeli, enerjiyi son derece verimli kullanmalı, en büyük lüksün insanın insana ve insanın doğaya duyduğu saygı olduğunu yaşantımızla göstermeliyiz”. Dedi.
DOĞA YERYÜZÜNDE YAŞAMIN DEVAM ETMESİ İÇİN SAVAŞIYOR!
Göçer, “Dünyanın bir düzeni var ve bu düzen içerisinde hayvanlar, mikroorganizmalar, bitkiler, taş küre, su küre, gaz küre aralarında çok mükemmel ve hassa dengeler oluşturarak yedi gün yirmi dört saat yeryüzünde yaşamın devam etsin diye uğraşıyorlar. Hepsinin en temel gündemi bu ve görevlerini bencillikten, hırstan, tembellikten ve her türlü egodan uzak bir şekilde yapıyorlar. 
Buna rağmen ortalama ısı her yıl 0,17 derece artıyor. 420 ppm düzeyine ulaşmamıza ve iki dereceyi tamamlamamıza çok az zaman kaldı. Çünkü bizler bireyler olarak tüketim çılgınlığı ile doğanın dinencinin üzerinde karbon salanımı yapıyoruz. Gezegenimiz ölçeğinde büyük adımlarsa resmen çıldırmış gibi dev boyutlarda sera gazı salınımı yapmakta, kaynak tüketmekte, israf etmekte ve kirlilik oluşturmakta adeta yarışıyorlar. Her türlü teknolojiden faydalanarak doğayı (yaşamı) tüketiyorlar. Doğaya karşı sürmekte olan bu acımasız saldırıları durdurabilmek için hiç vakit kaybetmeden küçük adımların duyarlılığını yükselterek çoğunluk olarak doğanın yanında olduğumuzu göstermeliyiz. 
SİPİL DAĞINDAN ÜLKEMİZ GENELİNDE MESAJ VERMEK İSTİYORUM!
“Sipil Dağından ülkemiz genelinde doğasever olan her insana mesaj vermek istiyorum” diyerek sözlerini devam ettiren Göçer, önce dağlarımıza sahip çıkmalıyız. Çünkü fidanların en rahat yetişebilecekleri yerler besi hayvancılığının olmadığı yüksek yerlerdir. Vadilerdir. Devlet ya da hatıra ormanları arasındaki boşluklardır. Belediyelerimizin gösterebileceği yerlerdir, apartman bahçeleridir, okul bahçeleridir, yol kenarlarıdır, akarsu, gölet ve baraj kenarlarıdır, tarla kenarlarıdır, bağlardır, bahçelerdir”.
“Sorumlu davranarak. Hepimiz olduğumuz yerlerde karbon izlerimize dikkat ederek. İşaret ettiğim noktalarda ağaçlandırma çalışmaları başlatarak, çevre temizliği yaparak, tüketmeyerek ve kirletmeyerek teknoloji donanımı kuşanmış zararlı inan etkileri karşısında her gün daha çok yenik düşmeye başlamış olan doğanın (yaşamın) yardımına koşmalıyız”. Şeklinde açıklamalarını sürdüren Göçer “Doğa kendini toparlayabilmek için zaman ister ve bizim fazla zamanımız yok. Şeklinde konuşarak açıklamalarını sürdüren Göçer,  Dünya limit aşım günleri yaşanmaya başlandı ve her yıl daha kötüye gidiyoruz. Dünyamızın normalde soğuma periyoduna gireceği yerde dünyamız hızla ısınıyor. CO2 miktarı maalesef 400 ppm düzeyinin üzerinde. Artık kendimize göre değil gezegenimizin koşullarına göre yaşamalıyız. Şayet olayın bilincinde isek ve gezegenimizin çok değil 10 yıl kadar sonra geri dönülmez bir yola gireceğini görebiliyorsak yeryüzünde yaşamın geleceğini kurtarabilmek için sorumluluk almalıyız.  Hayır! Gezecek, eğlence için spor yapacak ya da ve sadece egolarımızı tatmin etmek için oylanacak zamanımız yok ve olmamalı. Yeryüzünde yaşamın devam etmesi için çırpınmakta ve son kozlarını oynamakta olan doğanın yanında olmalıyız ve doğanın yanında durarak gençliğe önek teşkil etmeliyiz. Dedi.
Göçer, her şehirde Ahmet Bedevi’ler oluştuğunda. Çoğaldığımızda. İşte o zaman ülkemiz genelinde bir heyecan dalgası oluşacak ve bu heyecan dalgasının tesiri ile çevremizdeki insanlar domino taşları gibi doğadan tarafa meyledecektir.
İşte o zaman ülkemizde başlayabilecek olan bu tesir küçük adımlarla dünyamızın her tarafına yayılacak ve büyük adımlar da küçük adımlarla aynı yöne gitmek durumunda kalacaktır”. Diyerek sözlerini noktaladı. 

MANİSA TARZANI KİMDİR?
Resmî kayıtlara göre Ahmeddin Carlak ya da kendi ifadesi ile Ahmet Bedevi (d. 1899 Samarra, Osmanlı İmparatorluğu - ö. 31 Mayıs 1963 Manisa, Türkiye) Kerkük kökenli bir Türkmen. Türk Kurtuluş Savaşı'ında savaştığı için İstiklal Madalyası sahibidir. Hayatını Manisayı tüm Türkiyeye örnek olacak şekilde ağaçlandırmaya adamış ve yaşadığı süre boyunca binlerce ağaç dikmiştir.  
1963 yılında hayatını kaybedince Manisa halkınca bir efsaneye dönüştürülmüş, ilde birçok heykeli dikilmiştir. 
Türk Ordusu'nda hem I. Dünya Savaşı, ardından hem de Türk Kurtuluş Savaşı' na katılır. Ancak Türk Kurtuluş Savaşı'ndan hemen önce, Kafkas Cephesi'nde Kâzım Karabekir Paşa'nın komutası altında er olarak olarak görev alır.
Türk Kurtuluş Savaşı' nın ardından Türkiye Büyük Millet Meclisince Kırmızı Şeritli (kurdelalı) İstiklal Madalyası ile şereflendirilir. 
Kurtuluş savaşı sonlarında İtilaf Devletleri Ordularını geri çekilişleri esnasında Batı Anadolu'daki her yeri ateşe verir. Alevler öyle kuvvetlidir ki Manisa'nın yemyeşil manzarası katran karasına dönüşür.
Tutkulu bir doğa sevdalısı olarak bu durumu üzüntüyle gören Bedevi, savaş sonrasında Manisa'nın manzarasını tekrar yeşile dönüştürmek üzere burada kalmaya karar verir. Askerlik bitmiştir, ancak ona göre bu vatan için ağaç dikmek yeni bir kutsal görevdir. 
Yoksul ve yalnız bir yaşam geçirir. 1 Haziran 1933'te 30 lira aylıkla bahçıvan yardımcısı olarak Manisa Belediyesi'nin kadrosuna alınır.
Yaz, kış şortla ve lastik pabuçlarla dolaşır, Sadece üzerine eski gazete sererek kullandığı ahşap bir sedirinin bulunduğu Spil Dağı'ndaki küçük kulübesinde yorgansız, yataksız ve yastıksız uyur.
Tek malvarlığı bunlardır. Yaşamında fazla masrafı olmadığından paraya ihtiyaç duymaz, kazancını fakirler için harcar.
Manisa Tarzanı 31 Mayıs 1963 yılında hayata gözlerini yumar.
Her şeyin doğal olanını kullanmayı tercih ederdi. Üzerine sürdüğü güzel kokuları bile özenle seçtiği bitkilerin yağından, kendi eliyle hazırlardı. Hep soğuk suyla duş alarak vücudunu zinde tutardı. Böylesine takdire şayan biriydi.
Bir gün başrolünde Johnny Weissmuller' in oynadığı 1934 yapımı Tarzan filmi Manisa sinemalarında gösterime girdiğinde halk, Ahmet Bedevi'nin yaşamını bu filmle özdeşleştirerek bu kahramanı Manisa Tarzanı olarak anmaya başlar.
Ahmet Bedevi nişanlısı  Meral’le birlikte Türk Kurtuluş Savaşında Türk Ordusuna katkıda bulunmak üzere gönüllü olarak cepheye giderken kayalıklardan yuvarlanarak hayatını kaybetmiştir. Bedevi hamle yapsa da onu kurtaramamıştır.
Ahmet Bedevi ömür boyu sevgisine bağlı kalmış ve hiç evlenmemiştir.

MUSTAFA GÖÇER/MANİSA