ABDULLAH AYATA
ABDULLAH AYATA
Giriş Tarihi : 09-12-2019 12:08

EN BÜYÜK ZENGİNLİK-2

Mutlaka bu konuda kendisine yardımcı olacaktı. Hemen telefona sarıldı.

“Merhaba Ayhancığım.”

“Merhaba saygıdeğer hocam.”

Kısa hâl hatır sorma işleminden sonra sabah yaşadığı olayı arkadaşına anlatıp durumu özetledi. Ona, marketinden bu aileye en az bir iki ay kadar yetecek gıda temin etmesi durumunda verilecek malların maliyet fiyatlarından parasını ödeme teklifinde bulundu. Bu teklifi kabul etmeyen Ayhan, hazırlayacağı yiyecek, içecek benzeri şeylerden para almayacağını kesin tavrıyla belirtti.

“Yalnız eve akşam hava karardığında gidilecek. O zaman kadının eşi evde olur hem de konu komşu durumu fark etmez diye düşünüyorum sen ne dersin?”

“Çok iyi fikir. Sen o zamana kadar okulda mısın?

“Evet, eve gitmeyeceğim işimizi hallettikten sonra beni eve bırakırsın.

“Anlaştık hocam.”

Gündüzlerin kısa olması sebebiyle akşam okulun kapanmasıyla zaten çoktan havalar iyice kararmış ezan da okunmuş oluyordu. O gün de son ders zili çaldığında cıvıltılı seslerle bir an önce evine ulaşmak isteyen öğrenciler ite kalka merdivenlerden inerek dağılmaya başladılar. Kimisi dışarıda buluna annelerine çantalarını verip öğretmenlerine ‘iyi akşamlar’ dileyerek yola koyuldular. Okul boşalmış, öğrencilerin bir şeyler unutup ulutmadıkları kontrol edildikten sonra yardımcı hizmetliler temizlik işlerine başlamışlardı. Tam bu sırada müdür odasının ışıklarının yanmakta olduğunu gören hizmetli Raif lambayı kapatmak maksadıyla içeri girdiğinde okul müdürünü odasında görünce;

“Siz daha çıkmamışsınız hocam’”

“Evet Raif, biraz işim var. Geç gideceğim. Hem benim sizlerle vedalaşmadan okulu terk ettiğimi hiç gördünüz mü?”

“Haklısınız hocam, size kolay gelsin.”

“İyi akşamlar, merak etme çıkarken lambaları kapatırım.”

Aradan bir

Saate yakın zaman geçtiğinde Ayhan telefon edip okula doğru gelmekte olduğunu, dışarıya beş dakika gibi bir zamanda orada olabileceğini söyledi. Çok geçmeden iki arkadaş buluştular.

“Hoş geldin Ayhan.”

“Sağ ol hocam, ne yaptın?”

“Seni bekliyorum, esas ne yaptın, neler hazırladın?”

“Umarım ihtiyaçlarına hitap edecek şeyler almışımdır. Peynir, zeytin, yağ, şeker, reçel, sucuk, yumurta, kıyma, benzeri şeyleri paketledim. Poşetleri bolca doldurdum. Sanırım dört kişilik aileye iki ay kadar yeter.”

“Sağ olasın. İşin gücün rast gelsin. Yoksulları sevindirmenin sevabını sana anlatacak değilim.

“Ne demek hocam, bugün onlarda belki ayrın biz yardıma muhtaç olabiliriz.”

“Haklısın.”

“Ev nerede?”

“Çok yakın, benim tarifime göre arabayı yönelt.”

Fazla zorlanmadan, kısa zamanda tarif edilen evi bulup kapısını çaldılar.  Kapıyı Selma Hanım açtı.

“ Oooooo.Hocam siz misiniz?”

“Buyurun, buyurun içeride.”

İki odadan oluşan gecekondu evinin giriş kısmındaki yere girdiler. Kendilerine gösterilen kanepeye oturdular. Ortalık oldukça temiz, derli toplu görünüyordu. Göze çarpan önemli bir eşyaları yoktu ama odanın ortasındaki kilim, kanepe örtüleri sade ve temizdi. Önce ev reisi Arif, ‘hoş geldiniz,’ diyerek hatırlarını sordu. Aynı cümleyi eşi tekrarladı. Çocuklar ellerini öpmeye kalktılar ama ikisi de buna izin vermedi. Odanın ortasında yanmakta olan kuzine sobası ortalığı fazla ısıtmıyordu. Yine de küçük piknik tüplerinde hazırlamış oldukları çayı konuklarına ikram ettiler. Kısa süren hâl hatır sormadan sonra Serdar;

“Sabanız iyi ısıtmıyor galiba?” diye sordu.

“Aslında çok kullanışlıdır. Kömürümüz bittiği için odunla iyi ısıtmıyor. Yoksa yemeklerimi, çayımı, hatta ekmeğimi bunun üzerinde yaparım. Keşke şimdi burada yapıp lavaş ekmek ikram edebilseydim.”

“Çay ikramınız yeterli bacım,” dedi Ayhan.

Birer bardak çay içtikten sonra ısrarlarına rağmen ikincisini almadık. Arif’ten bizimle beraber dışarı çıkası teklifinde bulunduk. Hemen ceketini omuzuna alarak bizimle dış bahçe duvarının yanında bulunan arabaya geldi. Otomobilin bagajından çıkardığımız poşetleri ona vermeye başladık. Mahcup şekilde evine taşıdıktan sonra;

“Hocam, sizlere ne kadar sıkıntı ettik. Kusura bakmayın hep hanımımın edepsizliği. Ne olacak iyi kötü idare etmeye çalışıyorduk. Haddinden fazla şey getirmişsiniz.”

Diğer taraftan eşi, “Vallahi çok zahmet etmişsiniz. Bu ne kadar şey böyle.” Diye şükranlarını sunmaya çalıştı. Tekrar eve girip çocukların başını okşadıktan sonra Arif’i dışarıya çağırıp başka istek ve ihtiyacı olup olmadığını sordular. O ise bin bir mahcubiyetle teşekkür ettikten sonra;

“Daha ne ihtiyacımız olacak, bizleri iyice utandırdınız.”

Vedalaşıp ayrılırken Ayhan; “Bekleyin, yatmayın. Az sonra yine uğrayacağız.” Deyiverdi.

Arabaya binip yola çıktığımızda; “Hayrola Ayhan neden geri döneceğiz?”

“Dikkat etmedin galiba hocam?”

“Neye dikkat etmedim?

“Kadın, konuşma arasında sobaları düzgün yanmış olsa, lavaş da yapabileceğini söyledi. Zaten kömürleri bitmiş. Bence bunların unları da yok.

“Haklısın ama gecenin bu saatinde kömür, un bulacak halimiz yok. Yarın ben kömür ihtiyaçlarını temin etmeye çalışacağım. Tanıdığım, hatırımdan çıkmayacak birisi var.”

“Çok güzel, halledemezsen yine bana haber ver, yardımcı olayım. Teşekkür ederim sen gerekeni yaptın. “

“Şimdi ise bunlara bir çuval un getireceğiz. Biliyorsun, benim Esenyurt’taki marketimin yanında bir de pide fırınım var. Oradan un alıp geri döneceğiz

“Bu saatte fırın açık mı?”

“Açık değil, fakat bende anahtarı var. Şimdi doğruca oraya gidip arabaya unu atıyor, getiriyor teslim ederek görevimizi tamamlıyoruz.”

“İyi düşünmüşsün. Çok sağ ol.” (Devam Edecek)

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA