ALİ ÖZKANLI
ALİ ÖZKANLI
Giriş Tarihi : 09-10-2019 12:19

GÜLSÜM MENEKŞE

Şükran Hanım, Gülcan’ın teyzesidir. O gün Gülcanlara misafirliğe gelmişti. Gülcan, teyzesinin sohbetini çok severdi. İkram faslı bittikten sonra, teyzesinden bir şey isteyecekti ama çekiniyordu. Gelen misafirden bir şey istemek ayıp olur muydu acaba? Ama teyzesi her geldiğinde Gülcan'a çok güzel hikâyeler anlatırdı. Bu seferde hikâye anlatmasını isteyecekti teyzesinden. Çekine çekine;

“Teyzeciğim, bana yine hikâye anlatır mısın?”

Teyzesi: “Tabi ki Gülcan'ım. Sana bugün öyle bir hikâye anlatacağım ki, ben dinlediğimde çok sevmiş ve etkilenmiştim. Senin de seveceğini düşünüyorum” dedi ve başladı anlatmaya:

“Handan, pembe menekşeyi çok severdi. İki katlı evlerinin bahçesinde bahar geldiğinde açar, misk gibi kokarlardı. Annesi pembe menekşeleri hep duvar kenarına diker ve menekşeler gölgeyi sever derdi. Oysa; öğretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez yaptığını anlatmıştı onlara. Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı. Pembe menekşeler ne tuhaf bitkilerdi.

Her bitki güneşi severken, onlar neden gölgeyi tercih ediyorlar? diye düşündü, durdu Handan.

Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler bu yüzden bu kadar güzeldi. Yaşıtlarından beklenmeyecek bir algıyla, o gün herkesten farklı olursan, bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı. Daha o yıllarda farklı olmak için uğraş vermeye başladı.

İlk, kimsenin yanına oturmak istemediği, ‘Gülsüm'ün yanına oturmak istiyorum öğretmenim’ diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı. Gülsüm bile şaşırmış, şaşkın şaşkın bakıyordu onun yüzüne. Gülsüm, çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi. Handan ise; mühendis Kâmil Bey'in biricik kızıydı.

Öğretmen, pek oturtmak istemedi önce Gülsüm'ün yanına Handan'ı.

Handan, ısrar ediyordu, Gülsüm'ün yanına oturmak için. Daha sonra bir tatsızlık çıkmasın diye öğretmen, Handan'ın annesini çağırdı. Annesi eve geldiklerinde Handan'a sordu:

‘Yavrum neden Gülsüm'ün yanına oturmak istiyorsun?’

Handan cevap verdi:

‘Geçen baharda menekşeleri ekiyorduk ya, o gün sen bana menekşeler güneşi sevmez demiştin. Oysa, her bitki güneşi severdi ama menekşeler farklıydı.

Belki de bu yüzden bu kadar güzeller. Gülsüm'ün yanına kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum. Belki, Gülsüm de güzeldir, onu fark etmek istiyorum’ dedi.

Handan'ın annesinin ağzı açık kalmıştı. Daha ilkokula giden kızının olgunluğuna hayran kalarak:

‘Peki kızım, kimin yanında istersen oturabilirsin’ dedi.

Pazartesi, Handan Gülsüm'ün yanında oturmaya başladı. Hem Handan tedirgindi hem Gülsüm... Birbirleri ile hiç konuşmuyorlardı. Diğer kızlar da soğumuştu Handan'dan. Nasıl Gülsüm gibi dağınık ve bir şeyi iki kere anlatma ile anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemişti?

Doktor Cemal Bey'in kızı Esra'ydı en çok alınan. Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar, Handan ve Esra da böylece birlikte oynuyorlardı her pazar. Nasıl olur da kendi yerine Gülsüm'ü seçerdi? Çok gururu kırılmıştı Esra'nın. Handan ile konuşmuyordu.

Bir gün, Handan ve ailesi, Esralarla dağ köylerinden birinde gerçekleştirilecek bir pikniğe katılmak için sözleştiler.

Handan, gene Esra'nın somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu. İçin için de Gülsüm'e kızmaya başlamıştı, arkadaşları ile arasının bozulmasına sebep olmuştu. Neden sanki bu kadar dağınıktı?Neden her şeyi iki kerede anlıyordu? Yoksa aptal mıydı?

Sonra menekşeleri hatırladı. Hemen düşüncelerinden utandı. Gülsüm, farklı diye yargılamamaları gerekiyordu. Gülsüm'ün kimsenin bilmediği güzelliklerini keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı.

Tam umduğu gibi olmuştu. Esra, somurtarak karşısında oturuyordu. Handan ile konuşmuyordu. Handan, canının sıkkınlığından biraz dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı. Kar da atıştırmaya başlamıştı. Handan karı çok seviyordu. Yürüdü yürüdüyürüdü ve sonunda köye gelmişti.

Bir evin önünde durdu. Evin penceresindeki saksıya gözü ilişti. Gözlerine inanamıyordu, bunlar pembe menekşelerdi. Ama mevsim kıştı ve menekşeler soğuğu hiç sevmezlerdi. Eve doğru bir adım attı, kapıda beliren gölgeyi çok sonra fark etti. Bu sıra arkadaşı Gülsüm idi ve Handan'a gülümsüyordu. İçinin tüm sıcaklığını sesine yansıtıp‘Hoş geldin Handan’ dedi.Sonra biraz ürkek bir ifadeyle ‘Buyurmaz mısın?’ diyerek içeri davet etti.

Handan, şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi ve içeri girdi. Oda, sıcacıktı. Odun sobası her yeri ısıtmıştı. "Menekşeler" diyebildi sadece "Bu soğukta?"

 Gülsüm gülümsedi:

‘Onlar annem için, annem onları çok sever’ Sonra yatakta yatan kadını fark etti Handan.

‘Annen hasta mı?’

Gülsüm:  ‘Evet, iki sene önce felç oldu, ona ben bakıyorum. Bizim kimsemiz yok. Bir tek ineğimiz var, onunla geçiniyoruz ama tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pek vaktim olmuyor’ dedi Gülsüm utanarak.

 ‘Bir de bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum o yüzden de çok yorgun okula geliyorum, dersleri anlamakta güçlük çekiyorum." dedi. Handan'ın gözleri dolmuştu.

Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Bu annesinin sesiydi ve onu arıyordu. Çok merak etmiş olmalıydı. Dışarıya koştu ve annesine sarılıp ağlamaya başladı. Bir müddet sonra "Anne, bu Gülsüm!" diye tanıştırdı sıra arkadaşını.

Beraber Gülsümlere gidip, Gülsüm'ün yaptığı sıcak çorbadan içtiler. 

Handan, annesine   Gülsüm'ün hayatını anlattı ağlayarak,‘Arkadaşım için bir şeyler yapalım anne’ dedi.

O hafta annesi ve Handan, Gülsümlere gidip annesi ve Gülsüm'ü kendi evlerine taşıdılar. Gülsüm, artık Handanlardan okula gidip geliyordu. Ne dağınıktı ne de aptal... Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu.

Seneler geçti. Gülsüm ve Handan bir arkadaş değil, kız kardeştiler artık. Pembe menekşeler Handan'a Gülsüm'ü armağan etmişti. Gülsüm'e ise hem Handan'ı hem hayatı... Seneler sonra ikisi de evlendi. Gülsüm şimdi bir doktor. Handan'dan vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi. Hastalarına vicdanı ile birlikte şifa dağıtıyor. Handan ise; bir öğretmen. Çocuklara farklı olan şeyleri sevmeyi de öğretiyor. Bir kızı var. Adı, Gülsüm Menekşe.

Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha ekledi Handan. Gülsüm Menekşe de teyzesi Gülsüm'ü çok seviyor ve annesine teyzesi için her gün teşekkür ediyor.”

* Sevginize kesinlikle önyargı sokmayın. Ön yargı gören gözü kör eder. Göreceksiniz ki önyargısız bir şekilde yaklaşırsanız her şey sevinceye kadar farklıdır. Sevdikten sonra ise; sevginin dili hep aynıdır.

ARAŞTIRALIM, ÖĞRENELİM

1. Handan’ı diğer arkadaşlarından ayıran farkı neydi?

2. Ön yargı nedir?

3. Bu hikâyenin ana fikri hangi cümle ile ifade edilmiştir?

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Alanyaspor 17 8
  • 2 Trabzonspor 15 8
  • 3 Fenerbahçe 14 8
  • 4 İstanbul Başakşehir 14 8
  • 5 Galatasaray 13 8
  • 6 Sivasspor 12 8
  • 7 Konyaspor 12 7
  • 8 Gaziantep FK 11 8
  • 9 Antalyaspor 11 8
  • 10 Yeni Malatyaspor 10 7
  • 11 Göztepe 9 8
  • 12 Beşiktaş 9 8
  • 13 MKE Ankaragücü 9 8
  • 14 Denizlispor 8 8
  • 15 Kasımpaşa 8 8
  • 16 Çaykur Rizespor 8 8
  • 17 Gençlerbirliği 6 8
  • 18 Kayserispor 4 8
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA