KÜLTÜR - SANAT
Giriş Tarihi : 07-08-2020 16:27   Güncelleme : 08-08-2020 14:40

İHSAN GÖRÜCÜ: ANLAT, YAZ AMA AKIL VERMEYE KALKMA !

İHSAN GÖRÜCÜ: ANLAT, YAZ AMA AKIL VERMEYE KALKMA !

Kayseri Hakimiyet 2000 gazetesi olarak Araştırmacı yazar İhsan Görücüyü konuk ederek yazarlık geçmişini ve hayatı ile hatıralarını konuştuk.

Meslek yaşamının 20. yılında 3 kitap birden yayınlayarak meslek hayatında önemli ve dikkat çeken bir çıkış yapan yazar, Sosyal medyadaki paylaşımlarında; kendimi hiçbir zaman yazar olarak görmedim lakin kitap okuyup ilmi konuları araştırmadan da bir tek günüm geçmedi. Yazarlık ve İmam Hatiplik yolunda konuş, yaz ama akıl verme! diyen filozofun nasihatını baz almaya çalışıyor ve "Nerde kalmıştık? diye soruyor devamen. Kendisi yanıtlıyor; yeni başladık, yazarlığın ilk 20 yılı deneme/yanılma yılları asker/ erat deyimiyle acemi birliğidir diyen yazar fikir ve felsefe olarak; Müslümanlar "Akletmeyi" terk ettiler, bu yüzden zillete düştüler diyen İslam sosyolojisinin kurucusu İbni Haldun'un savının doğruluğuna inanıyor. Tefekkür, yani düşünmek ve akletmek, yaşadığımız çağdaş hayatımızın değişmez, olmazsa olmaz lazımı mutlakımız, olması gereken varoluş sebebimizdir diyerek; Kainat ı Kebiri yaratan Rabbimizin insana lütfu ilahisi tefekkür yani düşünce sahibi kılması.

Düşünmek biyolojik vakıa değildir,maddi olarak duyumsanamazlar ama iş, oluş ve eylemlerimizi tetikleyen asıl saik düşünce yetisi olup Soyuttur. Öncelikle bireyin/ferdin yani insanın, toplumların, ve dahi kainatın nizamı, intizamı kalkınması ve zıddı harap olup felaketlerle boğuşması da yanlış düşünme arkaplanlıdır. Yani her düşünen "akl"edemediğindendir.Küresel alemde cereyan eden acımasızlıklar, handikaplar lüzümsüz savaşlar, açlıklar bitmeyen kargaşalar doğru düşünemediğinden, Kurani tabirle "Akledememek" Allah'ın en güzel şekilde yaratıp kullarına emanet ettiği bu güzel alemi yaşanmaz kılıyor. Savaşlar göçler, vatanından, yurdundan sürgün etmelerin ardı arkası gelmemesi hep-doğru- akletmemektendir, Cenab ı Hak insanımızı ve insanlığı yanlış düşünüp evreni kaos üstüne kaosa sokanların kısaca  akledemeyenlerin elinden kurtarsın diye dua eden yazar İhsan Görücü, Kitap aklın ilacıdır sözüne ve "İlmin zayii kaydetmemek,yazmamaktır" buyuran Hz. Peygamber(s.a.v.)hadisi şerifini hayata tatbik etme idealini hayat felsefesi ve hareket noktası edinmiştir.Araştırmacı yazar İhsan Görücü  hayatını ve yazarlık geçmişini Kayseri Hakimiyete konuştu.Aşağıda sorduklarımız soruları ve yazarın verdiği cevapları arzediyoruz.

KAYSERİ HAKİMİYET: Kendinizi tanıtırmısınız?

İHSAN GÖRÜCÜ: 1957 Yılında doğdum Pınarbaşının B.Karakuyu köyü nufusuna kayıtlıyım. Merhum babam Aynı kazanın Eski Yassıpınarlıdır. Diyanet kadrolarının köylere imam verme imkanı olmadığı yıllarda imam olarak Karakuyuya imam olarak getirildi ve orda ev, tarla, koyun, kuzu alarak yerleşti ve bizim okul hayatımız başlayıp şehire göçene kadar köyün bütün gençlerini ihtiyaç duyan herkesi K.Kerim okuttu, namazını kıldırdı. Hayatında hiç bir zaman da ücret almadı. İlkokula köyümde başlayarak ilk iki yılını orda okudum. Kışın sırayla yakacak tezek veya diğer yakacaklarımızı sırayla götürürdük okulda ısınmak için. Kar çok fazla yağdığı için o yıllarda güçlükle gidip gelirdik çocuk olmamız hasebiyle. Sonradan devamında Ağabeyimin Kayseri İmam Hatip Okulunu sınavla kazanması hasebiyle şehre, Şiremenli Caddesinde Bahçebaşı, Yurttaş Sokak'a iki odalı bir ev kiralayarak göçtük. Küçük kardeşim Emin İstiklal Okuluna ben de Erciyes ilkokuluna yazıldık. Atpazarındaydı Erciyes ilkokulu şu anda ismi değişti. Yeni ismini bilmiyorum.

Bir gün cemaatten çok erken camiye varmıştım. Kitap okurken imam kısmında uyumuşum. Cemaat gelerek uyandırmışlar ve abdest tazeleyerek namaz kıldırmıştım. Bir defasında da gece saat üçte sabah namazı kaçtı diye saate yanlış bakarak ezan okumuştum. Cemmatimden şakacı amcalar yıllarca hep o ezanın latifesini yaptılar. Ünutamadığım anılarımdan en önemlisi ve değişik olanı ise Cannes'te göreve giderken İstanbuldan uçağa bindim ve havada gide gide Akdeniz üzerine geldik. O Akdenizin yukarıdan görünüşü, görenler bilir dünya da olmayan ve anlatılamayacak eşsiz, hayatta gördüğüm göreceğim en şahane manzara idi. Aşşağıya bakınca gemi mi, büyük balıklar mı ne olduğunu bilemediğim çok iri ama hareket eden şeyler gördüm. Manzaranın şahaneliği beni büyülemişti. Yanımda oturan Fransız adam uçakta ikram edilen içkisini içiyordu. Sordum "İz that fish or boath- Şunlar balık mı yoksa gemi mi?- kendisi IBM firmasının Türkiye dispritörü imiş. Bana alaylı alaylı bir baktı hala o bakışı unutamıyorum. Etrafı 4 yandan denizlerle çevrili ülkemizde hayatımızda bir şey göremeden yaşadık dedim kendi kendime ve çok üzülmüştüm.Gemiyi ve denizi ilk defa emekliden sonra Nice ve Cannes'de görebildim. Mersine sayısız defa gittim, Adana'ya da gittim ama iş icabı gidip geldiğimizden pek randıman alamamıştım, denizi yakından tanıyamamıştım.

KAYSERİ HAKİMİYET: Yazarlığa başlama ve yazma serüveninizi anlatır mısınız?
İHSAN GÖRÜCÜ: 1998 Yılında Erkilet Mehmet Özel Camiinde İmam Hatip olarak vazife yaparken yaz Kuran kursunda okuttuğum  Kayseri Hakimiyet gazetesinin sahipleri Mustafa Cengiz ve Ahmet Cengiz kardeşlerin akrabası Sümer fabrikasında işçi olan Ürgüplü İsmail kardeşimin kızı Serpil isimli  bir çocuk vasıtasıyla Kayseri Hakimiyet'le tanışıp yazarlığa başladım. Her hafta dini bir köşe yazısı yazmam teklif ediliyor ve kabul ederek yazarlık serüvenine başladım."Cumadan Cumaya"köşesini yazma serüveni bu şekilde start alarak,  haftada bir yazmaya başladım.Hayatın değişen ve gelişen şartlarının da gerektirmesiyle devamen, daha sonra Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Yüksek Okulu'nu da bitirip siyasi, ilmi, sosyal içerikli yazılar da yazarak değişik konularda da yazarak yazı konusu ve sahasını genileterek okuma yazma işine devam ettim.Emekli olduğum 2005 yılına kadar "Cumadan Cumaya"yazılarını aralıksız sürdürdüm. Emeklilik hayatına geçme ve memuriyet sorumluluklarından kurtulunca, köşe yazarlığına gazete dağıtımı ve "Esnafımızı Tanıyalım" isimli köşeyi de ilave ederek, esnafın nasıl iki üç nesil evvelinden ve eşşek sırtında mesleğe başladıklarını, atadan, babadan ticari serüvenlerini esnafımızı tanıyalım köşesinde yayınladım. Kayseri Hakimiyet sahibi Mustafa Cengizin teşviki ile hayat bulan köşe esnaftan ve halktan büyük ilgi görerek hiç bir basın/yayın organına kolay kolay nasip olmayan cazip bir köşe oldu. Hem yazar, aynı zamanda çarşıdaki sevinç ve sıkıntılara şahit olan bir yazardım. İmamlık tecrübem ve halkla kolay iletişim kurabilme yapım bu işleri kolaylaştırdı ve umduğumdan fazla rağbet görüdü. O yıllarda internet yayıncılığı ve yerel TV cilik olmadığından adeta çarşının gözü, kulağı idim tüm sorunları yazma yayınlama imkanının da gazete yönetimi tarafıdan da tanınmasıyla umulanın üzerinde rağbet gördü okuma yazma faaliyetim. Kayseri Hakimiyet adeta çarşının ve Kayseri insanın büyük oranda göz kulağı mesabesine gelmişti. O yıllar başka yıllar oldu yararlı bereketli işler yazdık orta sahayla ilgili.Köşe yazarlığı ile beraber, ilaveten muhabirlik ayrıca çarşıdaki kentteki çeşitli meslek/odalarıyla ticari sosyal dernek ve gruplarının sorunlarını kendi çapında araştırıp gündeme getirerek yetkililere ileten köşe ve röpörtajlar yaptım.Halkın yararına olan her türlü haber ve araştırmayı memnuniyetle onaylayan gazete sahiplerinin bu olumlu teşvikiyle rutindışı önemli yazı ve röpörtajlara imza atan bir yazar olarak, Yazarlar Birliği tarafından Kayseri'de röpörtaj dalında yılın birincisi seçildim 2014 yılında. Kayseri internet TV de de "İHSANLI SAATLER" programı yaparak diyanet müftüleri ve üniversite hocaları ile önemli röpörtajları yaptım. Programlar büyük beğeni ile karşılanmıştı o yıllarda.
2000 yılında "MİHRAPTA KONUŞARAK, MEDYADA YAZARAK VAROLUŞ" İsimli ilk eserimi yayınladım. İmkansızlıklar nedeniyle uzun süre kitap çıkarma imkanım olmadı. Bu yıl Allahın yardımıyla yazarlığımın 20. yılında OKU- YORUM, YAZI-YORUM ve DÜŞÜNCE YORUM isimli köşe yazılarımdan oluşan kitaplarımı yayınlayarak satılması için sağolsun Akabe Kitabevi ve Diyanet Yayınevine anlaştım. Ve hamdolsun önemli ölçüde beğenildi. Velakin şu virüs kaosundan dolayı gerekli randıman oluşmadı doğal olarak.Hamdolsun, inşaallah iyi oldu ve daha iyi olacaktır. Eserlerimin sayısını Allah CC izin verirse 10 çıkarmaya çabalayacağım Allah Teala ömür verirse. En önemlisi ANI- YORUM diye hayat ve hatıratımı ayrıntıları ile kaydedeceğim bir eser çıkarmayı planlıyorum  inşaallah.
KAYSERİ HAKİMİYET: Başınızdan geçen sizce önemli anılarınız var mı?
İHSAN GÖRÜCÜ:  Binali Yıldırımın sözü aklıma geliyor bu tür soru ve konuşmalar olunca. Şöyle demişti eski başbakan "Erzincanın, Refahiye ilçesinden, topal Dursun'un oğlu ülkeye başbakan oluyor ve devamında kendi makamı kadar yüce bir latife yapmıştı. Bizim hayatımız aslında kurşun kalemle yazılmaya dahi değecek bir hayat değil. Zorluk, zahmet bol, az şeye çok sevinen kültürden geliyoruz hamdolsun. Tabii ki hayatımızın acı, tatlı yanları hep olmuştur ve olacaktır doğal olarak. Verdiğine de hamd-şükürler olsun, vermediğine de diyerek kendim için acib ve garaib olan unutamadığım bazı ufak oluşları kısaca nakledeyim inşaallah. 
Üç dört yaşlarında annem ve babamın evde olmadığı bir zamanda sobada olan saman ateşini maşayla karıştırmışım ve alevler o yaşta giydiğim küçük eteği tutuşturarak karnımı yaktı. Üstüm başım yanarak ağlaya ağlaya inek sağan annemin yanına, ahıra kadar gitmişim. O yanık izi karnımda duruyor ve hamama ilk gittiğimde ilk anlarda hep ürküntü yaratıyor. Durumu anlatınca alışıyor keseciler. Elli senedir büyüklerim hala hayret ederek o yanma olayımı tekrar tekrar taacüplerini ifade ederler. Nasıl ölmediğimi ve çocuk halimle annemin yanına kadar gidebildiğime akıl erdiremezler. İlahi koruma işte diyorum kendi kendime. Rabbim hayatta hepimizi görünür görünmez afat, yangın ve musibetlerden muhafaza buyursun. Yine bir başka unutamadığım olay merhum babam değirmene gidecekti. Arabaya öğüteceği buğday çuvallarını yüklüyordu ve çuballar 10/ 20 teneke buğday alan eski çok büyük çuvallardı. Arabanın milim oynaması belini sakat edebilirdi indirip bindirirken. Öküzler arabaya koşuluydu. Öküzleri sakın yürütme diye elime bir değnek de vererek beni öküzlerin önüne muhafız koydular ki herhalde yine 5/6 yaşlarındaydım. Tamam dedim arabaya koşulu büyük, büyük öküzlerimizin önünde değnek elimde dururken kara ve boynuzları çok uzun/kara olan sert bir hamle yaparak boynuzlarıyla tam alnıma bir boynuz darbesi vurdu ama mahalle bir birine karıştı öldü sandılar beni. Doktor yok, sağlık ocağı yok olan zamandı. Ailece büyük sıkıntı çektik ve doğal ilaçlarla zar zor iyileştirildi. Kafamda alnımda hala o öküzün vurduğu darbenin izi duruyor. Allahdan gözüme denk gelmedi diye şükrettik yıllarca. Anılara kurtla karşılaşma öyküsüyle devam edelim. 
Pınarbaşının Taşlıgeçit köyünde vazifeliydim. Kışın Taşlıgeçit köyüne nufus ve müşteri çok az olduğundan Pınarbaşına yolcu götüren köy dolmuşları pek uğramazdı. Kazaya gitmek için yakın köylere Viranşehir yahut Kaftangiyen ve kalabalık köylere gidip akarabalarda kalarak sabahleyin dolmuşa binilirdi. Ben de ertesi gün maaş günü olduğu için 1984 yılının Ocak maaşını almak için gece Örenşehir imamı olan ve aynı zamanda hocam amcamın yanına ilkindiyi kıldırarak yanımda köye misafir gelen bir Almancı adamla çıktık. Mesafe bir bir buçuk saatlikti. Örenşehire girmeden dağların arasında Duman kabilesinin büyük bir ağılları ve koyun sürüleri var orda pek insan bulunmaz, sadece çobanlar ve koyunlar olur. Dağların arasından gele gele orya geldik ismini ve nereli olduğunu hatırlamadığım o adamla. Tam Dumanların ağıllarının olduğu yere gelince yanımızda iki kurt birden peydah oldular dere tarafından gelerek. Ben ömrümde yakından kurt görmediğim için köyün köpekleri zannettim. Yanımdaki adam hocaefendi bunların ikiside kurttur, küçüğü dişi kurt, büyük olan ve tüyleri sallandıkça adamın ödünü koparan, korkunç olanı ise erkek kurttur sakın panik yapma, korktuğunu belli etme ikimizi de yerler dedi. Korkudan bayılacak gibi oldum yıkılacaktım az kaldı. Adam türkü çağırmaya çeşitli hareketler yaparak hiç bir şey olmamış gibi hareketlerle beni yürüttü ama hayatımda hiç o kadar korkmadım. Yüz ikiyüz adım bizi dikkatle izlediler ama beş adımdan fazla yaklaşmaya cesaret edemediler adamın soğukkanlığı ve cesareti sayesinde. Daha sonra karşıdan köy tarafından gelen adamları görünce iki kurt dağa doğru dikine kaçarak tırmanmaya başladılar ve rahat bir nefes aldım ama. O yıl boyunca kırgınlığı üstümden gitmedi. Ağıldaki koyunlar için sık sık iner kurtlar diye anlattı Örenşehirliler bir daha tövbe yazın bile o yoldan yayan gelemedim kaldığım sürece.
Bir gün cemaatten çok erken camiye varmıştım. Kitap okurken imam kısmında uyumuşum. Cemaat gelerek uyandırmışlar ve abdest tazeleyerek namaz kıldırmıştım. Bir defasında da gece saat üçte sabah namazı kaçtı diye saate yanlış bakarak ezan okumuştum. Cemmatimden şakacı amcalar yıllarca hep o ezanın latifesini yaptılar. Ünutamadığım anılarımdan en önemlisi ve değişik olanı ise Cannes'te göreve giderken İstanbuldan uçağa bindim ve havada gide gide Akdeniz üzerine geldik. O Akdenizin yukarıdan görünüşü, görenler bilir dünya da olmayan ve anlatılamayacak eşsiz, hayatta gördüğüm göreceğim en şahane manzara idi. Aşşağıya bakınca gemi mi, büyük balıklar mı ne olduğunu bilemediğim çok iri ama hareket eden şeyler gördüm. Manzaranın şahaneliği beni büyülemişti. Yanımda oturan Fransız adam uçakta ikram edilen içkisini içiyordu. Sordum "İz that fish or boath- Şunlar balık mı yoksa gemi mi?- kendisi IBM firmasının Türkiye dispritörü imiş. Bana alaylı alaylı bir baktı hala o bakışı unutamıyorum. Etrafı 4 yandan denizlerle çevrili ülkemizde hayatımızda bir şey göremeden yaşadık dedim kendi kendime ve çok üzülmüştüm.Gemiyi ve denizi ilk defa emekliden sonra Nice ve Cannes'de görebildim. Mersine sayısız defa gittim, Adana'ya da gittim ama iş icabı gidip geldiğimizden pek randıman alamamıştım, denizi yakından tanıyamamıştım. 

KAYSERİ HAKİMİYET: Gazetemize misafir olduğunuz ve röpörtaj verdiğiniz için teşekkür ederiz hocam.

İHSAN GÖRÜCÜ:  Bana hayatımı ve fikir dünyamı, yazma/ okuma serüvenimi anlatma imkanı verdiğiniz için tşk eder hürmetlerimi arz ederim. Rabbimiz okuycularımızı, cümlemizi iki dünyada hayırlı şeyler yapmaya muvaffak kılsın  efendim. ( Haber Merkezi)