GÜNCEL
Giriş Tarihi : 17-06-2020 11:18   Güncelleme : 17-06-2020 11:18

KONAÇ, “BÜTÜN AMAÇ AYASOFYA’NIN TEPESİNE YENİDEN HAÇ DİKMEKTİR”

KONAÇ, “BÜTÜN AMAÇ AYASOFYA’NIN TEPESİNE YENİDEN HAÇ DİKMEKTİR”

Cihannüma Derneği İl Başkanı Fevzi Konaç, “Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması bu topraklardaki bağımsızlığımızın sembolüdür. Bütün amaç Ayasofya’nın tepesine yeniden Haç dikmektir” ifadesinde bulundu.
“Bu ülkede içinde “Atatürk” ismi geçen işlere ilişmek yürek ister” diyen Cihannüma Derneği İl Başkanı Fevzi Konaç, “Tabudur ve dokunulmazlığı vardır. Bilen bilmeyen hemen düşman veya dost kesilir fikrinize veya icraatınıza. Onu eleştirmek veya yaptıklarına yan bakmak, idam fermanızı (!) elinize verdirebilir. Bu yüzden onunla ilgili içinizden geçenleri hakkıyla söyleyemez, onu sorgulayamaz veya onun hakkında rahat konuşamazsınız” dedi.
Ayasofya’nın cami olarak açılıp açılmaması tartışmalarının son günlerin en önemli konusu olduğunun altını çizen Fevzi Konaç, “Tartışmalarda, toplumun büyük bir kesimi ya sessiz ya da dili ile dişi arasındakini geveliyor sanki. Çoğu kimse içindekini göğsünü gere gere ne söyleyebiliyor ne de fikrini açıkça belirtebiliyor. Neden? Çünkü içinde Atatürk adı ve imzası var. İnsanlar haklı olarak korkuyor ve çekiniyor. Tartışmalar malumunuz. Ayasofya ne için müze yapıldı? Neden ibadete kapatıldı? Bunu yapan Atatürk mü idi? Yoksa onun adına sahte imza mı atıldı? Atatürk’ün adını kullanan birkaç kişi mi yaptı? Bitmeyen ve kimsenin üzerinde ittifak edemediği onlarca cevapsız soru arasında, 89 yıldır ibadete kapalı ve 85 yıldır müze olarak kullanılan fethin sembolü hüzünlü Ayasofya” diye konuştu.
Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesindeki kararname ile ilgili olarak Türk Tarih Kurumu eski başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun, “Sahtekarlıklar üzerine oturtulmuş bir müze meselesi vardır. Kararname sahtedir. Bu kararname bir şekilde hazırlanmış ancak Atatürk tarafından imzalanmamıştır” açıklamasını hatırlatan Fevzi Konaç, “ Katolikleri incitmemek için Müslümanları incitmek ne kolay değil mi? Bu ülkede 100 yıldır reddi miras üzerine kurulmuş bir devlet algısı ve tavrı vardır. Bu tabuları sistemin içine eğer Atatürk yerleştirmişse ki, birçok konuda durum budur. Konu ne tartışılabilmiş ne de tekrar eski haline dönderilebilmiştir” ifadesinde bulunarak açıklamasını şu şekilde sürdürdü:
“Ayasofya meselesi de bana göre bunlardan birisidir ve aslında Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması bu topraklardaki bağımsızlığımızın sembolüdür. Fetihler döneminin gerçeklerinden hareketle ifade edersek, İslam’ın yani “hakkın batıla galebe çalmasının” sembolüdür. Biz her ne kadar tarihimizi unutmuş ve üzerine beton dökmeye çalışmışsak da, batı yüzyıllardır bu fethi de, mabedin camiye çevrilmesini de ne unutmuş ne de içine sindirebilmiş değildir. Bütün hayalleri Ayasofya’nın üzerine bir gün yeniden haç dikmektir. Bunun ispatı olarak Yeni Zelanda’da bir süre önce camide yaşanan katliamı yapan terörist katilin silahının üzerine ne yazdığını hatırlatmak isterim. Ve ne yazık ki haç dikemedilerse de, bu müze kararı ile bir anlamda Sultan Fatih’ten ve fetihten rövanş alınmıştır.
Kim nasıl yorumlarsa yorumlasın hakikat şudur ki; Atatürk dönemi batının gözüne şirin görünme adımlarının atıldığı dönemdir. Batılılaşma adına bin yıllık geçmişin, tarihin, yazının, kültürün, sanatın, giyimin, mimarinin, birikimin, inancın yok sayıldığı acı bir süreç. Bu görüşe karşı çıkanlar olacak ve dönemin şartlarını gözünüze sokarak kendilerine yakışanı yapacaktır. Ülkenizin içindeki bir mabedin ne olarak kullanılacağına karar veremiyorsanız, bağımsızlıktan bahsedebilir misiniz? Geçmişinden kopmuş milletlerin gelecekleri olamaz. Yeryüzünde her karış toprağın Mü’minler için Mescit hükmünde olduğunun bilinci ile aslında Ayasofya’da bir cami olmaktan çok daha öte anlamlar yüklüdür. Ne uğruna fethin sembolünün 89 yıldır öksüz ve yetim gibi cemaatsiz bırakıldığını sorgulamak lazım. Sahte imza ve belgelerle bu milletin geçmişine ve tüm değerlerine savaş açanların gerçek yüzünü, Ayasofya sayesinde görün artık.” (İHA)