ABDULLAH AYATA
ABDULLAH AYATA
Giriş Tarihi : 08-12-2019 14:46

EN BÜYÜK ZENGİNLİK-1

Aralık ayının soğuk sabahlarından birinde okulda mesai saati başlamak üzereydi. Her gün olduğu gibi yine okul müdürü Serdar ortaokul kısmına, yardımcılarından Mahmut ilkokul bölümüne eksiklik, aksaklık olup olmadığını kontrole gitmişler, öteki yardımcı Yaşar ise geç gelen öğrencilere geç kalma sebeplerini sorarak, mazeretlerini uygun bulduklarına geç kâğıdı vermekle meşguldü. Bu işlem her gün aynı şekilde tekrarlanır, öğretmen ve öğrencilerin aksaksız, huzurlu şekilde derslerine başladığına kanaat getirilince herkes sorumlu olduğu görevinin başına dönerdi.

Müdür Serdar denetimini tamamlayıp binanın ikinci katının merdivenlerinde inip odasına gitmek üzereyken giriş kapısının yan duvarları önünde beklemekte olan genç bir kadın gördü. Haliyle orada bulunuş maksadını öğrenmek istiyordu. Yanına Yaklaşıp;

“Hayrola kardeşim. Bir sorun mu var?” diye sordu.

“Şey hocam…”

“Söyle kardeşim mesele nedir?”
“Utanıyorum müdür bey.”

Başın yerden kaldırmaya, Serdar ile göz göze gelmeye çekiniyordu. Belli ki, lüzumlu lüzumsuz basit meseleler için öğretmenlerin vaktini alan veli tiplerinden değildi.

“Velimizsin galiba, utanmana gerek yok hanımefendi. Buyurun öğretmenler odamıza geçelim. Şimdiye Serap Hanım çayı da hazırlamıştır. Size çay ikram edeyim. Bu arada derdini de anlarız.”

“Olmaz hocam, birisi duyarsa çok mahcup olurum.”

“Sevgili kardeşim, bizler de sizin gibi çocuklarınızın annesi babası konumundayız. Onların sorunlarını birlikte çözeceğiz. Utanmana sıkılmana gerek yok.”

“Sizin odanıza girelim, kimse söyleyeceklerime vakıf olmasın.”

“Peki, siz bilirsiniz.”

Serdar makam odasına girip koltuğuna oturdu. Sıkılgan veli karşı taraftaki sandalyeye ilişti. Hala başı yerde müdüre bakamıyordu. Nöbetçi öğrencinin getirerek ikram ettiği çay bardağını sıkıca tutmuş, içmeye imtina ediyordu.

“Şimdi söyle bacım, sıkıntını?” diye sözü başlattı Serdar.

“Hocam, bizim evimiz şu arka tarafta. Okula uzaklığı yüz metre var yok. Oğlum, ikinci sınıfa gidiyor. Gönül Hanım’ın öğrencisi. Adı Alper. Belki de tanırsın.”

“Görsem tanırım ama şu an için çıkaramadım”

“Bazı zamanlar kayınbabam okula getiriyor. Kendisi emekli imam.”

“Tamam, şu Erzurumlu Hasan Hoca Amca değil mi?”

“Evet odur.”

“Sağ olsun arada yanıma uğrar çayımızı içer. Demen siz onun gelinisiniz”

“Geliniyim. Ne olur anlatacaklarımı başta kayınbabam ve hiç kimse duymasın.”

“Duymaz bacım merak etme.”

“Çok sıkıntıdayız müdür bey, iki gündür çocuğumun beslenme çantasına bir şey koyamıyorum. Evimizde yiyecek ekmeğimiz bile yok desem yalan olmaz.”

Bu sözleri duyunca bünyesinde titremler başlayan Serdar;

“Bu durumunuzdan Hasan Hoca’nın, Gönül Hanım’ın haberi yok mu?” Diye sordu.

“Gönül Hanım henüz fark etmedi. Kayınbabama da söyleyemedik.”

“İnsan babası yerine koyduğu insana derdini anlatmaz mı?”

“Ne yapsın zavallı adam, bize kendi gecekondusunun sırtına yaptırdığı iki odalı yeri verdi. Maaşı az. Küçük kayınım İstanbul’da üniversite okuyor. Ondan küçük iki kız daha var evde. Birisi genç kız, öteki liseye gidiyor. Yetiştiremiyor zavallı adam.”

“Eşin ne iş yapıyor?”

“Mobilyacı yanında çalışıyordu. İyi kötü idare ediyordu. Nisan ayında çalıştığı atölye kapandı. O günden bu zamana iş bulamadı. Yazın bir ara zenginlerin bağlarında ağaçların otlarını falan temizledi. Onlar da kuruyan dallarını bize vererek yakacak odun ihtiyacımızı karşıladılar. Kömürümüz olmadığından yattığımız yer doğru dürüst ısınmıyor. Çocukları hasta etmekten korkuyorum. Evde okula gelen oğlumun küçüğü bir de kızımız var.”

“Belediyeye müracaatınız olmadı mı?”

“Utandık, kendimize Hasan Hoca’nın oğlu fakirin fukaranın hakkından kömür alıyormuş denilmesini istemedik.”

“Eşin nerede şimdi?”

“Çarşıya yürüyerek gitti. Can sıkıntısından dolaşıp duruyor. Buraya onun gelmesini istedim. Kabul etmedi. ‘Sakın sen de gitme!’ diye bana kızdı ama ben her şeyi göze alarak sizinle konuşmayı göze aldım. Kusuruma bakmayın, mecbur kalmasam gelmezdim.”

“Tamam kardeşim, durumun anlaşıldı. Evin yerini tahmin ediyorum ama yine de siz bana adresinizi yazarak verir misiniz?”

Masa takviminden koparılan yaprağa adresini yazan kadın, titreyen elleriyle kâğıdı okul müdürüne uzattı.

“Sizin ve eşinizin ismi neydi?” diye sordu Serdar.

“Benim adım Selma, eşiminki Arif. Kusura bakma zamanınızı aldım kıymetli hocam.”

“Aslında bu durumu öğrendiğim iyi oldu. Eğer anlatmasaydınız üzülürdüm. Akşam evde olursunuz değil mi?”

“Nereye gideceğiz hep evdeyiz.”

“Çok önemli bir aksilik olmazsa akşam evinize geleceğim.”

“Tamam hocam, beklerim. Beni dinlemen bile moralimi düzeltti.”

Müdür odasından, Anadolu kadınlarının saygı unsurlarından olan geri geri hareketlerle dışarı çıkan kadın gittikten sonra müdür Serdar ailenin durumuna oldukça üzülmüştü. Aklına doğmuş olduğu ilçenin yardımlaşma derneği başkanı Ayhan Bey geldi. Onun birkaç marketi, bir de fırını vardı. Yardımseverdi. (Devam Edecek)

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 40 18
  • 2 İstanbul Başakşehir 36 18
  • 3 Trabzonspor 35 18
  • 4 Fenerbahçe 34 18
  • 5 Alanyaspor 32 18
  • 6 Galatasaray 30 18
  • 7 Beşiktaş 30 18
  • 8 Göztepe 26 18
  • 9 Yeni Malatyaspor 24 18
  • 10 Gaziantep FK 24 18
  • 11 Çaykur Rizespor 23 18
  • 12 Denizlispor 22 18
  • 13 Gençlerbirliği 18 18
  • 14 Konyaspor 18 18
  • 15 Kasımpaşa 15 18
  • 16 Antalyaspor 14 18
  • 17 MKE Ankaragücü 12 18
  • 18 Kayserispor 10 18
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA