ABDULLAH AYATA
ABDULLAH AYATA
Giriş Tarihi : 30-10-2019 12:11

HABİP  KÖPRÜSÜ-4

Evden çıkıp ırmak yönüne doğru yürümeye başladılar. Kâmil oldukça heyecanlıydı. Bir an önce köprüye varıp babasının anlatacaklarını duymak için sabırsızlanıyordu. Doğanın dingin sessizliğinin okşarcasına üzerlerine çöktüğü nebatların, Yüzeyleri kahverengi, gri yosunlar tutmuş kayaların yanlarından geçip, yamaçlardaki birbirine nispet yaparcasına uzamış çam ağaçlarını, uzak tepelerin zirve kısımlarına pamuk yığını halinde kümelenmiş beyaz bulutları izleyerek yirmi dakikalık yürüyüş sonrasında ırmak üzerindeki köprüye vardılar. Kuzeyden güneye giriş kısmına dikilmiş, paslanmaya yüz tutmuş levha üzerinde “Habip Köprüsü” yazıyordu.

“Oğlum işte burası Habip Köprüsü.” Dedi babası.

“Levhayı okudum, iyice meraklandım. Buranın önem ve mahiyetini bir an evvel öğrenmek istiyorum.”

“Öyleyse şimdi beni can kulağıyla dinle…” Dedikten sonra içini çeken Mustafa Bey oğluna anlatmaya başladı.

“1918 Yılında Çukurova Fransızlar tarafından işgal edilir. Şu gördüğün köprünün karşı tarafları, yani Zamantı Irmağı sınır olarak belirlenir. İşgal kuvvetleri Kozan’a karargahlarını kurarlar. Tayyarda isimli bir Fransız subayı hem Adana valisi hem de işgal kuvvetleri kumandanı olarak gelip Kozan’a yerleşir. Bunu fırsat bilen kaçak Ermeni komitacılar ve Sevk ve İskân Kanunu ile Halep, Beyrut tarafına gönderilen Ermenilerin de bir kısmı tekrar bölgeye dönerler. Fransızlara rehberlik etmeye, onlarla Türk köylerine, obalarına saldırmaya başlarlar. İnsanlara eziyet etmekten, namuslarını kirletmekten çekinmezler. Tapu dairelerine Fransız görevliler atanır. Bazı Ermeniler gözlerine kestirdikleri geniş, verimli arazileri ( Emval-i Metruke) emanete bırakılmış Ermeni malları olarak göstererek tapularını kendi üzerlerine geçirirler. Bunlardan birisi de Nalbantyan isimli zalim, ceberrut bir Ermenidir. Feke taraflarında geniş bir araziyi gasp eden Nalbantyan büyük bir çiftlik kurar. Adamlarıyla birlikte çevreye korku salmaya başlarlar. Köyleri basar, insanları döver, bazı kadınları dağa kaldırmaya teşebbüs ederler...”

“Çok kötü bir insanmış.”

“Evet oğlum, oldukça zalim bir yaratık… Neyse, O sırada Yörük Honanlı Aşireti Beyi Müsüroğlu ile Hayta Yörük Beyi Deli Habib’in obaları da o taraflarda konaklamaktadır. Nalbantyan bu iki oba beyine ayrı ayrı haber göndererek, “Çiftliğimin çevresinde Yörük denilen aşağılık konar göçer Türkleri görmek istemiyorum. Bir an evvel buraları terk etsinler.” Emrini bildirir. İki bey de onun bu isteğini ciddiye almazlar. Özellikle Deli Habip çok yiğit, cesur, mert bir delikanlıdır. Bilirsin, “deli” Anadolu’da yiğidin ön  adıdır.”

“Biliyorum baba.”

“Önce Müsüroğlu kadınlarına sarkıntılık yapmak isteyen birkaç Fransız askerini öldüresiye dövüp, atlarını alır, elbiselerini çıkartıp yaya olarak gönderir. Sonraki günlerde Hayta Obasına “Acilen buraları terk edin” isteğiyle gelen Nalbatyanın adamlarına Deli Habip, ‘Burası bizim vatanımız. Bize Yüce Osmanlı bile sınır koymadı…Yer yatak. Gök yorgan. İstediğimiz yerde konaklar, dilediğimiz yere göçeriz. Gidin söyleyin Nalbantyan kafirine cesareti varsa kendisi gelip kaldırsın obamızı.’ haberini gönderir.”

“Müthiş bir insanmış.”

“Birkaç gün sonra Nalbantyan on beş kadar adamıyla Deli Habib’in obasını baskın düzenler. Habip ve yiğitleri Onu ve adamlarını dövüp silahlarını ellerinden alırlar. Küfürler ederek bağırıp çağıran Nalbantyan’ı habip silahla vurup öldürür. Yanında ki üç kişiyi de çatışma esnasında öldürüler.”

“Gereğini yapmışlar.”

“Artık onlar için o muhitte barınmak imkânsız hale gelmiştir. Bir an evvel Fransız işgali dışındaki topraklara, bu taraflara geçmeleri gerekmektedir. Zira Tayyarda bu olayı duyunca kalabalık birliğiyle üzerlerine gelecektir. Hemen hazırlanıp, dinlenmeden çala kırbaç buraya kadar ulaşırlar. Üzerinde durduğumuz bu köprüyü geçerek karşı tarafa yerleşirler. Artık kurtulmuşlardır. Bu taraflar işgal bölgesinin dışındadır.

“Şu an üzeninde durduğumuz köprü mü?”

“Evet, tabii ki o zamanlar bu köprü betondan değil…Derme çatma ağaçtan yapılmış vaziyette.”

“Geçmişte çok zor günler yaşanmış baba.”

“Olayı duyan kumandan Tayyarda çılgına döner. Çevresindeki insanlara bağırır, hakaret eder. Beceriksizliklerinden dolayı herkesi suçlamaya başlar. Oba baskınından kaçarak kurtulan Nalbantyan’ın kahyası Fellah Ali’yi yanına çağırıp, adama olmadık küfürler eder. Sonra; ‘O Deli Habip denilen adamın kellesini kim getirirse ona mal ise mal, para ise para, dünyalığını vereceğim. Herkese duyur. Bir an evvel serserinin başını ayaklarımın önünde istiyorum. Çabuk işe koyul.’ Emrini verir.”

Anlatılanların heyecanına kendisini kaptıran Kâmil, “Eee…Sonra ne olmuş?” diye sordu.

“Uzun araştırma ve uğraş sonunda ırmağın bu tarafına gizlice geçen hainler Yahyalı’da Deli Habib’in hareketlerini takip ettirmek için parayla tuttukları başka bir hain bulurlar. Adam bu karda yürüyüp iz bırakmayan tiplerden sinsi birisidir.Gizlice Habib’i izlemeye başlar.Gidip geldiği yerleri sürekli karşı taraflarda dolaşan şahıslara bir arkadaşı aracılığı ile haber verir.Habip ve yoldaşları tedbirlidirler. Arada köprüyü kontrol ederek işlerine ondan sonra gitmektedirler. Bu arada, Adana tarafından canını, namusunu kurtarmak isteyen insanlar sürekli bu taraflara kaçıp yerleşmektedir. Özellikle Develi ilçesi Çukurova’dan gelen insanlarla dolup taşmıştır. Kayseri ve çevresindeki ahali, bu mazlum insanlara kucaklarını açmış, yiyecek ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak için birbirleriyle yarışmaktadırlar. O senenin bahar ayında Deli Habib’in obası da elde ettikleri bütün süt ürünlerini o insanlara bağışlarlar.”

“Ne güzel, erdemli bir davranış.” (Devam Edecek)

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA