AHMET KARASLAN
AHMET KARASLAN
Giriş Tarihi : 13-12-2019 11:57

GÖMÜRGEN’DE İZ BIRAKANLAR-7

HABİB KARAASLAN

01/10/1921 yılında Gömürgen’de doğdu. Babası köyün imamı olan Hafız Ali Hoca’dır.

Ali Hoca, aynı aşiretten Molla Osman’ın kızı Keziban Hatun ile evlenmiştir. Bu evlilikten ilk doğan çocuk kızdır, doğumdan sonra ölür. İkinci doğumda da kız olunca Keziban Hatun, bu kıza “Yeter” adını koyar. Bunun anlamı “artık kız olmasın!” manasına gelir. Kıza konulan isimden de anlaşılacağı üzere, ailenin özlemi erkek çocuktur. Ama, Keziban Hatun’un “Yeter” demesiyle olmaz. Allah (CC) üçüncü doğumda da bir kız verir.

Ali Hoca’ya çevreden yeniden evlenmesi için baskı ve telkinler yapılır. Onlara göre Keziban Hatun erkek çocuk doğuramayacaktır(?)

Keziban Hatun buna çok üzülür. Gece-gündüz ağlayarak duâ ederek Allah’tan erkek çocuk doğurması için yardım diler. Yedi yıl süreyle kurban keserek fakirlere dağıtır, sadakalar verir. Yedi yıl sonunda aile mutluluğa boğulur. Doğan erkek çocuklarına “Habib” adını koyarlar.

Eğitim Durumu

Beş yaşına geldiğinde babasından Kur'ân-ı Kerim dersleri alır. Babanın amacı, Habib’i kendisi gibi hafız yetiştirmektir. Aşîret içinde adı bu yüzden “Hafız” olarak bilinir. Çoğu kişi, “Habib” adına yabancıdırlar.

Köye üç sınıflı bir ilkokul açıldığında bu okula yazılır. Üçüncü sınıfı tamamladığında alfabe değişikliği nedeniyle “Latin Harfleri” kullanılır. Aynı yıl okul, Latin Harfleri’yle eğitim-öğretime dönünce yeniden birinci sınıftan başlayarak üç yıl daha okur. Okuldaki başarısına tanık olan öğretmenleri, onun ortaokula gitmesi yönünde ısrar ederler. Ancak ailenin eli iş tutan tek erkek evladı olması, Ali Hoca’nın imamlığı, bütün işleri Habib’in küçük omuzlarına yükler. Köyde çiftçilik ve çobanlık yapar. Eğitimi burada sona ererken, babasından aldığı dinî bilgilerle bilgisini artırmaya çalışır.

Şiire Başlaması Ve İlk Şiir

Başından geçen bir olay sonunda, hayata yeniden dönüşün verdiği bir ilhamla ilk şiiri söyler.

1938 yılının temmuz sonlarına doğru Gömürgen’in kuzeydoğusundaki “DAR YOL” adı verilen bölgede sap kağnısı üzerine devrilir. Yanında dokuz yaşlarındaki Gardaşi Hasan bulunmaktadır. Habib kağnının altında ölümle pençeleşirken, nereden geldikleri ve kimlikleri bilinmeyen iki kişinin kağnıyı üzerinden kaldırmaları ile hayata döner. Kendine geldikten sonra kağnıyı kaldıranların kimliğini öğrenmek için peşine düşer. Bütün çabasına rağmen izlerine rastlayamaz. Devrilen kağnının yanına geldiğinde bitkin ve susuzdur. Erciyes’in başındaki bulut gibi kar gözüne ilişince efkârlanır. Orada aşağıdaki ilk şiirini söyler.

 

Kağnı Devrildi

 

Yüce dağ başında görünen kardır,

Benim çekticeğim ah ile zardır.

Dar Yol’un başında tehlike vardır.

Susuz insanlara, kağnı çekene.

 

Teker kayıp gider pek harıl harıl

Pur’a tohum ekene sen fazla darıl.

Dar Yol’un başında sıkıca sarıl,

Soğuk su olmalı orda çökene.

 

Öküz, ayağına bastı aksadı,

Kağnısı devrildi, kendi susadı.

Harmanı Dar Yol’a döktü, yasadı,

Kimseler bakmıyor ora dökene.

 

Der Habib Karaaslan: Beni bağırttı,

Üstüme devrildi, belim ağrıttı.

Bunu iki adam gelip doğrulttu,

“Yetişin imdada öldüm!” derkene.

 

1939 yılında Ankara’ya giderek zamanın ünlü edebiyatçılarından olan Ahmet Kutsi Tecer, Hasan Ali Yücel, Behçet Kemal Çağlar ve Vehbi Cem Aşkun ile tanıştı. Gazi Eğitim Enstitüsü’nde misafir ettikleri Habib’e yeni arkadaşları büyük ilgi ve destek verdiler. Aynı yerde misafir edilen Aşık Veysel Şatıroğlu ile birlikte sohbetlere katıldı. Bu arada halk ozanlarının şiirlerini okuyarak, şiir kültürünü artırdı.

1941 yılında Ahmet Kutsi Tecer’in maddi ve manevi yardımlarıyla ilk kitabı olan “Der Karaaslan” adını verdiği şiir kitabını çıkardı. Kısa sürede tükenen kitabın, aynı yıl ikinci baskısını yaptı. İkinci baskısını yaptığı kitabın önsözü ünlü şair Behçet Kemal Çağlar tarafından yazıldı. Behçet Kemal Çağlar tarafından yazılan önsöz şöyledir:

“HALKTAN BİR SES DAHA

Türk edebiyatı=Halk edebiyatıdır.

Halk şairi, geçmiş asırların mahsulü olarak kalmıyor; yeni halk şairleri de bize halktan ses veriyor.

İşte Bünyanlı Halk Şairi Habib KARAASLAN bunlardan biridir. Bir yıl içinde ikinci kitabını bastırıyor.

Onun mısralarında halkın kalbi çarpıyor ve kafası konuşuyor.

Henüz eski ustaları kadar olgun, sade ve pürüzsüz değildir. Mısralarında şehirde çok dolaşmanın çarpık izleri ve ağızdan dolma intibaları var. Onlardan silkindiği ve şehri şiirinde eritebildiği gün tam muvaffak olacak.

Biz, şiir diye Frenk tesirindeki hezeyan mahsullerini değil; halkın bağrından kopmuş nağmeleri dinlemeye hazırız.”                                                               

         ANKARA-BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR

 

Üç yıllık askerlikten sonra yeniden Ankara’ya dönen Habib, 1945 yılında “Kavalımın Sesi” adlı yeni bir şiir kitabı çıkardı. Urfa Millet Vekili ve Halk Evleri Büro Şefi Ahmet Kutsi Tecer bu kitabı, Talim Ve Terbiye Kurulu Kararıyla Halk Evleri Okuma odalarına satın almayı sağlar.

Milli Eğitim Bakanlığından iş talep eden şairi Bakan Hasan Ali Yücel: “Bir halk şairinin eriyip gitmesine gönlüm razı olmaz!” diyerek Depo ve Tasnif memuru olarak işe alır.

Şiirleri Ülkü Mecmuası, Karagöz Gazetesi’nde yayınlanır. Politikaya ilgi duyar ve siyasi şiirler yazmaya başlar. Edebiyat çevresinden olan arkadaşları, bu tür şiirlerine ilgi göstermezler. Muhalefette bulunan DP. yanlısı gazeteler, bu şiirlerine telif ücreti ödeyerek yayınlamaları, şairi siyasetin içine çeker. İçel Milletvekili Refik Koraltan, bu tür şiirlerini görünce eline bir referans vererek DP. Kayseri İl İdare Kurulu’na gönderir. Kayseri teşkilatı da şairi DP. Genel Merkezi’ne gönderir. Genel Merkezde Celal Bayar, Fuat Köprülü şaire büyük ilgi gösterirler. Celal Bayar, iktidara ağır eleştirileri olan şiirlerini, şaire iktidar tarafından baskı yapılacağı endişesi ile kendisi alır. 1946 Genel Seçimler öncesi Bayar, şairi propaganda yapması için, işinden ayırarak köylere gönderir. Seçimlerdeki aktif çalışmalarından dolayı hakkında şikâyetler yapılır. “Kavalımın Sesi”  adlı kitapta iktidara hakaret unsurları olduğu gerekçesiyle mahkemeye verilip tutuklanır. Mahkeme sonucunda “hakaret unsuru olmadığı” anlaşılarak serbest bırakılır. İşsiz kalan şaire aslen Sivaslı olan zamanın Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer sahip çıkar. Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde işe başlayan şair, okuldaki Marksist çalışmalardan rahatsız olur. Sık sık Bayar ile görüşerek okulda olup bitenleri anlatır. Bayar, 1950 yılındaki seçimlerden çok umutlu olduğunu belirterek, şairin köylerde yeniden propaganda yapmasını teklif eder. “İktidara geldiklerinde daha iyi bir iş vereceklerini” de vaadeder. İkinci kez devlet kapısındaki işinden ayrılan şair, yeniden Anadolu’nun tozlu köy yollarına düşer.

On bir ay süre ile gezen şairin son durağı Güney Doğu Anadolu’dur. Çalışmalarına Urfa’nın Birecik İlçesi’nden başlar. Şairin etkili çalışmasından rahatsız olan iktidarın bölge teşkilatları, onu şikâyet ederler. Bu teşkilât mensuplarının kurduğu komplo sonucu 04/05/1950 tarihinde tutuklanır.  Mahkemede gösterdiği şahitler bile dinlenmez, reddi hakim talebi kabul edilmez, tüm kişilik hakları kısıtlanarak 26/06/1950 tarihinde on iki ay mahkumiyet kararı verilir.

Haberleşmesi engellenmiş, mektuplarına da el konulduğundan şairin nerede olduğunu kimse bilemez. 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimler DP.’ ezici bir çoğunlukla iktidar etmiştir. Celal Bayar Cumhurbaşkanı, Adnan Menderes de Başbakan olmuştur. Dört ay hapis yatan şair, yeni hükümetin 16/07/1950’ de çıkardığı “Af  Yasası” ile tahliye olur.

Serbest kalan şair, doğru Ankara’ya giderek Çankaya köşküne çıkar ve başından geçenleri Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a anlatır. Olaylara çok üzüldüğünü söyleyen Bayar, sabır tavsiyesinde bulunarak en kısa sürede kendisine iş sağlanacağı sözünü verir. Başbakan Adnan Menderes ile görüşmesini söyler.

Menderes ile görüşmesinde ilgi görmeyen şair, maddi yönden büyük sıkıntılar içindedir. Kısa bir sürede iş bulmak çabasını sürdürür.  Eski dostu Remzi Oğuz Arık’ın yardımıyla Milli Eğitim Bakanlığı Neşriyat Genel Müdürlüğü’nde Evrak Memuru olarak göreve başlar.

Yeni işi kendisini bir türlü tatmin etmez. Şairin aklında Cumhurbaşkanının iş vaadi vardır. Bu yüzden Celal Bayar’ı sıkça ziyaret ederek iş dileğini yeniler. 1953 yılında Cumhurbaşkanı, şairi Anadolu Ajansı Umum Müdürü Şerif Arzık’a gönderir. Bu görüşmenin sonunda aynı gün ajansa muhabir olarak alınır. Bir yıl süre ile Anadolu Ajansı’ında “Yurt İçi Gezici Muhabirlik” görevinde bulunur. Anadolu’nun hemen her yerini gezen şairin gözü ülke sınırları ötesindedir. 1954 yılında bu amacına da ulaşır.  “Yurt Dışı Gezici Muhabirlik” görevine atanarak Suriye ve Irak ülkelerini gezer. Özellikle Irak içinde soydaşların yoğun bulunduğu bölgelerdeki Türkler ile görüşür. Onların gizli kurtuluş örgüt toplantılarına katılır. Dışişleri görevlilerinden ilgi görmediklerini belirten soydaşlar, şaire büyük ilgi gösterirler. Soydaşlarımızın Türkiye’ye, Türk Milleti’ne, Atatürk’e, Türk Bayrağı’na candan bağlılıkları onun gözlerini yaşartır. Soydaşlarımız, dış temsilciliklerimizde yaşadıkları ve şahit oldukları bazı olayları, çaresizlik içerisinde şaire şikayette bulunarak bu durumları Ankara’ya bildirmesini isterler.

Şair, olayları aydınlığa kavuşturmak için araştırma yapmak üzere temsilciliğimize gider. Buradaki memurlar tarafından tartaklanır.

Irak’ta gezdiği yerlerde gördüğü olaylarla ilgili bir rapor düzenleyerek, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere TBMM Başkanı Refik Koraltan’a, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları’na, Emniyet Genel Müdürlüğü’ne, Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü’ne, Ankara Valiliği’ne, Samsun Milletvekili Tevfik İleri’ye gönderir. Yurda dönüşünde de birçok bürokrata bu rapordan birer suretini elden verir.

Raporun özünde: Dış temsilciliklerimizin liyâkatsizlikleri, Türk ahlâk ve töresine uygun davranmadıkları, şahsî çıkarlarını ön planda tuttukları, bir çoğunun kaçakçılık işlerine karıştıkları; Kültür Ataşeliğinin bulunmayışının çok büyük eksiklik olduğu, soydaşlarımızın Türkiye’den kültürümüzü yaşatmak için desteklenmesinin önemini anlatarak Ali İhsan Sabis’in[1]  görevden alınmalarına soydaşların çok üzüldüğü bilgilerine yer vermiştir.

Tekrar Yurt İçi Muhabirlik görevine dönen şair, 27 Mayıs 1960 İhtilâli ile işinden olur. 23/06/1960 tarih ve 296 sayılı Milli Birlik Komitesi Kararı gereğince ajanstaki işine son verilir. Yedi yıl çalıştığı işinden çıkışta tazminatı bile ödenmeyen şair, yeniden ekmek peşine düşer. 1967 yılına kadar çeşitli kurumlara iş başvurusu ile ilgili yüze yakın dilekçesi vardır. Başvurulara verilen cevapta “Milli Birlik Komitesi Kararı” engel olarak önüne konur.

01/17/1967 tarihinde mahkeme kararıyla Ankara Çocuk Islahevi Başgardiyanlığı’na başlar. Bir yıl kadar bu görevde kalan şair, işsizler ordusunun ekmek kovalayan bir neferi olur.

Konya Turizm Derneği tarafından 30/10/1967 tarihinde düzenlenen “ Türkiye Geleneksel Âşıklar Bayramı’nda”  Babacığım adlı şiiri ile Şemsi Tebriz-i  şiir ödülünü kazanır. 1969 yılında “Yurt Destanı” adını verdiği üçüncü şiir kitabını çıkarır. Bu kitabın ikinci baskısını Celal Bayar’ın verdiği iki bin lira yardımla yeniden yayınlar.

Hayatı büyük maddi sıkıntılar içinde geçen şair, Ankara’da bulunan Gömürgenlilerin yerleşmesini sağlamıştır. 18/03/1973 yılında Ankara’da vefat etmiştir. Cenazesi çok sevdiği Gömürgen’dedir.

Şiirlerinde doğup, büyüdüğü yörenin ve Anadolu’nun doğal güzelliklerini anlatır. Ayrılık, hasret, gurbet, sıla özlemi, aşk, kahramanlık temalarına yer veririr. 

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 40 18
  • 2 İstanbul Başakşehir 36 18
  • 3 Trabzonspor 35 18
  • 4 Fenerbahçe 34 18
  • 5 Alanyaspor 32 18
  • 6 Galatasaray 30 18
  • 7 Beşiktaş 30 18
  • 8 Göztepe 26 18
  • 9 Yeni Malatyaspor 24 18
  • 10 Gaziantep FK 24 19
  • 11 Çaykur Rizespor 23 18
  • 12 Denizlispor 22 18
  • 13 Gençlerbirliği 21 19
  • 14 Konyaspor 18 18
  • 15 Kasımpaşa 15 18
  • 16 Antalyaspor 14 18
  • 17 MKE Ankaragücü 12 18
  • 18 Kayserispor 10 18
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA