RÖPORTAJ
Giriş Tarihi : 09-07-2020 11:17   Güncelleme : 09-07-2020 11:22

HİLAL ŞAHBAZ İLE TURİZM VE TERCÜMANLIK ÜZERİNE BİR RÖPORTAJ

“Bir lisan bir insan,iki lisan iki insan”

HİLAL ŞAHBAZ İLE TURİZM VE TERCÜMANLIK ÜZERİNE BİR RÖPORTAJ

Hilal Hanım merhabalar. Öncelikle röportaj davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.Bu röportajla hem sizi yakından tanımak hem de yaptığınız işi yakından tanıyıp bunları buradan okuyucularımızla paylaşma amacındayız.Bu ilk sorumuzda kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba, nazik davetiniz için ben teşekkür ederim. Kısaca tanıtayım; 2005 yılı Melikgazi Mustafa Eminoğlu Anadolu Lisesi yabancı dil bölümü mezunuyum. Daha sonra Karabük Üniversitesi Turist Rehberliği bölümünü okudum. Gezmeyi, dil öğrenmeyi, farklı insanlar, farklı kültürler tanımayı sevdiğim için ve tercih kitapçığında Rehberler için Türkiye Turunun zorunlu olduğunu gördüğümde hiç düşünmeden bu bölümü seçtim. Okul bittikten sonra yaklaşık 9 ay Ankara English Time Dil Kursunda Dil eğitimime devam ettim. Bu arada Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü ilgi alanım olduğu için okudum. Turist Rehberliği okusam da aklımda her zaman Tercümanlık vardı. 2010 yılında Mersin Üniversitesi Almanca Mütercim Tercümanlık bölümünde Almanca eğitimi aldım. Şuan Erciyes Üniversitesi’nde  İşletme Yüksek Lisansı yapmaktayım. 2012 yılından beri İngilizceden 2014 yılından beri de Almancadan Yeminli Tercümanım.

Çevirmenlik  mesleğinin tanımını okuyucularımızın daha iyi bilmesi için tanımlayabilir misiniz?

Gelişmiş bir ülke için Sanattan edebiyata, sağlık sektöründen hukuka, sosyal medyadan haberlere ve siyaseten her türlü meslek ve yaşam alanına kadar dünyayı anlamamızı sağlayan meslektirÇevirmenlik. Mütercim Tercümanlık bölümünün ilk dersinde bize Alman hocamızyüksek sesle ‘’Siz Her şeysiniz!’’ demişti. ‘’ Siz doktorsunuz!, Siz mimarsınız!, Siz öğretmensiniz!, Siz avukatsınız!, Siz Hakimsiniz, yani kimin tercümanlığını yapıyorsanız siz o meslektensiniz’’ demişti. Mesleğe başladığımda reçete çevirisini yaptığım bir hasta ‘’iyileşecek miyim Hilal Hanım?’’ dediğinde, hocanın ne demek istediğini daha net anladım. Bu yüzden Çevirmenlik her alanda çok önemli. Bununla ilgili Guillevic’in bir sözü vardır; ‘’Çeviri olmasaydı, İncil dağınık ya da bir arada yaşayan Yahudi topluluklarının malı olarak kalacaktı; Homeros ve Platon eski Grek uygarlıklarıyla birlikte yitip gidecekti; Marx, Freud ve Jung Almanca konuşulan toprakların ötesine geçemeyecekti; Fransızlar Shakespere’i, Ossian’ı Goethe’yi okumasalardı, Fransız romantizmi başka bir görünüm içinde gelişecekti.’’ Yani biz çevirmezsek Dünya dönmez!Formun Altı

Yabancı dil bilen herkes Tercüman olabilir mi?

Olamaz! YDS’den 95 aldım arkadaşımın çevirisini veyakendi tez çevirimi yapamadım diye gelen çok müşterim var. Dil bilmek farklı,YDS’den 90 üstü almak farklı, çeviri yapmak ise apayrı bir şey bunun için mezun olduktan sonra 2 sene staj yapmış olmak gerekli. Bu çok sancılı bir dönem. Bu yüzden ben önce İngilizceden Tercümanlığa başladım. 2 sene sonra Almancadan Yemin belgemi aldım.Bunun dışında kişinin bu yönde kabiliyeti de çok önemli. Benimle birlikte Mütercim Tercümanlık okuyanlardan hiçbiri tercümanlık yapmıyor zor bir meslek veya tercih etmiyor ya da cesaret edemiyorlar.Sektörün Türkiye’de gelişmemiş olması da yeni mezun kişileri farklı sektöre itebiliyor. Ayrıca kişinin Noter yeminli Tercüman olabilmesi için TC vatandaşı olması ve dil bildiğini ispat eden diplomaya sahip olması gerekli.

Hangi yabancı diller üzerine hizmet sunmaktasınız?Bu konuyu biraz açar mısınız?

Şahbaz Tercümanlık olarak, 8 yıldır İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça, Arapça, Azerice, İtalyanca, İspanyolca ve diğer bir çok dilde uzman ekibimizle noter yeminli, hukuki, teknik, akademik, medikal, ticari çeviri hizmeti vermekteyiz.

Dünya dilleri arasında Türkçemizi nasıl bir konumda görmektesiniz?

Yeryüzünde konuşulan diller arasında Türkçenin içine girdiği grup Ural-Altay dil grubudur. Ural-Altay dil grubuna giren en eski dil Türkçedir. Bir dilin Dünya dilleri arasındaki yeri ve değeri; Dünya çapındaki yaygınlığı, diplomasi dili, uygarlık dili, geçer bölge dili, resmi dil, ulusal dil ve yazı dili olmasıyla ölçülür. Bu ölçütlerin yaygınlığı, eskiliği ve geçerliliği bir dilin diğer diller arasındaki yerini belirler. Türkçe çok eski tarihlerden beri bu özelliklerin hepsine sahiptir. Dolayısıyla, Dünya çapında itibarlı, yaygın ve işlevselliği yüksek bir dildir. Tek sorun Türkiye’de bazı sektörlerde Türkçe İngilizce karışık konuşulmaya başlandı. Buna da plaza dili deniliyor. Bu dil kulağımı acayip tırmalıyor. Tercüman olanlar beni daha iyi anlar her iki dilde de mükemmel konuşmaya ve yazmaya çalıştıkları için. Bir de bu insanlar kendi aralarında çok havalı olduklarını düşünüyorlar. Tercüman bile bu kadar yabancı kelime kullanmaz Türkçe konuşurken. Bana göre tamamen cahilce bir davranış. Anadolu’nun, Ege’nin veya Karadeniz’in köylerinde konuşulan şiveler daha değerli.  Bu kişiler Türkçe’nin bozulmasına sebep oluyor. Tiyatroya bile konu oldu bu konu.  Orada da hiç gülmedim. Ya Türkçe konuş! Ya da sus! Veya tamamen İngilizce konuş!

Yabancılar,Türkçe için “dünyanın en zor öğrenilen dili”diyorlar.Dünya dillerini yakından tanıyan birisi olarak bu konu hakkında neler söylersiniz?

Dünyanın en zor dili mi? Tartışılır, çok düzgün Türkçe konuşabilen yabancılar tanıdım. Kişiye göre değişir fakat evet genel olarak öğrenmesi zor bir dil çünkü sondan eklemeli, kelimeler aldıkları eklerle değişime uğrar ve bunun yanında alfabedeki ‘’ğ,ö,ç,ş,ü’’ gibi harflerin telaffuzu yabancı birisi için zordur. Yıllarca Türkiye’de yaşayan hala telaffuzda zorlanan yabancı ünlülerde de bu sorunu görebiliriz.

Beden dili dünya dilleri arasında en geçerli yere sahiptir diyebilir miyiz?

Benim için Dünya dilleri arasında en geçerli dil tatlı dildir. Anlatımda üslup önemli! Bunun dışında Beden dili çoğu zaman binlerce sözden daha etkili olabilmekte. Bu yüzden önemi büyüktür. Fakat coğrafyaya, ülkelere, kültüre göre farklılık gösterir. Dünya’nın her yerinde aynı değildir. Örneğin; Türkiye’de sıklıkla yaptığımız kafayı arkaya atıp ‘’cık’’ demek hayır anlamındayken, diğer bazı ülkelerinde kafa sağa sola sallanarak hayır deniliyor. Bunun gibi birçok örnek var.

Dünya dilleri arasında en sevdiğiniz dil hangisidir? Sebebiyle birlikte açıklar mısınız?

Kendi konuştuğum dillerden Almancayı seviyorum çünkü Almancada kelimelerin telaffuzu daha çok hoşuma gidiyor. Bunun dışında Fransızca da çok güzel bir dil. Paris’i çok sevdiğim için ilgi duydum, biraz öğrenmeye çalıştım ve müzikte de bu dili tercih ediyorum.

İlginçtir,bir çocuk anne karnından çıkıp dünyaya “merhaba” dediği anda ve sonrasında çevresinde hangi dil  ya da diller konuşuluyorsa o dilleri hiçbir eğitim almadan rahatlıkla konuşabiliyor. Sosyolojide buna “farkında olmadan öğrenme”diyorlar.Bu durumu nasıl örneklendirip açıklarsınız?

Evet farkında olmadan öğrenmeye çok önemlidir. Dil öğrenmek açısından bakarsak örneğin İngilizce, ne kadar çok İngilizce konuşulan ortamda bulunursa veya haber izler, okursa kişi dile o kadar çabuk aşina olur. Yani duymak önemli!Ne kadar çok yabancı dilde diyalog, müzik duyarsa ifade olarak sözler, kelimeler ağızdan o kadar çabuk çıkar. Sizin de söylediğiniz gibi çocuk önce görüp duyarak öğrenir ve daha sonra konuşmaya başlar. Dil öğrenme de böyle belli bir duyma ve öğrenme sürecinden sonra akıcı bir konuşma başlar.

Metafizikçilere göre,bir insanın söylediği her ses,kelime ya da cümle doğa tarafından kayıt edilmekte yani kaybolmamaktadır.Size göre bu yaklaşımın geçerlilik payı nedir?

Bir şeftali ağacının meyvesini yedikten sonra çekirdeğini toprağa yeniden diktiğimiz gibi sözler de tıpkı bu çekirdek gibi hiçbir yere kaybolmaz. Aynı zamanda sözlerin gücü sihir gibidir. Bu yüzden güzel sözler seçmeli ve kullanmalıyız.

Biraz da sanat ve edebiyat diyelim dilerseniz.Sanata bakış açınızı nasıl dillendirirsiniz?

Ailecek sanat ve edebiyatı seviyoruz. Öncelikle kendimden bahsedeyim; Tiyatroyuseviyorum. Bu yüzden tiyatro ve drama eğitimi aldım. Tiyatro, insanın tam anlamıyla kendini keşfetme yolunda fazlasıyla yardımcı oluyor. Müzik dinlemeyi çok seviyorum. Gülşen, Tarkan, Adele, JustinTimberlake, StevieWonder dinlemeyi en sevdiğim sanatçılardan bazıları. Sanat ve edebiyatın her dalıyla ilgileniyorum kısacası. Çünkü çevirilerde karşıma çıkıyor. Örneğin şiir, normalde fazla ilgilenmiyorum nedense bir türlü sevemedim ama şiir çevirisi deyince severek ilgileniyorum o zaman bana bir şeyler katıyor. Tek sevdiğim şiir İngiliz edebiyatçı John Keats’in mitolojiden etkilenerek yazdığı şiiri Endymion. Orhan Pamuk en severek okuduğum yazarlardan biri. Bunun dışında resim ile ilgileniyorum. Okulda yağlı boya resim yarışmasında 1.liğim var. Fırçayı gelişine sallamak hoşuma gidiyor. Birkaç tane daha tablom var. Babamın da çok fazla yağlı boya ve kara kalem çalışmaları var. Emekli olduğu için daha fazla vakit ayırabiliyor. Bunun dışında ahşap el sanatları ile ilgileniyor. El yapımı birçok ahşap ve heykel  eserivar. Annem şiir ve yazı yazmayı seviyor. Kardeşimin de kalemi çok iyidir. Avrupa Birliği Çanakkale Şehitleri ile ilgili öykü yarışmasında 1. Lik ödülü ve TRT Geleceğin iletişimcileri yarışmasında blog kategorisinde ödül aldı. 2. Ödüle fazla sevinemedik çünkü 15 Temmuz darbe akşamı kardeşimde TRT binasındaydı canlı yayındaydı. Zor bir geceydi tabii ki hepimiz için.

Fotoğraf sanatına yakınlık dereceniz nedir?Fotoğraf çekmek ya da çekilmeyi sever misiniz?

Üniversite dönemlerimde profesyonel fotoğraf makinem vardı. Safranbolu’da özellikle fotoğraf çekmek ve çekilmek için gezerdik arkadaşlarla. Çok ilgiliydim. Türkiye turunda çektiğim güzel fotoğraflarım var. Fakat son zamanlarda teknolojinin gelişmesiyle telefonlar da kaliteli fotoğraf çekmeye başladı. Uzun ve yorucu turlarda örneğin Avrupa turumda büyük makine taşımayı istemedim. Daha pratik olduğu için telefonu tercih ettim ve zamanla her anı fotoğraflamayı da bıraktım. Çünkü fotoğraf ve videoyu fazla çekmek anı yaşamayı engelliyor. Birkaç tane çekiyorum ve bırakıyorum.

Tercümanlık vasfınızın yanında turizm rehberliği diplomanız ve tecrübeniz de var diye biliyorum.İki işi birarada yapmak zor olmuyor mu?

Hiçbir zaman iki işi bir arada yapmadım. Safranbolu’da Turist Rehberliği okurken çevrem genişti. Kayseri’den gelen turları ben karşılıyordum. Örneğin o zamanlar Tekden Hastanesi çalışanlarını gezdirmiştim. Bu şekilde çalışırken bir firmadan teklif geldi ve kabul ettim. Yerli ve yabancı turları gezdirdim kendi turlarımla birlikte. Yani kendimi geliştirmek için öğrencilik zamanlarımda bu işi yaptım. Profesyonel olarak yapmadım. Bir de hep çalışmak isteyen biriydim ders dinlemekten ziyade çalışmayı seviyordum zaten bölüm uygulamada daha çok pratik isteyen bir bölüm. İşin komik tarafı Turist rehberliği yapmaktan turist rehberliği dersinden devamsızlıktan kalıyordum nerdeyse.  Tercümanlık yapmaya ise mezun olduktan ve ekstra dil eğitimi, 3. Dil eğitimim bittikten sonra başladım ve okuldan geldikten 1 hafta içinde Noter ile anlaşma yaptık. Sektör genelde 45-50 yaş üstü olduğu ve genç bir girişimci olduğum için Noter Bey beni sağolsun çokdestekledi ve 8 yıl oldu hala devam etmekteyim.

Turist rehberliği mi yoksa tercümanlık mı desem hangisini tercih edersiniz?

Bu soru lisedeki yabancı dil bölümü öğrencileri ve üniversitede tercümanlık okuyan öğrenciler tarafından da bana çok soruluyor. Tercümanlığa başlayarak tercihimi yıllar önce yaptım ben zaten. Bu tercihe yaşadığım şehrin turistik olmaması yani bölge rehberliği yapamamam ve şehir dışına uzun tura çıkmak istememem sebep olmakla birlikte tercümanlık için de çok emek vermiş olmam sebepler arasındadır. Bölüm olarak ikisi kıyaslanamaz zaten tercümanlık çok fazla emek isteyen yazılı çeviri, sözlü çeviri, hukuki çeviri… vs detaya giren biraz zorlayıcı bir bölüm. 7-8 senede okul bitirenler var. Turist rehberliği genel kültüre yönelik mitoloji, arkeoloji, sanat tarihi, dünya mutfağı, 2 farklı yabancı dil, dinler tarihi gibi dersleri olan eğlenceli, kültürel bir bölüm. Tercümanlıkta beni hareketli biri olduğum için masa başında oturmak çok zorladı. Hala da alıştım diyemem.Yani ikisi de sevdiğim meslek. Şuan ki şartlar bunu gerektiriyor.  Bazen sektörün zorluklarından sıkıldığımda düşünüyorum rehberlik yapabilirim diye fakat şimdi öyle bir durum yok.

Şuana kadar nereleri gezme fırsatı buldunuz?Gerek yurt içi gerekse yurt dışı gezileriniz olmuştur.Hangi ülkeleri ve şehirleri beğendiniz? Bu gezilerinizden bahseder misiniz?

18 ülke 100’den fazla şehir gezdim. Avrupa’da Schengen bölgesindeki bütün ülkeleri gezdim. İspanya ve İtalya’yı merak ediyordum. Fakat Paris’e hayran kaldım. Fransa’da Nice ve Paris’e gittim.Eiffel Kulesine çıktım. Leonardo Da Vinci’nin en önemli eseri olan Mona Lisa tablosunun sergilendiği Louvre müzesini ziyaret ettim. Notre Dame Kilisesini gezdim. Yani en çok Fransa’yı beğendim. Kültürel açıdan çok gelişmiş bir ülke. 2. Olarak Franz Kafka’nın şehri Prag beni etkiledi. Masal şehri gibiydi. İşkence müzesi,Dancing House, Franz Kafka Müzesi, Charles Bridge gibi tarihi ve turistik yerleri gezdim. Monaco Monte Carlo da güzeldi. Monte Carlo kumarhaneleriyle ünlü zengin bir şehir. Yemek konusunda gezerken zorlandım. Damak tadıma uymadı. İtalya’da Roma, Floransa ve Venedik’e gittim. Venetik’te gondol turu eğlenceliydi. Floransa açık hava sanat galerisi gibiydi. İnsanları da çok cana yakın. 2-3 kez en iyi yerlerde pizza yememe rağmen pek sevemedim. Beklediğim gibi olmadı ama Tiramisu harikaydı. Bunun dışında Türkiye’de bütün şehirler farklı güzel ve eşi benzeri yok Avrupa’da olan her şeyin gerek tarihi, gerekse doğal güzelliği olarak hepsi, hatta daha güzel örnekleri Türkiye’de mevcut. Herşeyi geçtim bir kere mutfak olarak çok zenginiz. Antep yemeklerini çok seviyorum. Fakat en sevdiğim şehir İzmir. Yurt içindeki gezilerim öğrencilik zamanımda başladı. Turist Rehberliği okurken 2. Sınıfta bölümün uygulama gezisine katıldık. 1. Öğretim ve 2. Öğretimden yaklaşık 80 kişi Türkiye Turu yaptık. Akdeniz’den Karadeniz’e, Ege’den Doğu Anadolu bölgesine kadar bütün tarihi ve turistik yerleri rehber eşliğinde gezdik. Karadeniz’de horon teptik, doğuda halay çektik, şemmame oynadık, İç Anadolu’da Ankara havasına oynadık. Bana göre dünyanın en güzel, en eğlenceli turuydu. Bundan daha güzelini düşünemiyorum. Bi kere ekip şahaneydi, çok yorulduğumuz zamanlarda bile espriler hiç durmuyordu. Bu deneyimi bize yaşatan, tarihi, turistik, dini, sanat, kültür açısından bilgilerini bizimle paylaşan, bize yol gösteren, bölüm hocamız Sayın Adnan Çetinkaya, Esmeralda Turizm sahibi Rehberimiz Emin Özkaya ve diğer rehberimiz Derya Uçar hocalarıma çok teşekkür ediyorum.

Asya, Avrupa, Uzakdoğu ve Amerika ülkelerini karşılaştırdığınızda size göre kültürel bakımdan ne gibi sonuçlar çıkmaktadır?Türkiye’yi bu ülkeler arasında nerde ve nasıl görmektesiniz?

Bana göre kültür çeşitliliği, doğa güzelliği, coğrafi konum, tarihi, turistik ve birçok açıdan Türkiye Dünyanın başkenti. Gezdiğim tüm ülkeler arasında ve diğerleri konusunda bilgi sahibi olduğum kadarıyla kültürel bakımdan en güzel ve yaşanılası ülkedir. Bizim ülkede en önemli sorun eğitim! Zihinlerin değişmesi, gelişmesi gerekiyor.  Okumayan, araştırmayan, sorgulamayan, gezmeyen, dil öğrenmeyen kişilerin yaşadığı ülkenin veya herhangi bir şeyin değerini bilmesi beklenemez. Kendinin bile farkında olamaz. 50 yaşına gelmiş kendini keşfetmemiş çok insan var bu ülkede. Çok fazla aynı tarz kitap okumak sabit fikre odaklar bir süre sonra. Duyduklarımız ile yaşamamız belli bir kalıba girmemizi sağlar. Gezerek de öğrenmeliyiz beyne oksijen gitmeli, stres atmalıyız. Dil öğrenerek bakış açımızı genişletmeliyiz. Bir hobi edinerek veya manevi anlamda neye inanıyorsak ona yönelerek yaradılış amacımızı hatırlayarak günlük stresten uzaklaşıp iç huzuru bulmalıyız. Bunu söylüyorum çünkü yurt dışına çıkıp bir süre orada kalıp Türkiye’ye döndükten sonra daha net anladım toplumun psikolojisi çok fazla yıpranmışve bu yıpranma genlerden gelen zorlu mücadelenin yıpranmasıdır. Duyduklarıyla büyümüş bir toplum var. Okuyanlar, araştıranlar azınlıkta. Bir de bu ülkede belli bir imaj beğeniliyor ve onun arkasına sığınılıyor. Örneğin; K. Atatürk dövmesi yaptırmış bir kişiye Atatürk’ün Nutuk kitabı hakkında birkaç soru sordum. ‘’Ben okumadım bir türlü kısmet olmadı’’ diye cevap verdi. 30 yaşına gelmiş neyin kısmetiacaba?

Bu kadar yoğunluk içinde kendinize,ailenize ve ev işlerine vakit ayırabiliyor musunuz?

Tabii ki vakit ayırabiliyorum. Öyle bir mesleğim olsun ki her zaman işe gitmeme gerek kalmasın demiştim.  Dua yerine geçmiş olmalı, bazen çevirileri evden yapabiliyorum. Çevirmenlik kafa yoran bir meslek, bu yüzden kendime vakit ayırmam gerekli yoluma daha iyi devam etmem için. Boş zamanlarımda ata binmeyi çok seviyorum. 

Son olarak röportajımıza ilave etmek istediğiniz konu var mıdır?

Son olarak dünyada birçok milletten insanla tanışmış, iş yapmış gerekse yurt dışına çıkmış, gezmiş biri olarak net söylüyorum ki Türk milletinin karşısında durabilecek hiçbir millet yok! Adolf Hitler’in bir sözü vardır;‘’ Türkler öyle bir millettir ki, hayatta bir tane bile kalsa devlet kurup intikamını alır’’ bu çok doğru. Bu baskın özellikler her birimizde olduğu için ülke içinde birbirimizi fazla yıpratıyoruz, ayrışıyoruz sonuç olarak. Fakat tarihten günümüze ve dünya tarihinden, şu anki durumuna bakıp genel bir anlamda değerlendirme yaparsak Türkiye’nin aydınlık günleri çok yakın! Ayrışmamayı, birlik olmayı temenni ediyorum.   HAYRETTİN DOĞAN