ABDULLAH AYATA
ABDULLAH AYATA
Giriş Tarihi : 26-01-2020 14:29

İÇERİ GİRİYORUM HASAN, DIŞARI ÇIKIYORUM HASAN

Eskiden doğu illerimizde bir hikâye anlatılırdı… Kendi ait bir köyde zengin bir ağa, ailesiyle birlikte yaşıyormuş. Altı oğlu, bir de kızı varmış. Oğullarını hepsini evlendirip şahıslarına evler yaptırarak kendi evinin kenarlarına yerleştirmiş. Köydeki işleri de çocukları arasında paylaştırmış. Her oğlu ve gelini sorumlu oldukları tarım ve hayvancılık alanındaki işlerini eksiksiz yapmaya çalışıyor, gayretle çalışıyor, beraber huzurlu vaziyette yaşayıp gidiyorlarmış. Sağlıkları yerinde, servetleri ise küçümsenmeyecek kadar fazlaymış. Aralarında dışarıdan gelen gelinler haricinde başka köyden gelen yokmuş. Torunların büyük olanları babaları ve amcalarına yardım eder, küçükler genellikle dedelerinin evlerinden çıkmaz onun hanesini şenlendirirlermiş. Ağanın evinde kendi hanımı ve bekar olan küçük kızı kalırmış.

Köyde hiç yabancı yokmuş. Evlatları arasında iş taksimatını yapan yaşlı ağa çalışmaz, genellikle atına binerek çevre köyleri dolaşır, eş dost ziyareti yapar, zaman zaman da çevre köylerdeki fakir, düşkün insanlara yardım edermiş. Bir gün komşu köyden geçerken atının önüne yoksul bir adam geçip;

“Ağam ocağına düşmüşüm, bana yardım et.” Demiş.

“Hayırdır gurban, sıkıntın nedir?” diye sormuş ağa.

“Tarla yok, tapan yok. Dört keçi, iki inekle geçim yapamıyoruz. Vallah halımız perişandır.”

“Benden ne istersin?”

“Oğlum yeni askerden gelmiştir. Senin köyünde ona göre bir iş yok mudur?”

Ağa şöyle bir düşünmüş. Aslında evinde hanımına ve kızına yardım edecek birisini işe almak istiyor ama kızını, evini kimseye emanet edip güveniyormuş. Adamın haline de acımış.

“Hele getir bakam oğlunu, bigörem demiş.”

Adam sevinçle seyirtip evinin sekisinde yatmakta olan oğlunu kolundan tuttuğu gibi ağanın yanına getirmiş.

“İşte, benim oğlum Hasan, “demiş

Ağa Hasan’ı baştan aşağı süzmüş. Sünepe, mızmız, kara kuru bir oğlan. Durum hoşuna gitmiş. Bu çocuktan evime ve kızıma zarar gelmez diye düşünmüş.

“Oğlum, atıma bakar, odunları kırar, eve kuyudan su taşıyabilir misin?” diye sormuş

“Ne iş verirseniz hakkıyla yapmaya çalışırım ağam,” demiş

“Öyleyse düş peşime bizim köye gidiyoruz.”

Hasan ile babası bu duruma çok sevinmişler. Babasının eşeğine binen Hasan ağanın atını peşi sıra binitini sürmeye başlamış. Ağa evine varınca Hasan’ı işe aldığını eşine ve kızına söylemiş. Onlar seslerini çıkarmamışlar. Kızın kardeşleri de Hasan’ı görünce; ‘garibandır, babam iyi etmiş. Zarar verecek birine benzemiyor’ diye düşünmüşler. Hasan’a evin avlusunun içindeki erzak damlarından birisini vermişler. Vakit geçirmeden işe başlatmışlar. Verilen vazifeleri gayretle yapmaya çalışan Hasan kısa zamanda ağa ailesinin gözüne girmiş, evde pişen yemeklerden yiyor, kendine ayrılan yerde yatıp kalkıyormuş. Beş, altı ay bu şekilde çalışmış. Ağa kendisinden memnunmuş. Cebine harçlığını koyup birkaç günlüğüne izin verip köyüne göndermiş. Parayı babasına veren Hasan köydeki ailesini sevindirmiş. İzin süresi dolunca tekrara ağanın köyündeki işine dönmüş.

Kaldığı yerden işine devam etmeye başlamış. Aradan bir yıla yakın zaman daha geçmiş. Bir bahar sabahı ağa uyandığında evin aşağı katındaki odasında yatmakta olduğunu sandığı kızını seslemiş.

“Habibeee! Kahvaltı hazır mı?”

Ses yok…

“Habibeee!...Habibee!.”

Yine cevap alamayınca aşağı inip kızının odasına bakmış. Habibe odasında da yok. ‘Belki ağabeylilerinin birinin evine gitmiştir,’ diye düşünmüş. Hasan’a haber vereyim de bulup getirsin demiş. Avluya çıkmış Hasan’ı aramış. Onu da bulamamış. Hanımının, çocuklarının haberi olmuş. Aramışlar, taramışlar Habibe ile Hasan’ı bulamamışlar. Hiç ummadıkları, beklemedikleri şey akıllarına gelmiş. ‘Bunlar kaçmış olmasınlar,’ diye şüphelenmeye başlamışlar. Şüpheleri doğru çıkmış. Marabaları ile kızları kaçıp Hasan’ın baba evine sığınmışlar.

Hasan’ın anası babası korkudan saklanacak yer aramaya başlamışlar. Ağa küplere binmiş. Çocukları, bacıları ile Hasan’ı öldürme kararı almışlar. Ortalık iyice karışmadan çevre köylerden hatırlı adamlar araya girip kızı kaçan ağayı zor da olsa kaçan kızının evlenmesine razı etmişler. Ağa çocuklarının Hasan ve ailesine kötülük yapmasını engellemiş. Kaderine küsüp kahretmiş. Biricik kızının bu duruma düşmesini kendine yedirememiş.

“Ne hali varsa görsün. Bundan sonra benim kızım yok. Nasıl geçinip yaşarlarsa yaşasın. Adını unuttum. Onlar da benim adımı anmasınlar:” diyerek kaderine kahretmiş.

Ortalık sakinleşip durulunca Hasan’ın kaçırdığı kızı merak eden köyün kadınları onun baba ocağına doluşmuşlar. Bir de ne görsünler. Ay parçası gibi güzel mi güzel, endamlı mı endamlı mükemmel görünümlü masum bir kızcağız. Şaşırıp afallamışlar. Hasan’a kızı hiç yakıştıramamışlar. İçlerinden birisi;

“Anam Hasan’a heç mi bakmaışın, neden kaçtın bununla. Kendine yazık etmişsen:” deyivermiş

Sözleri duyan Habibe;

“Ne bilem anam…İçeri girirem Hasan, dışarı çıkirem Hasan. Başka erkek gördüğümüz mü vardı.”

Bu günlerde emekli Osman Efendi’nin ağanın kızı Habibe’den pek farkı yok. Havalar soğudu, kış bastırdı. Dışarısı soğuk, hava yağışlı. Eve kapanmak zorunda kaldı. Dünya ile iletişimi televizyonla sınırlı. Öğle vaktinde camide görmüş olduğu yüzler, Cılız Cemal, Ürgüplü Hüseyin, emekli Öğretmen  Yelekli Yusuf, Tamirci Bekir ve birkaç komşu simasından ibaret. Okuma, araştırma, herhangi bir sanat, tarım, çiçek, böcek, koleksiyon, tamirat gibi alanlarda ne hobisi ne de becerisi var. Dünyası iki yüz metrelik bir alanla sınırlanmış gibi. Camide Cemal’in kaprislerine, eve geldiğinde eşi Hatice’nin kaprislerine, surat asışına katlanmak zorunda. Hele sürekli olarak hatununun heyecan ve merakla izlemekte olduğu yemek, magazin programları, dizi filmlerin mecburi izleyicisi olmak zorunda kalışı ruhunu daraltıp, sabrını çatlatacak duruma getiriyor. Ev temizliği yapılırken, eve kadın misafirler geldiğinde köşe odaya hapsedilerek sabırla bekleyişe bırakılması, terk edilmişliği, dışlanışı, kendi evinde mülteci muamelesi görüşünü sineye çekmek zorunda. Zira gidecek yeri, sohbet edecek arkadaşı, derdini anlatacağı, duygularını paylaşacağı dostu yok…

Artık köyüne dönüşü düşlemeye başladı. Ah! Hatice’yi razı edebilse hiç durmayacak. Babadan kalma evini tamir ettirip mitili oraya atacak. Her ne kadar kendi akranlarından fazla kimse olmasa da dışarılarda rahat hareket edebilecek, eski komşularını ziyaret edecek. Arada bir köy kahvehanesine gidip çay içecek, tarlaları, bahçeleri dolaşma imkânı bulacak. Gençlerle tanışıp, onların kimin oğulları, torunları olduklarını öğrenecek.  Her ne kadar artık köyler köy olmaktan çıkmış olsa bile yine de havası temiz, komşuluk ilişkileri yüzeysel de olsa devam ediyor. Özellikle çocukluk, gençlik anılarını yaşayabileceği muhit ve mekanların hala yerli yerinde olmaları hayalleri süsleyip, dönüş için planlar yapmasına sebep oluyor…

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Başakşehir FK2346
  • 2Trabzonspor2245
  • 3Galatasaray2345
  • 4Sivasspor2345
  • 5Beşiktaş2440
  • 6Alanyaspor2439
  • 7Fenerbahçe2338
  • 8Göztepe2234
  • 9Gaziantep FK2331
  • 10Gençlerbirliği2327
  • 11Antalyaspor2325
  • 12Yeni Malatyaspor2224
  • 13Denizlispor2324
  • 14Çaykur Rizespor2224
  • 15Konyaspor2321
  • 16MKE Ankaragücü2320
  • 17Kasımpaşa2319
  • 18Kayserispor2316
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA