ABDULLAH AYATA
ABDULLAH AYATA
Giriş Tarihi : 22-10-2019 10:58

EN ACIMASIZ TÖRE-3

Hemen onu bir şekilde durdurup geri çevirmeliydiler. Zaman geçirmeden Hasan Bey’in obasında toplandılar. Bu defa aralarına aksakallı saygın şahsiyetleri de davet ettiler. Göç etmeyen her obadan birkaç temsilci ile bir gün önce yola çıkmış olan kervana yetişerek pişmanlıklarını bildirmek, hatalarını kabullenmek istediler. Hatırlı büyüklerin de ısrarı ile bu işi yapabileceklerini düşündüler. Acele etmeliydiler. Her ne kadar kervan develer ve yüklerden dolayı ağır ilerliyorsa da ertesi sabah erkenden yola çıkarak yoldakilere yetişme kararı aldılar. Sabah namazından sonra hazır olan, yüz kişiden fazla atlı hızla kervanın peşine düştüler.

Böyle bir rica komitesinin Firuz Bey’e hatırlı kişilerle birlikte gelebilecekleri, onu kararından vazgeçirmek için her isteğini kabul edecekleri söylentisi daha önceden beyin kulağına gelmiş, hiç oralı olmamıştı. Zira kararı kesindi.

Yola çıktıkları üçüncü günün kuşluk vaktine doğru kervanın arka tarafında görevli yiğit, atını dörtnala koşturarak ön sıralardaki Firuz Bey’in yanına yetişti.

“Beyim, gerilerden kalabalık bir atlı gurubu geliyor. Galiba bizi durdurmak isteyen hatırlı kişiler.” Dedi.

“Ben de öyle tahmin ediyorum.”

Atını geri çeviren bey, kervanın orta taraflarında küçük oğlu Murat’ın beşiğinin bağlı bulunduğu deveye yanaştı. Beşiği açıp bebeğini içinden çıkardı. Kısa süre uyumakta olan oğlunun masum, nurlu yüzünü izledi. Onun meleksi görünümüne daha fazla bakmaya dayanamadı. Sadece dudakları arasından ‘masum, günahsız, kadersiz evladım,’ sözleri mırıltılar halinde döküldü. Gözlerinden şakaklarına doğru sızan iki damla gözyaşı kızgın demir zerreleri misali korlaşmış, suratını yakarak göğüs kafesine doğru inmeye başlamıştı. Ani bir hareketle çocuğun başını atının üzengisinin kenarına çarptı. Boynu kırılan küçük Murat’ın olduğu yerde canı çıkmış, çırpınıp debelenmeye fırsat bulamamıştı. Bu umulmadık hareketi gören herkes şok olmuş, oldukları yerde donup kalmışlardı.

Bir süre öylece kalan olayın şahitlerinden ilk kendine gelen Aypare Hatun oldu. Hemen yan tarafta binmiş olduğu deveden aşağı düştü. Ayağa kalkıp beyinin ayaklarına sarılarak;

“Katilll!...Vicdansız!...Sen ne yaptın!” Feryat sözleriyle avazı çıktığı kadar haykırmaya başladı.

“Yavruuum!.. Babasının hışmına uğrayan günahsız meleğim!” Aypare Hatun kendini kaybetmiş, hareketlerini kontrol edemez olmuştu. Sarıldığı bebeğinin cesedini bırakmak istemiyor;

“Balam!.. Günahsız sabim!..” Feryatları yeri göğü inletiyordu. 

Firuz Bey, kendisini korku ve şaşkınlıkla izlemekte olan Yoldaşlarına;

“Aypare Hatun’un kucağından çocuğu alın, kendisini bir devenin üzerine bağlayın. Otacılar su içirip yardımcı olsunlar.” Emrini verdi.

Zoraki kucağından çocuğunun cesedi alınan Aypare uzaklaştırılarak uzak taraftaki bir devenin üzerine çıkarılarak sıkıca bağlandı. Çocuğunun cansız bedenini kucağına alan Firuz Bey, son defa hüzünlü şekilde bakıp kokladıktan sonra beyaz kundağıyla birlikte yol kenarına bıraktı. Çocuğun cesedinin başına bir değnek dikerek ucuna kırmızı bez bağladı.

“Haydi, Yoldaşlar hareket ediyoruz! Kervan Yürüsün, yolumuz uzun!” Emrini verdi.

Şaşkın kervan ahalisi bu emir üzerine hareket etmek zorunda kaldı.

Arap atlar gözü yaşlı binicilerinin komutlarını dinlemeksizin, maya develer üzerlerindeki yüklerin ağırlığına aldırmadan başlarını yere eğdirerek hüzünlü adımlarla meçhul iklimlere doğru yol almaya başladılar. Kervandaki her canlı bu beklenmedik ölümün acısını yüreğine hapsederek ilerlemeye çalışıyordu. Dünya hayatı denilen gelip geçici yolculuğun anlamsızlığını daha iyi anlar olmuşlardı. İleriki günlere, yıllara dönük umutlu beklentileri kaybolmuş, hayattan keyif alacak durumları kalmamıştı. Gidiş yönlerinde önlerini aydınlatan parlak Güneş ışıkları kaybolmuş, yerini puslu, gri, kasvetli görüntü almıştı. Kim bilir bundan sonra hangi olumsuzluklarla karşılaşacaklar, hangi kum fırtınalarına yakalanıp, hangi eşkıya saldırılarına uğrayacaklar, hangi bilinmez iklimlerde yollarını kaybedecekler belli değildi. Bu durumda , artık Acem diyarına gitmenin de bir anlamı kalmamıştı ama bir defa yola çıkmışlardı…

Beylerini ikna etme telaşıyla geriden atlarını koşturarak gelen kafilenin öncüleri yarım saat kadar sonra küçük Murat’ın cesedinin bulunduğu yere ulaştılar. Yol kenarındaki ucunda kırmızı bez bağlı sırığı ilk gören İlyas Bey gür sesiyle;

“İleride bir bayrak var galiba!” Diye arka taraftakilere bağırdı.

Atlarını iyice hızlandıran oba temsilcileri ve bilgeler kısa zamanda çocuğun cesedinin bulunduğu yere ulaştılar. Gördükleri manzara karşısında hepsinin nutku durmuş, buz kesmişler, ne yapacaklarını, birbirlerine ne diyeceklerini şaşırmışlardı. Sessizliği ilk bozan yaşlı Koca Mustafa oldu.

“Eyvah!”

“Bu nedir atam?” diye ona sordu İlyas Bey

“Çok geciktik, çook!.. Bu zavallı balayı tanıyan var mı?”

“Beyimizim küçük oğlu Murat. Çok sevimli bir çocuktu.” Dedi birisi.

“Öyle mi? Vah zavallı yavrucak. En acımasız töreye kurban gitti.”

“Ne töresi, böyle töre mi olur atam?” diye sordu İlyas Bey

“Evet, bu çok nadir uygulanan töre, çaresiz durumdaki bir beyin, dünyaya, insanlara küskünlüğünün son demidir. Atalarımızın aşiretine, obasına kırgınlığının en uç noktasıdır. Şimdi Firuz Bey bize demek istiyor ki; sizinle artık tüm bağlarımı kopardım. Dünyevi işlerimi bitirdim. Canımdan bir parçayı öldürecek kadar beni canımdan bezdirdiniz. Sakın beni takip etmeyin. Yanıma gelişiniz savaş sebebidir. Artık yaşadığım müddetçe sizlerle bir araya gelemeyiz. Kan çıkar, kardeş kardeşi katlederiz. Ben sizi unuttum, siz de beni unutun…” Diyerek gerekli açıklamayı yaptı Koca Mustafa.

“Çok yanlış yaptık!”

“Bu sabinin katili bizleriz!”

“Yazıklar olsun bize, çocuğun ölümüne sebep olduk!”

“Vah zavallı, günahsız, bahtsız çocuk!”

“Nasıl kıymış canından bir parçaya!” gibi sözler yükselmeye başladı.

“Artık onu takip etmemize gerek kalmadı. Bu çocuk şehittir. Cenaze namazını kılıp, uygun bir yere defnedelim.

“Yol kenarına yankın yere defnedelim, gelip giden görüp ibret alsın, hem de Fatiha okurlar.

Mezar taşının üzerine adını ve ölüm nedenini de yazalım.” Dedi İlyas Bey.

Onun önerisi kabul edildi.

Hüzünlü bakışlar demlenerek göz pınarlarını doldurdu. Pişmanlığın sebep olduğu dönülmez hatanın kurbanı küçük Murat dualarla mezarına defnedildi.  Defin esnasında atlar saygılarından eşinmeyi, kişnemelerini durdurdular, zaman ilerleyişini durdurdu. Bitkiler, nebatlar başlarını yere eğdiler. Güneş Ana başına kara bulutlar sararak matem havasına girdi. Bu durum Cenuptaki Türkmen obalarını karanlık ve karışık günler beklediğini habercisiydi adeta…(SON)

 

 

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Sivasspor 21 11
  • 2 Fenerbahçe 20 11
  • 3 Trabzonspor 19 11
  • 4 Alanyaspor 19 11
  • 5 İstanbul Başakşehir 19 11
  • 6 Galatasaray 19 11
  • 7 Yeni Malatyaspor 18 11
  • 8 Beşiktaş 18 11
  • 9 Gaziantep FK 15 11
  • 10 Çaykur Rizespor 14 11
  • 11 Göztepe 13 11
  • 12 Konyaspor 13 11
  • 13 Kasımpaşa 12 11
  • 14 Denizlispor 11 11
  • 15 Antalyaspor 11 11
  • 16 Gençlerbirliği 10 11
  • 17 MKE Ankaragücü 9 11
  • 18 Kayserispor 7 11
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA