ABDULLAH AYATA
ABDULLAH AYATA
Giriş Tarihi : 01-12-2019 14:44

ZARGANA

Balık herhalde hayvanların en unutkanı ve ahmak olanıdır. Irmağın, gölün, denizin aynı bölgesine oltanızı atar, kısa zaman içerisinde birkaç tanesini yakalayabilirsiniz. Aynı yerde bulunan öteki balıklar hemcinslerinin nereye gittiklerini sorgulayamazlar. Oltanın ucundaki çengele takılan yemin tuzak olduğunu hesap edemezler. Kendilerine sunulan yiyeceğe düşünmeden saldırırlar.

Bu  sebepten yaşadıklarını, duyup gördüklerini çabuk unutan insanlara ‘balık hafızalı, sazan gibi atlamak’ gibi terimler yakıştırılmıştır. Balıkların içerisinde de en ahmak tür zargana balığıdır. İnce, uzun narin bir yapısı olan bu balık türü diğerlerinden aptal kere daha aptaldır. Eti lezzetlidir. Balıkçılar zargana sürüsüne rastlarlarsa bayram ederler. Zira avlamada fazla zorluk çekmezler.

İnsan olarak başta kendim olmak üzere birçoğumuzun yapısında az da olsa zarganalık vardır. Genellikle, dürüstlüğümüz, iyi niyetimizden yararlanan sözde uyanık tipler, dolandırıcılar tarafında sıklıkla kandırılır, maddi, manevi zararlara uğratılırız. Bazen önemsediğimiz bir yere yardım, kimi zaman falanca kuruluştan hediye kazandınız gibi sebeplerle telefon hattımızdan kontör çekilir. İnternet üzerinden ucuzluğuna aldanılarak satın alınan bazı araç ve tüketim ürünleri sahte veya bozuk çıkar. Emniyet güçlerimizin sıklıkla uyarı yaparak bizleri bilgilendirmelerine rağmen kısa zamanda duyduklarımızı, çevremizde yaşananları unuturuz. Bir arkadaşımızın, komşumuzun yaşamış olduğu mağduriyetin benzerini yaşamak zorunda kalırız.

Yardımlaşma, dayanışma, ekmeğini yoksullarla bölüşme hem inancımız hem de kültürümüzün gereğidir. Soğuk günlerde ayakkabısı delik bir çocuğun isteğini, Allah rızasını anan bir dilenciyi duygularımız istismar edilse de geri çeviremeyiz. Bu durum acıma, insani duygularımızın bedenimizde yaşadığının belirtisidir. Ahmaklık ise bedenimizle birlikte zihnimize yapışan zargaanalıktır.

İsmail, doğduğu köyde ilkokulu düşe kalka, bedenini ve zihnini zorlayarak bitirebildi. Tahsilini devam ettirme gibi bir kaygısı olmadığından bazı yoldaşlarının yaptığı gibi Konya’ya tanıdık inşaatçıların yanına amelelik yapmaya gitti. Çoğunluğu köylüsü olan taşeronlar yanında yaz aylarında kum taşıyıp, harç çekti. Hesaba kitaba fazla aklı ermediğinden ne verdilerse aldı. Yoldaşları birkaç sene içinde işi kavrayıp, sıvacı, boyacı, fayansçı gibi sektörün çeşitli dallarında usta olup fazla yevmiye almaya, hatta kendileri işleri kabala alıp fazla paralar kazanmaya başladılar. O, amelelikten öteye gidemedi. Tanıdıkları acıyıp sahiplenmeseler kış aylarında köyüne dönecek parası bile olmayacaktı. Neyse ki, tanıdıkları çalıştıkları yerlerden ücretini alıp eline sıkıştırarak hakkını korumaya çalıştılar. Askerlik döneminde de uyanık arkadaşları ağır işleri hep ona yaptırdılar.

Askerlik dönüşünde babası ve anasının isteği üzerine komşu köyden tanıdıkları Nuri’nin kızı Hatice ile evlendirdiler. Gelinlerinin uyanık olduğunu düşünerek oğullarını yöneteceğini, evlerini çekip çevireceğini düşünmüşleri. İlk zamanlar oğullarının evliliği istedikleri gibi gidiyor, gelin ocaklarını düzene sokmaya çalışıyordu. Baba Saim iyice yaşlanıp tarlaya, bağa bahçeye gitmekte zorlanmaya başlayınca İsmail’i gurbete göndermeme, köyde kalıp tarla işleriyle geçimini sağlamaya çalışmasına karar aldılar. Birisi Antalya, ötekisi Konya’da yaşayan ağabeylerinin de onayı alınarak durumu kesinleştirdiler. Bundan böyle İsmail sürekli köyde kalacak, anne ve babalarına bakacaktı. Hatta onu teşvik amacıyla büyük iki kardeş ortaklaşa bir traktör alıp köyde kalan küçüklerine hediye ettiler.

İsmail, traktörün gaz ve fren pedalının yerlerini iki ay sonra öğrenebildi. Üç sene içerisinde birçok ufak tefek kazadan sonra traktörle tarla sürmeyi, römork takmayı, bir yerde öteki yere gidip gelmeyi becerir hale geldi. Aradan on sene kadar zaman geçince geçimini sağlar, çevresindekileri memnun eder hale gelmiş, bu arada ikisi erkek üç tane de çocuğu olmuştu.

Anne baba arka arkaya terki dünya edince rehbersiz kalan İsmail perişanladı. Büyükleri, kendisini güvende hissetsin düşüncesiyle kendi hisselerinin de olduğu babadan kalma arazileri küçüklerinin üzerine yaptırdılar. Sadece köyün içindeki bir arsayı, belki ileride yaz aylarında geliriz ev yaptırırız düşüncesiyle kendilerine ayırdılar. Bir süre kendi haline bırakılan İsmail bilinçsiz davranış ve hareketleriyle evine zarar vermeye başladı. Eşinin uyarılarını dikkatlice dinleyip, o doğrultuda çalışıp çabalayacağına söz vermesine rağmen yine de bildiği gibi davranıyordu.

Babasından sonra rençberliği pek beceremedi. Herkes gibi ürün kaldıramaz oldu. Tarlaları tavında sürmüyor, tohumları yerli yerince serpemiyor, lüzumsuz yere sürekli traktöre binip geziyor, bir iş yapmaya kalkınca kırk kişiye danışıyor, söylenilenleri uygulamayı unutuyordu. Her ne kadar kendisine yol göstermek isteyen iyi niyetli insanlar olsa da onların tavsiyelerini uygulamayı beceremiyordu. Bu şekilde üç yıl idare edebildi. Görünürde para edecek mahsulü olmadığından evin geçimi zorlaşmış, kasabadaki petrol istasyonuna yüklüce mazot borcu birikmişti. İşi kurtarmak için tarlalardan birisini gizlice Almancı Hamit’e sattı. Borçlarını ödedi. Sonraki yıllarda kendisine devredilen tarlaları birer birer elden çıkarmaya başladı. Kardeşleri durumu öğrenince çok öfkelenip köye geldiler. İsmail’ söylemedik söz bırakmadılar. Son kez, köyün yaşlılarından Fadime Nine’nin ‘Evinde bir uğursuzluk var. Bir tosun kes, köye ziyafet ver. İşlerin açılsın sözüne,’ uyarak tüm köye ziyafet vermesi ahaliyi şaşkına çevirdi. Birkaç ay geçmesine rağmen değişen şey olmadı. Üstelik yiyecek ekmeğe muhtaç olmaya başladılar.

Kardeşlerinin evini idare edemeyeceğini anlayan büyükleri durumuna oldukça üzülüyordu. Son çare olarak traktörünü satıp parasını eşinin üzerine bankaya yatırdılar. İsmail’de tanıdıkları bir müteahhit aracılığı ile Suudi Arabistan’a işçi olarak gönderdiler. Orada kazandığı para da köydeki eşi Hatice’nin banka hesabına yatıyordu. Bu vaziyette altı yıl gurbette çalışan İsmail birkaç defa memlekete izne geldi. Her gelişinde geri dönmek istemese de eşinin zorlamasıyla tekrar gitmek zorunda kaldı. Altı yıl bu şekilde çalıştıktan sonra bankada şehrin kenar semtlerinden bir daire alacak kadar paraları birikmişti. Ağabeyleri yine duruma el koyup tapusunu hanımının üzerine yaptırdıkları daireye kardeşlerinin taşınmasına, şehre göçmesine yardımcı oldular.

Hatırı sayılı insanları araya koyup, yaşı ilerlemiş olmasına rağmen İsmail’e şehrin belediyesinde geçici temizlik işçisi olarak iş bulmuşlardı. Burada birkaç yıl çalışırsa eski sigortası, yurt dışı primleri yatırılarak emekli olma hakkı elde edebilecekti. Bu yeni işinde park temizleyicisi olarak dört sene daha canını sürüyerek çalışmayı başardı. Pirimler toplanıp, eksik günlerinin parası yatırılıp emekli oldu. Herkes sevinmiş, oh çekmişlerdi. Artık İsmail SSK emeklisiydi.

Maaşına eşi el koymuş, evin geçimini de o üstlenmişti. Evde kalabalık, kullanılmayan eşyalardan birisi haline dönüşmüştü.  Yakın komşuları Selim Efendi tarafından bulunan, arada bir çevredeki zenginlerin bağ evlerinin bahçelerini temizleme ve düzene koyma işine gidiyor, almış olduğu gündeliği akşam döndüğünde hanımının eline sayıyordu.

İş olmadığı günlerde çarşıya gitmesine izin veriliyor, daha doğrusu ayak altında dolaşması istenmiyordu. Çarşıya vardığında, eskiden belediyeden tanıdığı kendisi gibi aynı işte çalışarak emekli olmuş Ferhat’ın takıldığı ganyan bayiine gidiyordu. Kendisine tahsis edilen on liraya orada çay içiyor, ev ahalisi tarafından yasaklanmasına rağmen arada bir kaçak tütün alarak gizlice içiyordu.

Ferhat’ın tavsiyesi üzerine ara işlerinden almış olduğu gündeliği yüz lira alırsa elli, yüz elli lira alırsa yüz gibi rakamlar söyleyip bir miktarını gizlemeyi öğrenmişti. Gizlediği parayla arkadaşıyla birlikte küçük meblağlarda altılı ganyan da oynuyordu. Böylece, ‘ ekürü, apranti,’ benzeri sözcükleri de öğrenmişti. Kendisinin tahmin yapma gibi yeteneği olmadığından hep arkadaşının kararlarıyla yaptıkları altılı ganyan, ikili gibi bahisler hep yatıyor, onlara koşuları izlemenin heyecanından başka şey kalmıyordu.

“Haydi aslanım, ayır da gel!”

“Koçero, haydi bas, bastır koçum!”

“Tuh, yine eşşek geldi!” benzeri, çoğunluğu argo cümlelerle heyecanları sona eriyordu.

Neyse ki fazla parası olmuyordu. Eğer olsa tamamını bir bahse yatırıp zarganalık yaparak tamamını batırması içten bile değildi. En büyük avantajı ise altmış beş yaşını geçerek belediyen otobüslerine ücretsiz binme hakkı elde etmiş olmasıydı.

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 30 14
  • 2 Fenerbahçe 25 14
  • 3 İstanbul Başakşehir 25 13
  • 4 Beşiktaş 24 13
  • 5 Trabzonspor 23 13
  • 6 Galatasaray 23 14
  • 7 Alanyaspor 22 14
  • 8 Yeni Malatyaspor 20 14
  • 9 Göztepe 20 14
  • 10 Denizlispor 17 13
  • 11 Çaykur Rizespor 17 13
  • 12 Gaziantep FK 16 13
  • 13 Gençlerbirliği 14 14
  • 14 Konyaspor 13 13
  • 15 Kasımpaşa 12 13
  • 16 Antalyaspor 12 13
  • 17 MKE Ankaragücü 9 14
  • 18 Kayserispor 7 13
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA