ABDULLAH AYATA
ABDULLAH AYATA
Giriş Tarihi : 31-10-2019 11:28

HABİP  KÖPRÜSÜ-5

 “Şimdiki gibi bir bahar gününde Deli Habip başka bir obadaki işini bitirerek şuralarda bir yerde bulunan çadırına bir süre dinlenmek için girer. Obanın erkekleri o an için karşı yamaçlarda bulunan koyunların yünlerini kırpmak için o tarafa gitmişlerdir. Bir süre sonra obanın çocuklarından birisi yanına koşarak gelip soluğu taşmış vaziyette,‘ Habip Emmi!.. Habip Emmi!.. Gördün mü, köprünün bu tarafına Fransız bayrağı dikmişler!..’ Bu sözleri duyan Habib’in kan beynine sıçrar. Düşünmeden bilinçsizce tüfeğini kaptığı gibi o tarafa doğru koşmaya başlar. Köprünün başına geldiğinde, şurada bir yerde dikilmiş olan Fransız bayrağını görür. Bayrağın bağlı olduğu sırığı kaptığı gibi yerinden çıkarır.  Sinirlenmiştir.

“Hangi şerefsiz bu paçavrayı buraya dikti, çıksın ortaya!” diye bağırdıktan sonra, Fransız bayrağını sapıyla birlikte Zamantı’nın akıp gitmekte olan suların atar.

 Tam o sırada karşı tarafta pusuda yatmakta olan istilacıların reisi Fellah Ali’nin ,”Ateeeş!..” Sesi duyulur. Pusudakiler Habib’e ateş etmeye başlarlar. Onlarca kurşun bedenine saplanan yiğit Habip, köprünün üzerinde Kelime-i Şahadet getirerek şehit olur. Bedeni yığılır köprünün tahtaları üzerine yavaş hareketlerle. Kapanmayan gözlerinde görevini yapmanın mutluluk parıltısı ışıldamaktadır. Cesedi bile düşmanı ürkütmektedir. Onun öldüğüne tamamen kanaat getiren Fellah Ali’nin adamlarıkorkarak cesedine yaklaşır, elleri titreyerek acele ile Habib’in başını gövdesinden ayırırlar.Bir torbaya koyduktan sonra kaçıp bölgeden uzaklaşırlar.”

“Eyvaaah!.. Keşke sakin düşünebilseydi zavallı!” diye hayıflandı Kâmil.

“Silah seslerini duyan karşı yamaçta çalışmakta olan oba erkekleri koşarak buraya gelirler. Habib’in başsız gövdesini görünce üzerine kapanıp ağlamaya başlarlar. Feryatlar, figanlar birbirine karışır. Ağıt sesleri Torosların en uç tepelerinde bile yankılanır. Daha sonra kendilerine geldiklerinde cesedi bir kilime sarıp çocuklar ve kadınlara başsız bedeni göstermek istemezler. Oba imamı gelir, cenaze namazı kılındıktan sonra karşı tarafta bir yere defin işlemi yapılır.”

Babasının anlattıklarını dinleyen Kamil’in gözleri yaşarmış, o an geçmişteki olayları yaşıyormuş gibi olmuştu. Bir an dengesini kaybetmiş yıkılacak vaziyette tökezledi. Bunu fark eden babası;

“Aman, dikkatli ol oğlum! Galiba çok etkilendin?”

“Nasıl etkilenmeyim babacığım. Şu an büyük bir kahramanın şehit edildiği köprünün üzerinde duruyorum.”

“Haklısın oğlum, kolay değil.”

 Mustafa Bey devam etti.

“Ertesi gün olay duyulunca, Yahyalı, Develi, Kayseri çevresinde duruma üzülmeyen kimse kalmaz. Oba  kadınları kaybettikleri beylerinin arkasından günlerce ağıtlar yakarlar. Deli Habib’in kalleşçe pusuya düşürülerek şehit ediliş olayı, o sırada Sivas Kongresinde bulunan Mustafa Kemal’e bir şekilde duyurulur. Hiç tanımadığı yiğit bir Yörük gencinin şehit edilişine çok üzülen Kemal Paşa orada şu meşhur sözünü söyler.

‘Arkadaşlar, gidiniz Toros dağlarına bakınız. Orada bir Yörük çadırı görürseniz ve dedumanı tütüyorsa, biliniz ki dünyada hiçbir güç, kuvvet bizi yenemez…’ ”

Kamil’in gözlerinden süzülen yaşlar yüz hatlarından aşağılara inerek göğüs kısımlarını ıslatmaya başlamıştı.

“Babacığım, yoksa bu rahmetli Deli Habip ile bizim bir akrabalık bağlantımız mı var?” diyebildi yavaşça.

“Evet oğlum, Deli Habip benim dedem, senin de büyük deden olur.”

Bu sözler üzerine kendisini iyice bırakan Kâmil hıçkırarak ağlamaya başladı. Onu teselli etmeye çalışan babasının sözlerini duymuyordu bile.

“İşte o günden sonra bu köprüye Habip Köprüsü ismini vermişler. Beni en çok üzen olaylardan birisi de, her yıl bu köprüden yüzlerce insan gelip geçer. Ne yazık ki, içlerinden hiç birisi bu köprü adını nerden almış diye düşünmez, sormaz.”

“Peki baba. Dedemizin mezarının olduğu yer belli mi?”

“Ne yazık ki tam olarak belli değil. Şu karşı taraflarda bir yerde olmalı.”

“Keşke belli olsaydı.”

“Bu sebepten mezarının olacağını tahmin ettiğim alanın vergisini yatırıp maden sahası niyetine kapattım. Ama hiçbir zaman burada maden aranıp dedemin mezarının bulunduğu yerin kazılmasına izin vermeyeceğim. Burayı tamamen ağaçlandırarak orman alanı haline getirmeyi düşünüyorum. O durumda zaten devletimiz buralarda maden ocağı açılmasına izin vermeyecektir.

“Biliyorum baba. Çok asil bir davranış. Geçmişimize, atalarımıza olan saygı ve duyarlılığın için seninle ne kadar övünsem azdır.”

“Sen nerden biliyorsun?”

“Buraya gelmeden önce maden çevredeki maden sahalarının kontrolünü yaptırdım.”

Oğluna sıkıca sarılan Mustafa; “Kimin oğlu ki, işini bilir.”

“Ben de sana bir şey itiraf edeyim. Bu olaydan annenin haberi var. Bu sene sen gelmesen, seni bir şekilde buraya getirene kadar bekleyecektim.”

“Şimdi ne yapacağız baba?”

“Buradan bir ev satın aldım. Ayrıca bize yardımcı olacak temiz bir aile bulup şirket kadromuza geçirdim. Artık annenle birlikte yaz aylarını burada geçirmek, huzurlu bir hayat sürerken bir taraftan da kapattığımız alanı kısa zamanda ağaçlandırmak istiyoruz. Bu konuda bize yardım edecek insanlar bulmakta zorlanmayacağız. Zaten çalışan herkesin ücretini fazlasıyla ödeyeceğimi bilirsin. Şirketin tüm yetkilerini de sana devredeceğim. Burada, seni gördükten sonra iyice büyüyüp, işleri tek başına idare edebileceğine kesin olarak karar verdim.”

“Seni mahcup etmeyecek, yolunda yürüyeceğim. Rahmetli dedemin ormanına her yıl ağaç dikimi zamanında ben de birkaç gün gelip yardım edeceğim.”(SON)

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 30 14
  • 2 Beşiktaş 27 14
  • 3 Trabzonspor 26 14
  • 4 İstanbul Başakşehir 26 14
  • 5 Fenerbahçe 25 14
  • 6 Galatasaray 24 15
  • 7 Alanyaspor 23 15
  • 8 Yeni Malatyaspor 20 14
  • 9 Göztepe 20 15
  • 10 Denizlispor 18 14
  • 11 Gençlerbirliği 17 15
  • 12 Gaziantep FK 17 14
  • 13 Çaykur Rizespor 17 15
  • 14 Kasımpaşa 15 15
  • 15 Konyaspor 14 14
  • 16 Antalyaspor 13 15
  • 17 Kayserispor 10 14
  • 18 MKE Ankaragücü 10 15
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA